Aile Hukuku
Soybağının Reddi Davası
Soybağının reddi davası, evlilik içinde doğduğu için nüfusta koca üzerine kaydedilen çocuğun, kocanın biyolojik çocuğu olmadığının tespiti ve bu soybağının ortadan kaldırılması için Aile Mahkemesinde açılan davadır (TMK m. 286). Davayı koca ve çocuk açabilir; koca yönünden süre, baba olmadığını öğrendiği tarihten itibaren 1 yıldır ve bu süre hak düşürücü olduğundan hakim tarafından kendiliğinden gözetilir. Davanın belirleyici delili DNA testidir ve dava kabul edilirse soybağı, doğum tarihine kadar geçmişe etkili olarak ortadan kalkar.

Soybağının reddi davası, aile hukukunun en sarsıcı davasıdır; çünkü konusu bir alacak ya da bir eşya değil, “Bu çocuk benim mi?” sorusudur. Kanun, evlilik içinde doğan her çocuğun babasını koca sayar; buna babalık karinesi denir. Ancak hayat bazen bu karineyi yalanlar ve nüfus kaydı ile biyolojik gerçek birbirinden ayrılır. İşte bu noktada kanun, kocaya ve çocuğa gerçeğe ulaşma hakkı tanır; ama bu hakkı çok sıkı sürelere bağlar: Öğrenmeden itibaren 1 yıl. Meslek hayatımızda gördüğümüz en acı dosyalar, haklı olduğu halde süresi yanlış hesaplandığı için esasa dahi girilmeden reddedilen davalardır. Bu yazıda soybağının reddi davasını kimin, kime karşı, hangi sürede açabileceğini, babalık karinesinin nasıl çürütüleceğini, kayyım zorunluluğunu, dilekçe örneğini ve güncel içtihatları avukat gözünden anlatıyoruz.

Soybağının Reddi Davası Nedir? Babalık Karinesi

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun 285. maddesi bir karine kurar: Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak 300 gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. Bu karine sayesinde evlilik içinde doğan çocuk, hiçbir işleme gerek kalmadan kocanın nüfusuna kaydedilir. Soybağının reddi davası, işte bu karinenin gerçeğe uymadığı hallerde açılır: Koca, çocuğun biyolojik babası olmadığını iddia ederek nüfus kaydındaki soybağının kaldırılmasını ister. Bu dava kamu düzenine ilişkindir; hakim maddi olguları kendiliğinden araştırır ve süreleri kendiliğinden gözetir. Önemli bir ayrım da baştan yapılmalıdır: Babalık karinesinden yararlanmaksızın (örneğin ortada evlilik yokken) kocanın kütüğüne yanlış kaydedilen çocuk yönünden açılacak dava, soybağının reddi değil, nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır; iki davanın süre ve ispat rejimi tamamen farklıdır.

Davayı Kim Açabilir, Kime Karşı Açılır?

  • Koca: Davayı ana ve çocuğa karşı açar. En sık görülen dava biçimidir.
  • Çocuk: Davayı ana ve kocaya karşı açar. Ergin olmayan çocuk adına dava, atanacak kayyım tarafından yürütülür.
  • Diğer ilgililer (TMK m. 291): Dava açma süresi geçmeden koca ölür, gaipliğine karar verilir veya sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybederse; kocanın altsoyu, anası, babası veya baba olduğunu iddia eden kişi, doğumu ve kocanın ölümünü ya da bu durumları öğrenmelerinden itibaren 1 yıl içinde davayı açabilir.
  • Anne: Kanun, anneye soybağının reddi davası açma hakkı tanımamıştır. Annenin bu yöndeki talepleri ancak çocuk adına kayyım eliyle yürütülecek süreçle gündeme gelebilir.

Hak Düşürücü Süreler

Bu davanın en kritik teknik eşiği süredir; süre kaçarsa mahkeme esasa dahi girmez:

  • Koca yönünden: Doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı dönemde başka bir erkekle cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl içinde dava açmalıdır. Kanundaki “her halde doğumdan itibaren 5 yıl” üst sınırı Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir; belirleyici olan öğrenme anıdır.
  • Çocuk yönünden: Ergin olmayan çocuk için süreç kayyım eliyle yürütülür; ergin olan çocuk ise kanun gereği ergin olmasından itibaren 1 yıl içinde dava açabilir. Bu süreye ilişkin Anayasa Mahkemesi iptalleri ve güncel içtihat, somut olayda sürenin hala açık olup olmadığının mutlaka uzman gözüyle değerlendirilmesini gerektirir.
  • Haklı sebep: Gecikmeyi haklı kılan bir sebep varsa 1 yıllık süre, bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar (TMK m. 289/3).

Kritik nokta: Bu süreler zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir; karşı taraf ileri sürmese bile hakim kendiliğinden dikkate alır. “Öğrenme anının” hangi olayla gerçekleştiği ise davanın kilit tartışmasıdır ve güncel içtihat, soyut şüphenin öğrenme sayılmayacağı yönündedir.

İspat: Karine Nasıl Çürütülür? DNA Testi

Kanun ispatı iki senaryoya göre düzenler:

  • Çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse (TMK m. 287): Davacı koca, baba olmadığını ispatla yükümlüdür. Bu ispat, günümüzde fiilen DNA incelemesiyle yapılır.
  • Çocuk evlenmeden önce veya ayrı yaşama döneminde ana rahmine düşmüşse (TMK m. 288): Davacının başkaca delil getirmesi gerekmez; karine kendiliğinden zayıflar. Bu durumda ana veya çocuk, kocanın baba olduğuna ilişkin karşı ispat yoluna gidebilir.

Uygulamada davanın terazisi DNA testidir: TMK m. 284 uyarınca taraflar, sağlık yönünden tehlike yaratmamak koşuluyla bu incelemeye katlanmak zorundadır; haklı sebep olmadan kaçınılması halinde hakim durumu kaçınan taraf aleyhine değerlendirebilir ve gerektiğinde incelemenin zorla yapılmasına karar verebilir. Test, mahkeme kanalıyla Adli Tıp Kurumu veya yetkili resmi kurumlarda yaptırılır.

Kayyım Zorunluluğu

Soybağının reddi davasında çocuğun menfaati ile anne ve babanın menfaati çatışır; bu nedenle ergin olmayan çocuğun davada annesi tarafından temsil edilmesi mümkün değildir. Mahkemece çocuğa bir kayyım atanır ve dava kayyımın katılımıyla yürütülür. Kayyım atanmadan sonuçlandırılan yargılama, tek başına bozma sebebidir ve uygulamada en sık yapılan usul hatalarından biridir.

Soybağının Reddi Davası Nasıl Açılır?

  1. Süre analizi: Öğrenme anı belgelenir (rapor, mesaj, test sonucu gibi) ve 1 yıllık sürenin durumu netleştirilir.
  2. Tarafların doğru belirlenmesi: Koca açıyorsa dava ana ve çocuğa; çocuk açıyorsa ana ve kocaya yöneltilir. Yanlış hasım, bozma sebebidir.
  3. Dilekçenin hazırlanması: Karineyi çürüten olgular (ayrı yaşama, yurt dışında bulunma, tıbbi imkansızlık gibi) somut ve tarihli anlatılır; DNA incelemesi ve kayyım atanması talep edilir.
  4. Davanın açılması: Dava Aile Mahkemesinde açılır; harç ve gider avansı yatırılır.
  5. DNA incelemesi ve karar: Mahkeme kayyım atar, DNA incelemesini yaptırır ve sonuca göre soybağının reddine hükmeder; kesinleşen karar nüfus kayıtlarına işlenir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Soybağının reddi davasında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir; bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi bu sıfatla bakar. Yetkili mahkeme, TMK m. 283 uyarınca taraflardan birinin dava tarihindeki veya çocuğun doğumu tarihindeki yerleşim yeri mahkemesidir.

Soybağının Reddi Davası Özet Tablosu

Soybağının reddi davası temel bilgiler özet tablosu
Konu Bilgi
Hukuki dayanak 4721 sayılı TMK m. 285-291
Davacılar Koca ve çocuk; istisnaen diğer ilgililer (TMK m. 291)
Davalılar Koca açarsa ana ve çocuk; çocuk açarsa ana ve koca
Görevli mahkeme Aile Mahkemesi
Süre (koca) Öğrenmeden itibaren 1 yıl (hak düşürücü, resen gözetilir)
Kayyım Ergin olmayan çocuk için zorunlu
Belirleyici delil DNA testi (katlanma zorunluluğu, TMK m. 284)
Sonuç Soybağı doğuma kadar geçmişe etkili olarak ortadan kalkar

Soybağının Reddi Davası Dilekçe Örneği

Aşağıdaki örnek iskelet niteliğindedir. Bu davada dilekçenin kalbi, öğrenme anının ve karineyi çürüten olguların tarihli, belgeli anlatımıdır.

KÜÇÜKÇEKMECE NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİNE

DAVACI: Ad Soyad (T.C. Kimlik No) – Adres VEKİLİ: Av. Muhammet Sarıkaya – Küçükçekmece / İstanbul DAVALILAR: 1) Ad Soyad (ana) 2) Küçük … (kendisine kayyım atanması talebiyle) KONU: Müvekkil ile nüfusunda kayıtlı küçük … arasındaki soybağının reddi talebidir. AÇIKLAMALAR: Müvekkil ile davalı ana …/…/… tarihinde evlenmiş; küçük … …/…/… tarihinde doğmuş ve babalık karinesi gereği müvekkilin nüfusuna kaydedilmiştir. Ne var ki müvekkil, …/…/… tarihinde (öğrenme olgusu belgesiyle anlatılır) çocuğun biyolojik babası olmadığını öğrenmiş ve işbu dava 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmıştır. Gebe kalma döneminde taraflar fiilen ayrı yaşamakta olup (somut olgular anlatılır) müvekkilin baba olması hayatın olağan akışına göre mümkün değildir. Küçüğe kayyım atanmasını ve taraflar ile küçük üzerinde DNA incelemesi yaptırılmasını talep ederiz. DELİLLER: Nüfus kayıtları, DNA incelemesi, tanık beyanları, seyahat ve mesaj kayıtları ile sair her türlü yasal delil. SONUÇ VE İSTEM: Açıklanan nedenlerle davanın kabulü ile müvekkil ile küçük … arasındaki SOYBAĞININ REDDİNE ve nüfus kaydının buna göre düzeltilmesine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili Av. Muhammet Sarıkaya

Küçükçekmece Boşanma Avukatı

Soybağının reddi davasında tek bir süre hatası, gerçeğe rağmen davanızın reddine yol açabilir. Öğrenme anının ispatı ve usulün kusursuz yürütülmesi için Küçükçekmece ve tüm İstanbul’da Revan Hukuk yanınızda.
Küçükçekmece Boşanma Avukatı

Soybağının Reddi Davası Avukatı Muhammet Sarıkaya

küçükçekmece avukat Av. Muhammet Sarıkaya, İstanbul Barosuna 68766 sicil numarası ile kayıtlı olup Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Aile hukuku, ceza hukuku, miras hukuku, idare hukuku ve tazminat hukuku alanlarında bireysel ve kurumsal müvekkillere danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır. Soybağının reddi davaları; hak düşürücü sürenin başlangıcının ispatı, kayyım usulü, hasım gösterme ve DNA sürecinin yönetimi gibi keskin usul kurallarına tabidir ve bu kuralların her biri tek başına davanın kaderini belirleyebilir. Bu nedenle sürecin en başından itibaren deneyimli bir İstanbul Boşanma Avukatı ile planlanması hayati önem taşır. Av. Muhammet Sarıkaya, güncel mevzuat ve Yargıtay içtihatlarını yakından takip ederek her dosyada müvekkilin somut durumuna özel strateji geliştirmekte; hukukun üstünlüğü, gizlilik ve mesleki etik ilkeleri çerçevesinde çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemektedir.

Davanın Sonuçları: Miras, Nafaka, Nüfus

Soybağının reddine karar verildiğinde çocuk ile koca arasındaki soybağı, doğum anına kadar geriye etkili olarak ortadan kalkar. Bunun pratik sonuçları ağırdır:

  • Nüfus: Çocuk, kocanın hanesinden çıkarılır ve annesinin kütüğüne, annesinin soyadıyla kaydedilir.
  • Miras: Çocuk ile koca arasındaki karşılıklı mirasçılık ilişkisi sona erer.
  • Nafaka ve velayet: Kocanın çocuğa karşı bakım ve nafaka yükümlülüğü ortadan kalkar; velayet annede kalır.
  • Gerçek babayla soybağı: Red kararının kesinleşmesiyle yol açılır: Çocuğun biyolojik babasıyla soybağı, tanıma veya babalık davası yoluyla kurulabilir. Sürelerin bu ihtimale göre planlanması gerekir.

Dava Ne Kadar Sürer, Masrafı Ne Kadardır?

Soybağının reddi davaları; kayyım atanması ve DNA incelemesi süreçlerine bağlı olarak ortalama 1 ila 1,5 yıl sürer. Masraf kalemleri: başvuru ve karar harçları, gider avansı, DNA inceleme ücreti, kayyım ücreti ve avukatla takipte vekalet ücretidir. Dava dosyası e-Devlet üzerinden takip edilebilir. Süre yönünden riskli dosyalarda vakit kaybının kendisi en büyük masraftır; öğrenme anından itibaren takvim işlemektedir.

Soybağının Reddi Davası Emsal Kararlar

Soybağının Reddi Davasında Hak Düşürücü Süre Ne Zaman Başlar? DNA Testi Yapılmadan Öğrenme Kabul Edilebilir Mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/3881, K. 2025/8363, T. 07.10.2025

Dava, koca tarafından açılan soybağının reddi istemine ilişkindir. Davacı, nüfus kaydında çocuğu olarak görünen kişinin biyolojik çocuğu olmadığını ileri sürerek soybağının reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, daha önce görülen boşanma dosyasındaki nüfus kayıt örneğinde çocuğun davacının kızı olarak göründüğünü, bu nedenle davacının çocuktan uzun süre önce haberdar olduğunu kabul ederek TMK m. 289 kapsamında bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davayı usulden reddetmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ise bu değerlendirmeyi hukuka aykırı bulmuş ve kararı bozmuştur. Yargıtay’a göre, soybağının reddi davasında önemli olan husus, kişinin çocuğun kendisinden olmadığı yönündeki kesin öğrenme tarihidir. Sadece nüfus kaydında çocuğun kendi çocuğu olarak görünmesi veya bu konuda şüphe oluşması, hak düşürücü sürenin başlaması için yeterli değildir. Öğrenmenin tereddütsüz şekilde gerçekleşebilmesi için DNA incelemesi gibi kesin nitelikte bir delilin bulunması gerekir. Somut olayda dosyada herhangi bir DNA testi bulunmadan, yalnızca nüfus kaydından hareketle davacının gerçeği öğrendiği kabul edilmiştir. Bu nedenle mahkemenin davayı süre yönünden reddetmesi doğru görülmemiştir. Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Soybağının reddi davasında kocanın, çocuk ile arasında kurulan hukuki soybağını ortadan kaldırabilmesi için TMK m. 286 uyarınca dava açma hakkı bulunmaktadır. Ancak bu dava hakkı sınırsız değildir. TMK m. 289 gereğince dava, kocanın; – Çocuğun doğumunu, – Baba olmadığını, – Annenin gebelik döneminde başka bir erkekle ilişkisinin bulunduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Ancak burada önem taşıyan husus, öğrenme kavramının nasıl yorumlanacağıdır. Yargıtay kararında, kişinin yalnızca şüphelenmesinin veya bazı belgelerden bilgi sahibi olmasının gerçek öğrenme olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Özellikle soybağı gibi kişisel durumları doğrudan etkileyen davalarda, kesin öğrenmenin DNA testi veya eşdeğer nitelikte güçlü bir delille ortaya çıkması gerekir. – Nüfus kayıtlarında çocuğun kişinin çocuğu olarak görünmesi, – Boşanma dosyasına nüfus kayıt örneğinin sunulması, – Çocuğun varlığının bilinmesi tek başına soybağının reddi davası bakımından hak düşürücü sürenin başlamasına neden olmaz. – TMK m. 286: Kocanın soybağının reddi davası açma hakkı – TMK m. 289: Soybağının reddi davasında hak düşürücü süre – TMK m. 282: Soybağının kurulması Karardan Çıkan Hukuki Sonuç: Soybağının reddi davasında hak düşürücü sürenin başlangıcı için yalnızca şüphe yeterli değildir. Kişinin çocuğun biyolojik babası olmadığını kesin olarak öğrenmesi gerekir. DNA testi yapılmadan, yalnızca nüfus kayıtları veya dolaylı bilgiler esas alınarak öğrenmenin gerçekleştiği kabul edilemez. Mahkemeler soybağı uyuşmazlıklarında maddi gerçeğe ulaşmak zorunda olduğundan, DNA incelemesi yapılmadan davanın süre yönünden reddine karar verilemez. Uygulamada Sorulan Hukuki Soru: Soybağının Reddi Davasında Bir Yıllık Süre Ne Zaman Başlar? Yargıtay’ın bu kararına göre, soybağının reddi davasında bir yıllık hak düşürücü süre, kişinin çocuğun kendisinden olmadığını kesin olarak öğrendiği tarihten itibaren başlar. Sadece çocuğun nüfus kaydında kendi çocuğu olarak görünmesi veya bu konuda şüphe oluşması yeterli değildir. Kesin öğrenmenin DNA testi gibi objektif bir delille ortaya konulması gerekir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, soybağının reddi davasında bir yıllık hak düşürücü sürenin ne zaman başlayacağını değerlendirmiştir. İlk derece mahkemesi, çocuğun daha önceki bir boşanma dosyasındaki nüfus kaydında davacının kızı olarak görünmesinden hareketle, davacının durumu uzun süre önce öğrendiğini kabul ederek davayı süre yönünden reddetmiştir. Yargıtay ise bu değerlendirmeyi hukuka aykırı bularak kararı bozmuştur; zira hak düşürücü sürenin başlaması için önemli olan, kişinin çocuğun kendisinden olmadığını kesin biçimde öğrendiği tarihtir. Yalnızca nüfus kaydında baba olarak görünmek veya şüphe duymak süreyi başlatmaz; kesin öğrenmenin DNA testi gibi objektif bir delille ortaya konması gerekir.

Soybağının Reddi Davasında DNA Testi Yapılmadan Karar Verilebilir mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/5895, K. 2024/8360, T. 06.11.2024

Davacı taraf, çocuğun kendisinden olmadığını ileri sürerek soybağının reddi davası açmış ve nüfus kaydının buna göre düzeltilmesini talep etmiştir. Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda dava reddedilmiş, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay incelemesi yapılmıştır. İlk verilen karar, soybağının tespiti amacıyla DNA incelemesi yapılması gerektiği, uyuşmazlığın çözümü için bilimsel yöntemlere başvurulmasının zorunlu olduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkeme bozma kararına uymuş ancak davalıların doku örneği vermemesi ve ulaşılamaması nedeniyle DNA incelemesi yaptıramamıştır. Bunun üzerine davacının sunduğu raporlar ve diğer deliller değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın tekrar temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, öncelikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 292. maddesi kapsamında soybağının tespiti amacıyla kan veya doku örneği alınmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Yargıtay kararında; Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. hükmüne dikkat çekilmiştir. Buna göre DNA testi yapılması, soybağı uyuşmazlıklarında gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından temel bir delil niteliğindedir. Tarafların veya ilgililerin kan ya da doku örneği vermekten kaçınması, mahkemenin DNA incelemesi yapmadan karar vermesini haklı hale getirmez. Yargıtay, davalıların DNA testi için gerekli örneği vermekten kaçınmaları halinde, mahkemenin HMK m.292 kapsamında zor kullanma tedbirlerine başvurması gerektiğini ifade etmiştir. – Gözlem altına alma gibi tedbirlerin uygulanması suretiyle DNA incelemesinin yaptırılması gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay ayrıca, zor kullanma görevini yerine getirmeyen yetkililer hakkında gerekli işlemlerin yapılmasının da değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Somut olayda ise mahkeme, davalılara ulaşılamadığı ve DNA örneği alınamadığı gerekçesiyle inceleme yapmadan davayı kabul etmiştir. Ancak Yargıtay, DNA testi yapılmadan ve soybağı kesin olarak belirlenmeden karar verilmesinin eksik inceleme oluşturduğuna karar vermiştir. Bu nedenle mahkemenin, gerekli işlemleri yaparak DNA incelemesi sonucuna göre karar vermesi gerektiği belirtilmiş ve karar ikinci kez bozulmuştur. Soybağının reddi davalarında DNA testi yapılması zorunlu bir incelemedir. Tarafların kan veya doku örneği vermekten kaçınması halinde mahkeme, HMK m.292 kapsamında zor kullanma tedbirlerine başvurmalıdır. DNA incelemesi yapılmadan yalnızca diğer delillere dayanılarak soybağının reddine karar verilmesi mümkün değildir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, soybağının reddi davasında DNA testi yapılmadan karar verilip verilemeyeceğini ele almıştır. Mahkeme, davalıların doku örneği vermemesi ve kendilerine ulaşılamaması nedeniyle DNA incelemesi yaptıramamış, diğer delillere dayanarak davayı sonuçlandırmıştır. Yargıtay, HMK m. 292 uyarınca soybağının tespiti için kan veya doku örneği alınmasının zorunlu olduğunu; tarafların örnek vermekten kaçınması halinde mahkemenin yakalama, ihzar ve gözlem altına alma gibi zor kullanma tedbirlerine başvurması gerektiğini belirtmiştir. DNA incelemesi yapılmadan yalnızca diğer delillere dayanılarak soybağının reddine karar verilmesini eksik inceleme sayarak kararı bozmuştur.

Çocuğun Annesi Tarafından Açılan Soybağının Reddi Davası Reddedilebilir mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4029, K. 2023/2776, T. 31.05.2023

Dava, soybağının reddi istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, çocuğun annesi tarafından velâyet kapsamında soybağının reddi davası açılıp açılamayacağı ve bu durumda davanın usulden reddedilip reddedilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı …’ın evli olduğunu, bu evlilik içerisinde B.S.’nun dünyaya geldiğini, çocuğun nüfus kaydında baba olarak davalının göründüğünü, ancak çocuğun gerçek babasının davalı olmadığını, bu durumun taraflarca bilindiğini ileri sürerek soybağının reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından, soybağının reddi davasının Türk Medeni Kanunu’nun 286. maddesi gereğince baba ve çocuk tarafından açılabileceği, annenin kendi adına böyle bir dava açma hakkının bulunmadığı gerekçesiyle davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi de, davanın annenin kendi adına açtığı soybağının reddi davası olduğu, annenin bu davayı açma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Dosyanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, öncelikle soybağının reddi davasının hukuki niteliği üzerinde durmuştur. Yargıtay kararında; soybağının, bir kimse ile ana ve babası arasındaki doğal veya hukuki bağ olduğu, çocuk ile anne arasındaki soybağının doğumla, çocuk ile baba arasındaki soybağının ise anne ile evlilik, tanıma, babalık davası sonucu verilen hüküm veya evlat edinme yoluyla kurulabileceği belirtilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 286. maddesi uyarınca, çocuğun da anne ile kocası aleyhine açacağı soybağının reddi davası ile babalık karinesini çürütebileceği ifade edilmiştir. Somut olayda Yargıtay, mahkemenin ve Bölge Adliye Mahkemesinin değerlendirmesinden farklı olarak, davanın yalnızca annenin kendi adına açtığı bir dava olarak kabul edilmesinin doğru olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Yargıtay’a göre; Temsilde hata yapılmış olması davanın reddini gerektirmez. Davanın, şekli olarak anne tarafından açılmış olsa bile, olayın özellikleri dikkate alınarak çocuk adına annesi tarafından velâyeten açılmış bir soybağının reddi davası olarak kabul edilmesi gerekir. Ancak bu durumda anne ile çocuk arasında menfaat çatışması bulunmaktadır. Çünkü anne, çocuğun mevcut soybağının kaldırılmasını istemekte ve bu durum doğrudan çocuğun hukuki durumunu etkilemektedir. – Çocuğa kayyım atanması, – Çocuk yönünden gerekli taraf teşkilinin sağlanması, – Husumetin anneye de yöneltilmesi, – Kayyıma annenin davaya davalı sıfatıyla dahil edilmesi için süre verilmesi Yargıtay, mahkemenin bu usuli işlemleri yapmadan yalnızca annenin dava hakkı olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesini hukuka uygun bulmamıştır. Soybağının reddi davalarında taraf teşkilinin eksiksiz sağlanması zorunludur. Özellikle çocuk adına açılan davalarda, çocuğun menfaatlerinin korunması amacıyla kayyım atanması ve anne ile çocuk arasındaki menfaat çatışmasının giderilmesi gerekir. Bu nedenle Yargıtay, temsilde hata nedeniyle davanın reddedilemeyeceğine, öncelikle usuli eksikliklerin giderilerek taraf teşkilinin sağlanması ve bundan sonra işin esasına girilmesi gerektiğine karar vermiştir. ; çocuğun annesi tarafından açılan soybağının reddi davasında, sırf davanın anne tarafından açıldığı gerekçesiyle dava reddedilemez. Davanın çocuk adına velâyeten açıldığı kabul edilmeli, çocuğa kayyım atanmalı, anne davaya davalı sıfatıyla dahil edilmeli ve taraf teşkili sağlandıktan sonra DNA incelemesi ve diğer deliller değerlendirilerek karar verilmelidir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, çocuğun annesi tarafından açılan soybağının reddi davasının usulden reddedilip reddedilemeyeceğini değerlendirmiştir. Uyuşmazlık, annenin velayeten çocuk adına soybağının reddi davası açması halinde ortaya çıkan temsil ve taraf teşkili sorununa ilişkindir. Anne, hem kendi adına hem de çocuğun yasal temsilcisi sıfatıyla hareket ettiğinde çıkar çatışması doğabileceğinden, çocuğa kayyım atanması ve taraf teşkilinin buna göre sağlanması gerekir. Yargıtay, bu usuli gerekliliklere uyulmadan verilen kararı kaldırarak ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

Kocanın Sağ Kalan Eşi Soybağının Reddi Davası Açabilir Mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/2975, K. 2023/2609, T. 23.05.2023

Dava, soybağının reddi istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; kocanın sağ kalan eşinin soybağının reddi davası açma hakkının bulunup bulunmadığı, bu nedenle davanın esasına girilip girilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin … ile 20.11.2003 tarihinde evlendiğini, eşinin 14.12.2016 tarihinde vefat ettiğini, davalı …’in müteveffanın eski eşi olduğunu, davalı çocuğun ise başka bir kadın tarafından dünyaya getirildiği halde müteveffa eşinin çocuğu olarak nüfusa kaydedildiğini ileri sürerek nüfus kaydının düzeltilmesini ve soybağının reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda, alınan DNA incelemesi ile müteveffa kişinin davalı çocuğun biyolojik babası olmadığının tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne ve soybağının reddine karar verilmiştir. Karara karşı yapılan istinaf başvuruları Bölge Adliye Mahkemesi tarafından reddedilmiş, bunun üzerine dosya temyiz incelemesi için Yargıtay 2. Hukuk Dairesi önüne gelmiştir. Yargıtay öncelikle soybağının reddi davasında dava açma hakkı bulunan kişileri değerlendirmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 286. maddesi uyarınca soybağının reddi davası, koca ve çocuk tarafından açılabilir. Bunun yanında TMK m.291 hükmünde, kocanın ölümü halinde belirli kişilere dava açma hakkı tanınmıştır. Kanun hükmüne göre; dava açma süresi geçmeden önce kocanın ölmesi, gaipliğine karar verilmesi veya sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi halinde; – Kocanın altsoyu, – Kocanın annesi, – Kocanın babası, – Baba olduğunu iddia eden kişi soybağının reddi davası açabilir. Yargıtay, bu düzenlemelerin sınırlı sayıda (tahdidi) olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle kocanın sağ kalan eşine, kocanın ölümünden sonra soybağının reddi davası açma hakkı tanınmamıştır. Yargıtay kararında özellikle; Kocanın eşine bu davayı açma hakkı tanınmadığı, bu nedenle kocanın eşinin aktif dava ehliyetinin bulunmadığı açıktır. şeklinde değerlendirme yapılmıştır. Dosyada davacı, vefat eden kocanın eşi sıfatıyla soybağının reddi davası açmıştır. Ancak Yargıtay’a göre davacının bu davayı açma konusunda kanuni yetkisi bulunmamaktadır. Aktif dava ehliyeti, bir kişinin belirli bir davayı açabilme ve talepte bulunabilme yeteneğidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesi uyarınca aktif dava ehliyeti bir dava şartıdır. Dava şartları ise mahkeme tarafından yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınabilir. Bu nedenle, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığının anlaşılması halinde mahkemenin işin esasına girerek karar vermemesi, davayı usulden reddetmesi gerekir. Somut olayda mahkeme tarafından DNA incelemesi yaptırılarak davanın esasına girilmiş ve kabul kararı verilmiş ise de Yargıtay, öncelikle dava açma hakkının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Soybağının reddi davasında kanunda açıkça belirtilen kişiler dışında kalan kişilerin dava açma hakkı bulunmamaktadır. Kocanın sağ kalan eşi, TMK m.291 kapsamında sayılan kişiler arasında yer almadığından aktif dava ehliyetine sahip değildir. Bu nedenle mahkemece, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, DNA incelemesi yapılarak işin esasına girilmesi ve hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. Kocanın sağ kalan eşi, kocasının başka bir çocukla arasındaki soybağının kaldırılması amacıyla soybağının reddi davası açamaz. Soybağının reddi davası yalnızca Türk Medeni Kanunu’nda belirtilen kişiler tarafından açılabilir. Aktif dava ehliyeti bulunmayan kişinin açtığı dava, mahkemece işin esasına girilmeden usulden reddedilmelidir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, kocanın ölümünden sonra sağ kalan eşinin soybağının reddi davası açıp açamayacağını değerlendirmiştir. Soybağının reddi davasını açma hakkı kural olarak kocaya ve çocuğa tanınmıştır; kanunda sayılan sınırlı haller dışında bu dava başkalarına tanınmamıştır. Yargıtay, TMK’nın ilgili hükümleri çerçevesinde, sağ kalan eşin kendi adına soybağının reddi davası açma ehliyetinin bulunmadığını belirtmiş ve mahkemenin işin esasına girmeden davayı usulden reddetmesi gerektiğini vurgulayarak kararı bozmuştur.

Soybağının Reddi Davasında Şüphe Hak Düşürücü Süreyi Başlatır Mı?

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2020/2220, K. 2020/6984, T. 10.11.2020

Karara konu olayda davacı baba, evlilik birliği içinde doğan çocuğun biyolojik babası olup olmadığı konusunda eşinin evlilik sürecindeki davranışları nedeniyle ciddi şüphe duyduğunu belirterek soybağının reddi davası açmıştır. İlk Derece Mahkemesi ise davacının bu şüpheyi yıllar önce öğrendiği gerekçesiyle TMK m.289 uyarınca davanın bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını kabul etmiş ve davayı usulden reddetmiştir. Bu karar istinaf incelemesinde de korunmuştur. Dosyanın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay, öncelikle soybağının reddi davalarında hak düşürücü sürenin şüphe ile değil, öğrenme ile başlayacağını vurgulamıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 289. maddesi, kocanın davayı çocuğun kendisinden olmadığını veya annenin gebelik döneminde başka bir erkekle cinsel ilişki yaşadığını öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde açmasını öngörmektedir. Ancak burada geçen öğrenme, yalnızca söylentiye veya kuşkuya dayanamaz. Yargıtay kararında, yerleşik içtihatlara göre öğrenmenin çoğu zaman yargılama dışında yaptırılan bir DNA testi ya da benzeri bilimsel bir tespit ile gerçekleşeceği, buna karşılık annenin sadakatsiz olduğuna ilişkin iddiaların, dedikoduların veya tanık anlatımlarının tek başına öğrenme anlamına gelmeyeceği açıkça ifade edilmiştir. Somut olayda boşanma dosyasında annenin başka bir erkekle görüldüğüne ilişkin tanık anlatımları bulunmakla birlikte, taraf tanıklarının beyanlarının birbirini doğrulamadığı, davacının da dava dilekçesinde yalnızca eşinin davranışlarından dolayı şüphelendiğini belirttiği görülmüştür. Ayrıca davadan önce bu şüpheyi doğrulayacak herhangi bir DNA testi veya bilimsel inceleme yaptırılmamıştır. Bu nedenle oluşan kanaatin yalnızca şüphe düzeyinde kaldığı, bilimsel doğruluğa ulaşmadığı ve öğrenme olgusunun gerçekleşmediği değerlendirilmiştir. Yargıtay, şüphe ile öğrenme kavramlarının birbirinden farklı olduğunu, hak düşürücü sürenin ancak biyolojik babalık konusunda kesin veya bilimsel nitelikte bilgi edinildiğinde işlemeye başlayacağını özellikle vurgulamıştır. Başka bir ifadeyle, eş hakkında ortaya çıkan söylentiler veya sadakatsizlik iddiaları tek başına TMK m.289’daki bir yıllık sürenin başlaması için yeterli değildir. Bu nedenle mahkemenin davayı yalnızca hak düşürücü süre nedeniyle reddetmesi hukuka uygun bulunmamıştır. Öncelikle davanın esasına girilmesi, gerekli delillerin toplanması, gerekiyorsa DNA incelemesi yaptırılması ve biyolojik soybağının bilimsel yöntemlerle araştırılması gerekirken, yalnızca şüpheye dayanılarak sürenin geçtiği kabul edilerek davanın reddedilmesi isabetsiz görülmüştür. Yargıtay bu gerekçelerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararını kaldırmış, İlk Derece Mahkemesi kararını ise bozmuştur. Soybağının reddi davasında şüphe hak düşürücü süreyi başlatır mı? Bu kararın ortaya koyduğu en önemli ilke, soybağının reddi davasında şüphenin veya söylentinin tek başına hak düşürücü süreyi başlatmayacağıdır. Bir yıllık dava açma süresi, ancak baba olmadığının bilimsel veya kesin şekilde öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. DNA testi, yargılama dışı babalık raporu veya benzeri güvenilir bilimsel veriler bulunmadıkça yalnızca kuşkuya dayanılarak davanın süre yönünden reddedilmesi mümkün değildir. Bu nedenle mahkemelerin öncelikle öğrenme tarihini somut delillerle belirlemesi, ardından davanın esası hakkında inceleme yapması gerekmektedir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, soybağının reddi davasında salt şüphenin hak düşürücü süreyi başlatıp başlatmayacağını değerlendirmiştir. Davacı baba, eşinin davranışları nedeniyle çocuğun biyolojik babası olmadığından şüphe duyduğunu belirterek dava açmış; ilk derece mahkemesi ise bu şüphenin yıllar önce edinildiği gerekçesiyle davayı süreden reddetmiştir. Yargıtay, şüphe, söylenti veya kuşkunun tek başına ‘öğrenme’ sayılamayacağını; bir yıllık sürenin ancak babalığın gerçekte reddine dayanak olacak kesin öğrenmeyle başlayacağını belirtmiş ve mahkemenin işin esasına girerek inceleme yapması gerektiğine hükmetmiştir.

Soybağının Reddi Davasında Taraf Teşkili Sağlanmadan Dava Usulden Reddedilebilir Mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/9254, K. 2023/1158

Karara konu olayda davacı, nüfus kayıtlarında kardeşi olarak görünen kişinin gerçekte farklı bir babadan dünyaya geldiğini ileri sürerek soybağının reddi talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi ise davalının annesinin vefat etmiş olması nedeniyle mirasçılarının davaya dahil edilmediğini belirterek pasif husumet yokluğu gerekçesiyle davayı usulden reddetmiştir. Yargıtay, taraf teşkilini sağlama yükümlülüğünün mahkemeye ait olduğunu açıkça ifade etmiştir. Her ne kadar davacı, dava dilekçesinde davalıların adreslerini bildirmek ve gerekli tebligat giderlerini yatırmakla yükümlü olsa da, davalıların adreslerinin bilinmemesi veya bildirilen adrese tebligat yapılamaması durumunda mahkeme pasif kalamaz. Bu durumda mahkeme; zabıta araştırması yaptırmalı, MERNİS kayıtları ve diğer kamu kurumlarından adres bilgisi istemeli, dosyadaki tüm bilgi ve belgelerden yararlanarak davalıların güncel adreslerini resen tespit etmeli ve tebligat işlemlerini tamamlamalıdır. Kararda ayrıca mahkemenin, kendi görev alanına giren bu işlemler için davacıya kesin süre veremeyeceği de özellikle belirtilmiştir. Mahkeme ancak davalıların adresleri tespit edildikten sonra gerekli tebligat masraflarının yatırılması için davacıya süre verebilir. Bunun dışında, taraf teşkilinin sağlanmasına ilişkin araştırma ve tebligat işlemlerinin yerine getirilmesi doğrudan mahkemenin sorumluluğundadır. Somut olayda davacı, mahkemenin istediği şekilde veraset ilamını dosyaya sunmuş olmasına rağmen, mirasçılara dava dilekçesi tebliğ edilmeden ve taraf teşkili tamamlanmadan davanın usulden reddedildiği görülmektedir. Yargıtay, mirasçıların davaya usulüne uygun şekilde dahil edilmesi, kendilerine dava dilekçesinin tebliğ edilmesi ve savunma haklarının kullandırılması sağlandıktan sonra yargılamaya devam edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu işlemler tamamlanmadan verilen usulden ret kararının hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu karar, özellikle soybağının reddi davası, taraf teşkili, mirasçıların davaya dahil edilmesi, veraset ilamı, tebligat işlemleri, pasif husumet, kesin süre, mahkemenin resen araştırma yükümlülüğü ve adil yargılanma hakkı bakımından önemli bir içtihat niteliğindedir. Yargıtay, mahkemelerin taraf teşkilini sağlama konusundaki yükümlülüğünü yerine getirmeden davayı usulden reddedemeyeceğini açıkça ortaya koymuş ve eksik taraf teşkili nedeniyle verilen kararın bozulmasına hükmetmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, soybağının reddi davasında taraf teşkili sağlanmadan davanın usulden reddedilip reddedilemeyeceğini değerlendirmiştir. Davalı konumundaki kişinin annesinin vefat etmiş olması nedeniyle mirasçıları davaya dahil edilmemiş, ilk derece mahkemesi de pasif husumet yokluğundan davayı reddetmiştir. Yargıtay, taraf teşkilini sağlama yükümlülüğünün mahkemeye ait olduğunu; eksik taraf teşkili halinde davayı hemen reddetmek yerine, gerekli kişilerin davaya dahil edilerek teşkilin tamamlanması gerektiğini vurgulamış ve kararı bozmuştur.

Soybağının Reddi Davasında Dava Dışı Kişiye Husumet Yöneltilmesi Gerekebilir Mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2010/3512, K. 2010/6547, T. 05.04.2010

Karara konu olayda çocuk, nüfus kayıtlarına evlilik dışı çocuk olarak annesinin beyanı üzerine tescil edilmiş olmasına rağmen, yerel mahkeme resmi kayıtlarla çelişen bir değerlendirme yaparak davayı reddetmiştir. Yargıtay ise resmi sicilde yer alan kayıtların kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan değiştirilemeyeceğini ve bu kayıtlarla çelişen bir hüküm kurulamayacağını vurgulamıştır. Kararda, öncelikle çocuğun doğumunun gerçekten evlilik dışı doğum niteliğinde olup olmadığının araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda annenin isticvap edilmesi, doğumun bir sağlık kuruluşunda gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesi ve varsa doğum belgesinin dosyaya getirtilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Eğer doğumun resmi kayıtlarda belirtildiği şekilde evlilik dışı olduğu anlaşılırsa, nüfus kayıtlarındaki doğum tarihinin düzeltilmesi yoluna gidilemeyeceği gözetilerek davanın esası hakkında değerlendirme yapılmalıdır. Bununla birlikte Yargıtay, olayın niteliğine göre çocuğun kayyımı tarafından açılan babalık davasının içerisinde aynı zamanda soybağının reddi talebinin de bulunduğunu kabul etmiştir. Bu nedenle annenin boşandığı eski eşinin hukuki durumunun doğrudan etkileneceği hâllerde, bu kişiye de husumet yöneltilmesi gerektiği belirtilmiştir. Dava dışı kalan eski eş davaya dahil edildiğinde, onun göstereceği deliller de toplanmalı, ayrıca bu kişi ile çocuk arasında DNA incelemesi (genetik örnekleme) yaptırılarak biyolojik bağ bilimsel yöntemlerle ortaya çıkarılmalıdır. Yargıtay, yalnızca mevcut delillerle karar verilmesini yeterli görmemiş; DNA incelemesi, tarafların tüm delillerinin toplanması, resmi kayıtların hukuki niteliğinin değerlendirilmesi ve davadan etkilenecek kişilerin tamamının yargılamaya dahil edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu araştırmalar yapılmadan verilen kararın eksik incelemeye dayandığını belirterek yerel mahkeme kararını bozmuştur. Bu karar, özellikle soybağının reddi davası, babalık davası, husumet, evlilik dışı çocuk, DNA incelemesi, genetik örnekleme, resmi sicil kayıtları, nüfus kaydı, kayyım, doğum belgesi ve eksik inceleme konularında uygulamaya yön veren önemli Yargıtay kararlarından biridir. Karar, soybağına ilişkin uyuşmazlıklarda davadan etkilenecek tüm kişilerin yargılamaya dahil edilmesi ve biyolojik gerçeğin bilimsel yöntemlerle ortaya çıkarılması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, soybağının reddi davasında resmi nüfus kayıtlarının önemini ve dava dışı kişiye husumet yöneltilmesi gereğini ortaya koymuştur. Çocuk, nüfusa evlilik dışı çocuk olarak annenin beyanıyla tescil edilmiş; yerel mahkeme ise resmi kayıtlarla çelişen bir değerlendirme yaparak davayı reddetmiştir. Yargıtay, resmi sicildeki kayıtların kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan değiştirilemeyeceğini ve bu kayıtlarla çelişen hüküm kurulamayacağını belirtmiş; öncelikle doğumun gerçekten evlilik dışı olup olmadığının araştırılması ve gerektiğinde ilgili dava dışı kişilere husumet yöneltilerek gerçeğin ortaya çıkarılması gerektiğini vurgulamıştır.

Soybağının Reddi Davasında Bağlantılı Davalar Birleştirilmeden Karar Verilebilir Mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/1213, K. 2024/2053, T. 25.03.2024

Soybağının reddi davalarında aynı hukuki ilişkiyi konu alan ve sonucu birbirini etkileyebilecek başka bir dava bulunuyorsa, mahkemenin bu dosyaları birlikte değerlendirmesi gerekir. Aksi halde eksik inceleme ile karar verilmiş olur. İncelenen kararda davacı, davalının ortak murisin biyolojik çocuğu olmadığını ileri sürerek soybağının reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Ancak temyiz aşamasında davacı vekili, aynı kişi hakkında davacının kardeşi tarafından daha önce açılmış başka bir soybağının reddi davası bulunduğunu ve bu davada soybağının reddine karar verildiğini ileri sürmüştür. Yargıtay, yaptığı incelemede her iki davanın da aynı kişi ile ortak muris arasındaki soybağı ilişkisinin reddine yönelik olduğunu, dolayısıyla davalar arasında açık bağlantı bulunduğunu tespit etmiştir. HMK’nın 166. maddesi uyarınca biri hakkında verilecek kararın diğer davayı etkileyebilecek nitelikte olması halinde davaların birleştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu nedenle öncelikle bağlantılı dosyanın getirtilmesi, iki davanın birleştirilmesi ve özellikle TMK’nın 291. maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin her iki dosya birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu inceleme yapılmadan davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Yargıtay, bağlantılı dosya dikkate alınmaksızın verilen kararın eksik incelemeye dayandığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararını kaldırmış ve ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, birbiriyle bağlantılı soybağı davalarının birleştirilmeden karara bağlanıp bağlanamayacağını değerlendirmiştir. Aynı hukuki ilişkiyi konu alan ve sonucu birbirini etkileyebilecek davaların ayrı ayrı görülmesi, çelişkili hükümler doğmasına yol açabilir. Yargıtay, bu tür bağlantılı davaların birleştirilerek birlikte görülmesi ve delillerin bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş; birleştirme yapılmadan verilen kararı kaldırarak ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

Yanlış Beyanla Oluşturulan Nüfus Kaydı Soybağının Reddi Davası Sayılır Mı?

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/121, K. 2017/470, T. 19.01.2017

Yanlış beyan üzerine bir kişinin gerçekte çocuğu olmadığı bir kişinin nüfus hanesine kaydedilmesi halinde açılan dava, soybağının reddi davası değil, yanlış beyana dayalı nüfus kaydının iptali davası niteliğindedir. Bu ayrım, davanın tabi olduğu usul ve süre bakımından büyük önem taşır. İncelenen kararda davacı, babasının gerçekte hiç bulunmayan bir kızının nüfusa kaydedildiğini ileri sürerek bu kaydın iptalini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi ise davayı soybağının reddi davası olarak değerlendirmiş ve TMK’nın 291. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Yargıtay, dosyadaki nüfus kayıtları, tanık anlatımları ve taraf beyanlarını birlikte değerlendirerek nüfusa kaydedilen kişinin gerçekte davacının babasının kızı olmadığını, yanlış beyan sonucu bu haneye kaydedildiğini tespit etmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın soybağının reddine değil, yanlış beyana dayalı nüfus kaydının iptaline ilişkin olduğunu vurgulamıştır. Daire, yanlış beyana dayalı nüfus kaydının iptali davalarının hak düşürücü süreye tabi olmadığını, bu nedenle davanın süre yönünden reddedilemeyeceğini belirtmiştir. Mahkemenin, mevcut nüfus hanesindeki kaydın iptaline ve ilgili kişi adına yeni bir hane numarası oluşturularak nüfusa tesciline karar vermesi gerekirken davayı soybağının reddi olarak nitelendirip süre nedeniyle reddetmesini hukuka aykırı bulmuştur. Kararda ayrıca, davaya Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla bakılmış olmasına rağmen karar başlığında Aile Mahkemesi sıfatıyla ibaresine yer verilmesinin de usule uygun olmadığı ifade edilmiştir. Bu karar, soybağının reddi davası ile yanlış beyana dayalı nüfus kaydının iptali davasının birbirinden farklı hukuki kurumlar olduğunu ve yanlış hukuki nitelendirmenin davanın sonucunu doğrudan etkileyebileceğini göstermektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 19.01.2017 tarih, E. 2017/121, K. 2017/470. Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davasında Kesin DNA Raporu Bulunmasa Bile Mevcut DNA Bulguları ve Tanık Beyanlarıyla Soy Bağının İspatlanabileceği Dava, mevcut nüfus kayıtlarının gerçeği yansıtmadığı ve davacıların murislerinin nüfus kayıtlarında anne bağının yanlış gösterildiği iddiasına dayalı nüfus kayıtlarının düzeltilmesi istemine ilişkindir. Somut olayda davacılar, murislerinin nüfus kayıtlarında görünen anne ve babadan değil, başka kişilerden dünyaya geldiğini ileri sürerek gerçek anne bağının tespit edilmesini ve nüfus kayıtlarının düzeltilmesini talep etmişlerdir. İlk derece mahkemesi davayı kabul etmiş, ancak Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kesin DNA raporu alınamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Yargıtay, öncelikle nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davaların kamu düzeniyle yakından ilgili olduğunu, bu nedenle hâkimin tarafların talepleriyle sınırlı kalmaksızın maddi gerçeğe ulaşmak için gerekli araştırmayı yapması gerektiğini belirtmiştir. Kararda, anne ile çocuk arasındaki soy bağının doğumla kendiliğinden kurulduğu, ancak nüfus kayıtlarında gerçek annenin dışında başka bir kişinin anne olarak gösterilmesi halinde bunun bir soybağı davası değil, nüfus kaydının düzeltilmesi davası olduğu ifade edilmiştir. Nüfus kayıtlarının aksinin ispatında özel bir şekil şartı bulunmadığı, resmi sicillerin aksinin her türlü delille ortaya konulabileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda tanık beyanları, resmi belgeler ve bilimsel incelemelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Somut olayda, davacıların gerçek anne ve babası olduğu iddia edilen kişilerin mezar yerlerinin sel felaketi nedeniyle kaybolduğu ve bu kişilere ait biyolojik örneklerin alınmasının mümkün olmadığı tespit edilmiştir. Yargıtay, bu durumun davacılardan kaynaklanmayan fiili bir imkânsızlık olduğunu kabul etmiştir. Dosyada bulunan Adli Tıp Kurumu raporunda yapılan mitokondriyal DNA incelemesinde, davacıların murislerinin aynı anne soyundan gelen kişiler olabileceği tespit edilmiştir. Ayrıca Y-STR DNA incelemesinde bazı kişilerin aynı erkek soyundan geldiklerini gösteren uyumlu sonuçlara ulaşılmıştır. Bunun yanında dinlenen tanıkların büyük bölümünün davacıların iddialarını destekleyen açıklamalarda bulunduğu anlaşılmıştır. Yargıtay, doğrudan anne ve babaya ait DNA örneklerinin alınamamasının, mevcut bilimsel veriler ve diğer deliller karşısında davacıların davasının reddi için yeterli olmayacağını değerlendirmiştir. Adli Tıp Kurumu raporu, DNA bulguları ve tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde davacıların murislerinin gerçek anne bağının ispatlandığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesinin kesin DNA raporu bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesi doğru bulunmamış ve karar bozulmuştur. Karar Tarihi: 18.05.2021 İlgili Kanun Maddeleri: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 7, 285, 292 Karar Sonucu: Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur. (NOT : Y-STR DNA, erkeklerde bulunan Y kromozomu üzerindeki kısa tekrar bölgelerinin (Short Tandem Repeat – STR) incelenmesiyle yapılan bir DNA analiz yöntemidir. Basitçe anlatmak gerekirse: – Y kromozomu sadece erkeklerde bulunur. – Erkek çocuk, Y kromozomunu babasından alır. – Y-STR testi, bu Y kromozomu üzerindeki belirli bölgeleri karşılaştırır. – Bu nedenle özellikle baba-oğul, erkek kardeşler, amca-yeğen gibi baba soyundan gelen erkek akrabalar arasındaki akrabalık ilişkilerinin araştırılmasında kullanılır. – Bir kişinin babasının kim olduğu araştırılıyorsa, – İki erkeğin aynı baba soyundan gelip gelmediği merak ediliyorsa, – Eski soy araştırmaları yapılıyorsa, Y-STR testi ile ortak bir baba hattı (paternal soy) olup olmadığı incelenebilir. Ancak önemli nokta şudur: Y-STR testi tek başına kesin olarak bu kişi babadır sonucunu vermez. Çünkü aynı baba soyundan gelen birçok erkek (örneğin iki kuzen veya amca-yeğen) benzer Y-STR profiline sahip olabilir. Kesin babalık araştırmalarında genellikle otozomal STR DNA testi kullanılır.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, yanlış beyanla oluşturulan nüfus kaydına karşı açılan davanın soybağının reddi davası mı yoksa nüfus kaydının iptali davası mı sayılacağını değerlendirmiştir. Gerçekte var olmayan veya kişinin çocuğu olmayan birinin, yanlış beyanla nüfus hanesine kaydedilmesi halinde açılan dava, soybağının reddi değil, yanlış beyana dayalı nüfus kaydının iptali davasıdır. Bu ayrım, davanın tabi olduğu usul ve süre bakımından belirleyicidir. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin davayı yanlışlıkla soybağının reddi sayıp TMK’daki bir yıllık süreden reddetmesini hatalı bulmuş; kayıtlar, tanık anlatımları ve beyanların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.

Gerçeğe Aykırı Nüfus Kaydının Düzeltilmesi ve Babalığın Tespiti Davasında Görevli Mahkeme Nasıl Belirlenir?

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/8808, K. 2018/13658, T. 04.06.2018

Dava, gerçeğe aykırı beyana dayalı olarak oluşturulan nüfus kaydının iptali, gerçek anne ve babanın tespiti ile nüfus kaydının buna uygun şekilde düzeltilmesi istemine ilişkindir. Yargıtay, davada hem nüfus kaydının düzeltilmesi hem de soybağının kurulmasına ilişkin farklı nitelikte talepler bulunduğunu, bu nedenle görevli mahkemenin talebin niteliğine göre belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Gerçek annenin tespitine yönelik talebin nüfus kaydının düzeltilmesi davası niteliğinde olduğu ve Asliye Hukuk Mahkemelerinin görev alanına girdiği, gerçek babanın tespitine yönelik talebin ise babalık davası kapsamında bulunduğu ve Aile Mahkemelerinde görülmesi gerektiği kabul edilmiştir. Davacı, nüfus kayıtlarında anne ve baba bir kardeşi olarak görünen kişilerin gerçekte kendi amcası ile başka bir kişinin çocukları olduğunu ileri sürerek, nüfus kayıtlarının gerçeğe uygun şekilde düzeltilmesini talep etmiştir. Mahkemece dava Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla görülmüş ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak dosya temyiz incelemesine geldiğinde, Yargıtay öncelikle mahkemenin görev konusunu değerlendirmiştir. Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay, nüfus kaydının düzeltilmesi davaları ile soybağı davalarının birbirinden farklı hukuki nitelikte olduğunu vurgulamıştır. Nüfus kaydının düzeltilmesi davası; resmi sicilde yer alan bir kaydın baştan itibaren gerçeğe aykırı şekilde oluşturulması nedeniyle düzeltilmesini amaçlayan davadır. Bu tür davalarda görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Buna karşılık, evlilik dışı babalığın tespiti istemi Türk Medeni Kanunu’nun 301. maddesi ve devamında düzenlenen soybağına ilişkin bir dava olup Aile Mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Somut olayda gerçek babanın tespitine ilişkin talebin, anne ve baba olduğu ileri sürülen kişinin evli olmaması nedeniyle babalığın tespiti davası niteliğinde olduğu, bu nedenle Aile Mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay ayrıca soybağının belirlenmesinde DNA incelemesinin önemli bir delil olduğunu ifade etmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 284. maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 292. maddesi gereğince, uyuşmazlığın çözümü için gerekli olması halinde kişilerin kan veya doku incelemesine katlanmak zorunda olduğu, haklı bir sebep olmaksızın buna uyulmaması halinde hâkimin zor kullanılarak inceleme yapılmasına karar verebileceği belirtilmiştir. Bu nedenle mahkemece DNA testi yaptırılması, alınacak raporun diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Yargıtay ayrıca gerçek annenin tespit edilmesi halinde çocuklarla anne arasında ortaya çıkacak yaş farklarının hayatın olağan akışına aykırı olabileceğini, bu nedenle mahkemenin kayıt engelini gidermek için davacı tarafa gerekli imkan ve süreyi tanıması gerektiğini belirtmiştir. ve Hukuki Çıkarım: Yargıtay, nüfus kaydının düzeltilmesi ile babalığın tespiti taleplerinin aynı hukuki nitelikte olmadığını ve görevli mahkemenin her talep bakımından ayrı değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Gerçek annenin tespiti ve nüfus kaydının düzeltilmesi istemleri Asliye Hukuk Mahkemelerinin, Evlilik dışı babalığın tespiti ve soybağının kurulmasına ilişkin istemler ise Aile Mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Bu nedenle mahkemece babalığın tespiti talebi yönünden dava tefrik edilmeli, görevli Aile Mahkemesinde görülmesi sağlanmalı ve nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davanın sonucu da dikkate alınarak karar verilmelidir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, gerçeğe aykırı beyanla oluşturulan nüfus kaydının düzeltilmesi ve babalığın tespiti taleplerinde görevli mahkemenin nasıl belirleneceğini ele almıştır. Davada hem nüfus kaydının düzeltilmesi hem de soybağının kurulmasına ilişkin farklı nitelikte talepler bulunduğundan, görevli mahkeme talebin niteliğine göre ayrı ayrı belirlenir. Gerçek annenin tespitine yönelik talep, nüfus kaydının düzeltilmesi davası niteliğinde olup Asliye Hukuk Mahkemesinin; gerçek babanın (evlilik dışı) tespitine yönelik talep ise babalık davası kapsamında olup Aile Mahkemesinin görev alanına girer. Yargıtay ayrıca soybağının belirlenmesinde DNA incelemesinin önemli bir delil olduğunu vurgulamıştır.

Tanınan Çocuğun Babasının Daha Sonra Anne İle Evlenmesi Halinde Soybağı Nasıl Kurulur?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2005/8594, K. 2005/11317, T. 14.07.2005

Dava, daha önce tanıma yoluyla nüfusa kaydedilen çocukların soybağı durumunun düzeltilmesi istemine ilişkindir. Yargıtay, çocuğun babası tarafından tanınmasından sonra babanın çocukların annesiyle evlenmesi halinde Türk Medeni Kanunu’nun 293. maddesi gereğince soybağının evlenme ile kendiliğinden kurulacağını ve bu konuda nüfus memurunun resen işlem yapması gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle, babanın anne ile evlenmesiyle birlikte dava konusu uyuşmazlığın ortadan kalktığı ve mahkemece karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Çocuklar, babaları Recep Kubur tarafından daha önce tanıma senetleri ile nüfusa kaydedilmiştir. Çocukların annesi ise Zeynep Avcı olarak nüfus kayıtlarında yer almaktadır. Yargılama sırasında, çocukların babası Recep Kubur’un daha sonra 01.02.2005 tarihinde çocukların annesi Zeynep Avcı ile evlendiği anlaşılmıştır. Bunun üzerine uyuşmazlık, bu evlilik sonrasında çocukların soybağı durumunun nasıl değerlendirileceği noktasında toplanmıştır. Yargıtay’ın Değerlendirmesi: Yargıtay, dosyadaki nüfus kayıtlarından çocukların Recep Kubur’un resmi nikahlı eşi Zeynep Kubur’dan doğmadığının açık olduğunu, çocukların zaten tanıma işlemi ile baba hanesine kaydedildiğini belirtmiştir. Ancak, çocuğun babası ile annesinin daha sonra evlenmesi halinde Türk Medeni Kanunu’nun 293. maddesi gereğince soybağının evlenme ile kendiliğinden kurulacağı ifade edilmiştir. Bu durumda ayrıca bir dava açılmasına veya mahkeme kararına gerek bulunmamaktadır. Nüfus memurunun, kanundan kaynaklanan bu değişikliği resen nüfus kayıtlarına işlemesi gerekir. Yargıtay, babanın çocukların annesi ile evlenmesi nedeniyle artık dava konusu yapılabilecek bir uyuşmazlığın kalmadığını, mahkemenin esasa girerek karar vermek yerine konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetmesi gerektiğini belirtmiştir. ve Hukuki Çıkarım: Bir çocuğun babası tarafından tanınmasından sonra, babanın çocukların annesiyle evlenmesi halinde soybağı ayrıca bir mahkeme kararına ihtiyaç olmaksızın evlenme ile kendiliğinden kurulur. Bu durumda nüfus memurunun gerekli düzeltme işlemlerini resen yapması gerekir. Daha önce açılmış olan soybağına ilişkin dava ise konusuz kaldığından mahkemece karar verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir. Bu karar, tanıma yoluyla kurulan soybağının, anne ve babanın sonradan evlenmesiyle farklı bir hukuki sonuç doğuracağını ve nüfus kayıtlarının buna göre idari işlemle düzeltilebileceğini göstermektedir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, tanıma yoluyla nüfusa kaydedilen çocuğun babasının sonradan anne ile evlenmesi halinde soybağının nasıl kurulacağını değerlendirmiştir. Daha önce tanıma ile baba ile çocuk arasında soybağı kurulmuşsa ve baba sonradan çocuğun annesiyle evlenmişse, artık çocuk evlilik içinde doğmuş gibi ana ve babaya bağlı hale gelir. Bu durumda ayrıca bir soybağının reddi davasına gerek kalmaksızın, kaydın kanundaki sonuçlara uygun biçimde düzeltilmesi gerekir; Yargıtay, bu düzeltmenin uygun usulle yapılması gerektiğini belirtmiştir.

Sıkça Sorulan Sorular

Soybağının reddi davasını kim açabilir?
Koca ve çocuk açabilir. Koca süresi içinde ölür, gaip olur veya ayırt etme gücünü kaybederse; altsoyu, anası, babası veya baba olduğunu iddia eden kişi de dava açabilir. Anneye bu dava hakkı tanınmamıştır.
Soybağının reddi davasında süre ne kadardır?
Koca yönünden, baba olmadığını öğrendiği tarihten itibaren 1 yıldır. Süre hak düşürücüdür ve hakim tarafından kendiliğinden gözetilir; gecikmeyi haklı kılan sebep varsa süre, engelin kalktığı tarihte başlar.
1 yıllık süre kaçtıysa hiçbir şey yapılamaz mı?
Öğrenme anının gerçekte daha geç gerçekleştiği (örneğin kesin bilginin ancak DNA sonucuyla oluştuğu) ispatlanabiliyorsa dava hala açılabilir; içtihat, soyut şüphenin öğrenme sayılmayacağı yönündedir. Ayrıca haklı sebep hükmü de somut olayda değerlendirilir.
DNA testi zorunlu mudur?
Taraflar, TMK m. 284 uyarınca sağlık yönünden tehlike yaratmayan incelemelere katlanmak zorundadır; haklı sebep olmadan kaçınma, kaçınan taraf aleyhine değerlendirilir.
Dava kabul edilirse çocuğun nüfus kaydı ne olur?
Soybağı doğuma kadar geriye etkili kalkar; çocuk annesinin hanesine, annesinin soyadıyla kaydedilir ve koca ile arasındaki mirasçılık ilişkisi sona erer.
Aldatma sonucu doğan çocuk için tazminat istenebilir mi?
Soybağının reddi davasından bağımsız olarak; kişilik haklarının ihlali nedeniyle koşulları varsa manevi tazminat ve çocuğa yapılan bakım giderleri yönünden alacak talepleri ayrıca gündeme gelebilir. Bu talepler ayrı bir değerlendirme gerektirir.
Reddedilen çocuğun gerçek babasıyla bağı nasıl kurulur?
Red kararı kesinleştikten sonra biyolojik baba çocuğu tanıyabilir veya anne ve çocuk tarafından babalık davası açılabilir.

Avukat’a Sor

Soybağının reddi davası hakkında merak ettiklerinizi Av. Muhammet Sarıkaya’ya doğrudan iletebilirsiniz. Avukat’a Sor

Uyarı: Hukuki danışmanlık ücretlidir. Danışmanlık ve vekalet ücretleri, Türkiye Barolar Birliği tarafından yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) alt sınırlarının altında olamaz.

küçükçekmece avukat

Av. Muhammet Sarıkaya

1995 yılında İstanbul’da doğdu. Hasan Polatkan Anadolu Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2018 yılında mezun oldu. 2019 yılında avukatlık ruhsatını alarak İstanbul Barosuna 68766 sicil numarası ile kaydoldu. Ağırlıklı çalışma alanları aile hukuku, ceza hukuku, miras hukuku, idare hukuku ve tazminat hukukudur. Mesleki faaliyetlerini hukukun üstünlüğü, gizlilik ve etik kurallar çerçevesinde sürdürmekte; güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarını yakından takip ederek çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemektedir. Baro Doğrulama: Av. Muhammet Sarıkaya, İstanbul Barosuna 68766 sicil numarası ile kayıtlıdır. İstanbul Barosu Levha Kaydını Doğrula

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir