Aile Hukuku
Babalık Davası
Babalık davası, evlilik dışında doğan çocuk ile biyolojik babası arasındaki soybağının mahkeme kararıyla kurulması için açılan davadır (TMK m. 301). Davayı anne ve çocuk açabilir; dava, baba olduğu iddia edilen erkeğe, o ölmüşse mirasçılarına karşı Aile Mahkemesinde açılır. Annenin dava hakkı doğumdan itibaren 1 yıldır; çocuk yönünden ise Anayasa Mahkemesi iptali sonrası hak düşürücü süre yoktur. Davanın belirleyici delili, doğruluğu yüzde 99’un üzerinde olan DNA testidir ve Yargıtay bu incelemeyi fiilen zorunlu kabul eder.

Babalık davası, bir çocuğun nüfus kaydındaki en temel boşluğun, “baba” hanesinin hukuken doldurulması mücadelesidir. Meslek hayatımızda bu davanın iki yüzünü görürüz: Bir yanda, çocuğunun babası tarafından tanınmamasının yükünü tek başına taşıyan anne; diğer yanda, yıllar sonra biyolojik babasını ve ona bağlı miras haklarını arayan yetişkin bir evlat. İyi haber şudur: DNA teknolojisi sayesinde babalık artık bir iddia değil, bilimsel bir kesinliktir; kötü haber ise sürelerin, tarafların ve usulün yanlış kurgulandığı dosyaların teste bile ulaşamadan reddedilebilmesidir. Bu yazıda babalık davasını kimin, kime karşı, hangi sürede açabileceğini, DNA testinin rolünü, annenin mali haklarını, dilekçe örneğini ve güncel Yargıtay kararlarını avukat gözünden anlatıyoruz.

Babalık Davası Nedir?

Türk hukukunda çocuk ile anne arasındaki soybağı doğumla kendiliğinden kurulur. Baba yönünden ise soybağı üç yolla kurulabilir: Anneyle evlilik, babanın çocuğu tanıması veya mahkeme kararı. Babalık davası, bu üçüncü yoldur ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun 301 ve devamı maddelerinde düzenlenir: Baba, çocuğu kendiliğinden tanımıyorsa, çocuk ile baba arasındaki soybağının hakim hükmüyle kurulması istenir. Bu dava kamu düzenine ilişkindir: Hakim, maddi olguları kendiliğinden araştırır ve delilleri serbestçe değerlendirir; taraflar davayı istedikleri gibi yönlendiremez. Kanun gereği dava, Cumhuriyet savcısına ve Hazineye ihbar edilir. Önemli bir usul engeli de baştan bilinmelidir: Çocuğun nüfusta kayıtlı başka bir babası varsa (örneğin annenin resmi eşi), o soybağı geçersiz kılınmadıkça babalık davası dinlenmez; önce soybağının reddi davası ile mevcut kayıt ortadan kaldırılmalıdır.

Babalık Davasını Kim Açabilir, Kime Karşı Açılır?

  • Davacılar: Anne ve çocuk. Anne ile çocuğun dava hakları birbirinden bağımsızdır; biri diğerinin davasından etkilenmez. Küçük çocuk adına dava, atanacak kayyım tarafından yürütülür; ergin çocuk davayı kendisi açabilir.
  • Davalı: Baba olduğu iddia edilen erkektir. Baba ölmüşse dava, mirasçılarına karşı açılır. Babanın evli olması davaya engel değildir.
  • Baba dava açabilir mi? Kanunda babaya bu dava hakkı tanınmamıştır; çünkü baba, çocuğu tanıma yoluyla soybağını zaten kurabilir. Yargıtay uygulamasında, baba olduğunu iddia eden kişinin açtığı dava, tanıma beyanı olarak değerlendirilir.

Babalık Davasında Süreler

Süre rejimi, bu davanın en çok hata yapılan noktasıdır:

  • Anne yönünden: Dava, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir; ancak annenin dava hakkı, doğumdan başlayarak 1 yıllık hak düşürücü süreye tabidir.
  • Çocuk yönünden: Kanundaki süre sınırı Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Güncel uygulamada çocuğun babalık davası açması herhangi bir hak düşürücü süreye bağlı değildir; ergin olduktan yıllar sonra bile dava açılabilir.
  • Başka erkekle soybağı varsa: Süre, bu soybağının ortadan kaldırıldığı tarihte işlemeye başlar.

Babalık Karinesi ve DNA Testi

TMK m. 302 bir karine kurar: Davalının, çocuğun doğumundan önceki 300. gün ile 180. gün arasında anneyle cinsel ilişkide bulunmuş olması babalığa karine sayılır. Bu dönem dışındaki ilişki de fiili gebe kalma dönemine denk geliyorsa aynı sonucu doğurur. Ancak günümüz uygulamasında davanın gerçek terazisi DNA testidir. Yargıtay; soybağı ve miras hukukunu ilgilendiren bu davalarda doğru sicil oluşturulması için tanık ve benzeri delillerle yetinilmeyip mutlaka DNA incelemesi yaptırılmasını arar. TMK m. 284 uyarınca taraflar ve üçüncü kişiler, sağlıkları yönünden tehlike yaratmamak kaydıyla bu incelemeye katlanmak zorundadır; haklı sebep olmadan testten kaçınılırsa hakim, durumu kaçınan taraf aleyhine değerlendirebilir. Test, mahkeme kanalıyla Adli Tıp Kurumu veya yetkili resmi kurumlarda yaptırılır; özel laboratuvar sonuçları bilgilendirici olabilir ancak hükme tek başına esas alınmaz.

Babalık Davası Nasıl Açılır?

  1. Nüfus kaydının incelenmesi: Çocuğun başka bir erkek üzerine kayıtlı olup olmadığı kontrol edilir; kayıtlıysa önce soybağının reddi süreci planlanır.
  2. Süre kontrolü: Anne yönünden 1 yıllık sürenin durumu netleştirilir; süre kaçmışsa dava çocuk adına kurgulanır.
  3. Dilekçenin hazırlanması: İlişki dönemi, gebelik ve doğum süreci somut olgularla anlatılır; DNA incelemesi, nafaka ve annenin mali hakları talepleri eksiksiz yazılır.
  4. Davanın açılması ve ihbar: Dava Aile Mahkemesinde açılır; mahkeme davayı Cumhuriyet savcısına ve Hazineye ihbar eder. Küçük çocuk için kayyım atanması sağlanır.
  5. DNA incelemesi ve karar: Mahkeme DNA testini yaptırır; sonuç ve diğer delillerle birlikte babalığa hükmeder. Karar kesinleşince soybağı nüfusa tescil edilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Babalık davasında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir; bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi bu sıfatla bakar. Yetkili mahkeme, TMK m. 283 uyarınca taraflardan birinin dava tarihindeki veya çocuğun doğumu tarihindeki yerleşim yeri mahkemesidir; bu geniş yetki kuralı davacıya önemli bir seçim imkanı tanır.

Babalık Davası Özet Tablosu

Babalık davası temel bilgiler özet tablosu
Konu Bilgi
Hukuki dayanak 4721 sayılı TMK m. 301-304
Davacılar Anne ve çocuk (hakları birbirinden bağımsız)
Davalı Baba olduğu iddia edilen erkek; ölmüşse mirasçıları
Görevli mahkeme Aile Mahkemesi
Yetkili mahkeme Taraflardan birinin dava veya doğum tarihindeki yerleşim yeri
Süre (anne) Doğumdan itibaren 1 yıl
Süre (çocuk) AYM iptali sonrası hak düşürücü süre yok
Belirleyici delil DNA testi (katlanma zorunluluğu vardır, TMK m. 284)

Babalık Davası Dilekçe Örneği

Aşağıdaki örnek iskelet niteliğindedir. Babalık dilekçesinde ilişki döneminin karineyle uyumlu anlatımı ve taleplerin (soybağı, nafaka, annenin mali hakları) eksiksiz kurgusu belirleyicidir.

KÜÇÜKÇEKMECE NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİNE

DAVACI: Ad Soyad (kendi adına ve velayeti altındaki küçük … adına) – Adres VEKİLİ: Av. Muhammet Sarıkaya – Küçükçekmece / İstanbul DAVALI: Ad Soyad (T.C. Kimlik No) – Adres KONU: Küçük … ile davalı arasında soybağının (babalığın) tespiti, küçük yararına iştirak nafakası ve TMK m. 304 kapsamındaki mali hakların tahsili talebidir. AÇIKLAMALAR: Davacı ile davalı, …/…/… ile …/…/… tarihleri arasında birlikte yaşamış; bu birliktelikten …/…/… tarihinde küçük … dünyaya gelmiştir. Gebe kalma dönemi, TMK m. 302’deki karine dönemine denk düşmektedir. Davalı, çocuğu tanımaya yanaşmamaktadır. Çocuğun nüfusta kayıtlı başka bir babası bulunmamaktadır. Soybağının doğru kurulması için taraflar ve küçük üzerinde DNA incelemesi yaptırılmasını; davanın Cumhuriyet savcısına ve Hazineye ihbarını talep ederiz. DELİLLER: Nüfus kayıtları, DNA incelemesi, tanık beyanları, mesaj ve fotoğraflar, doğum ve gider belgeleri ile sair her türlü yasal delil. SONUÇ VE İSTEM: Açıklanan nedenlerle davanın kabulü ile küçük … ile davalı arasında SOYBAĞININ KURULMASINA (babalığın tespitine), küçük yararına dava tarihinden itibaren aylık … TL iştirak nafakasına, davacı anne yararına doğum giderleri ile doğum öncesi ve sonrası altışar haftalık geçim giderlerinin tahsiline karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili Av. Muhammet Sarıkaya

Küçükçekmece Boşanma Avukatı

Babalık davası; süre hesabı, kayyım atanması ve DNA sürecinin doğru yönetilmesiyle kazanılır. Çocuğunuzun soybağı ve miras haklarının güvence altına alınması için Küçükçekmece ve tüm İstanbul’da Revan Hukuk yanınızda. Küçükçekmece Boşanma Avukatı

Babalık Davası Avukatı Muhammet Sarıkaya

küçükçekmece avukat Av. Muhammet Sarıkaya, İstanbul Barosuna 68766 sicil numarası ile kayıtlı olup Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Aile hukuku, ceza hukuku, miras hukuku, idare hukuku ve tazminat hukuku alanlarında bireysel ve kurumsal müvekkillere danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır. Babalık davaları; hak düşürücü sürelerin doğru hesaplanması, mevcut soybağı engelinin aşılması, kayyım ve ihbar usullerinin eksiksiz yürütülmesi gibi teknik basamaklardan oluşur ve tek bir usul hatası, davanın DNA aşamasına ulaşmadan reddine yol açabilir. Bu nedenle sürecin deneyimli bir İstanbul Boşanma Avukatı ile yürütülmesi hayati önem taşır. Av. Muhammet Sarıkaya, güncel mevzuat ve Yargıtay içtihatlarını yakından takip ederek her dosyada müvekkilin ve çocuğun somut durumuna özel strateji geliştirmekte; hukukun üstünlüğü, gizlilik ve mesleki etik ilkeleri çerçevesinde çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemektedir.

Babalık Davasının Sonuçları: Nafaka, Miras, Velayet

Babalığın tespitiyle çocuk, doğumdan itibaren babanın soybağına bağlanır ve bu bağın tüm sonuçları doğar:

  • Nüfus ve kimlik: Çocuk, baba hanesine bağlanır ve babanın soyadını alabilir.
  • Miras: Çocuk, babanın yasal mirasçısı olur; evlilik içinde doğan çocuklarla aynı miras payına sahiptir.
  • Nafaka: Baba, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür; iştirak nafakasına hükmedilir ve koşullar değiştikçe nafaka artırımı istenebilir.
  • Velayet ve kişisel ilişki: Evlilik dışı doğan çocuğun velayeti kural olarak annede kalır; baba ile çocuk arasında kişisel ilişki düzenlenebilir. Ayrıntılar için velayet davası yazımıza bakabilirsiniz.

Annenin Mali Hakları (TMK m. 304)

Babalık davasının az bilinen ama önemli bir boyutu, annenin kendi adına isteyebileceği mali haklardır. Anne, babalık davasıyla birlikte veya ayrıca; doğum giderlerini, doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderlerini ve gebelik ile doğumun gerektirdiği diğer giderleri babadan talep edebilir. Çocuk ölü doğmuş olsa bile hakim bu giderlerin karşılanmasına karar verebilir. Bu talepler uygulamada sıklıkla unutulur; dilekçede yer almazsa mahkeme kendiliğinden hükmetmez.

Dava Ne Kadar Sürer, Masrafı Ne Kadardır?

Babalık davaları; kayyım atanması, ihbar süreçleri ve DNA incelemesi nedeniyle ortalama 1 ila 1,5 yıl sürer. Masraf kalemleri: başvuru ve karar harçları, gider avansı, DNA inceleme ücreti ve avukatla takipte vekalet ücretidir. Önemli bir güvence: Yargıtay uygulamasına göre DNA test avansı davacı tarafından karşılanamıyorsa testin gerekli hallerde Hazineden karşılanarak yaptırılması gerekir; ekonomik güçsüzlük, çocuğun soybağına ulaşmasının önünde engel değildir. Dava dosyası e-Devlet üzerinden takip edilebilir.

Babalık Davası Yargıtay Kararları

Ortak mesaj: Babalık davasında bilim son sözü söyler; ama o söze ulaşmak, sürelerin ve usulün kusursuz yönetilmesine bağlıdır. Aşağıda babalık davasına ilişkin güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları birebir olarak verilmiş, her kararın altında konunun özeti avukatımızın kaleminden aktarılmıştır.

Evlenme Vaadiyle Oyalanan Anne, Hak Düşürücü Süre Geçse Bile Babalık Davası Açabilir Mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/2-383, K. 2024/294, T. 29.05.2024

Babalık davalarında annenin dava açma hakkı kural olarak çocuğun doğumundan itibaren bir yıl ile sınırlıdır. Ancak bu süre her durumda kesin değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, davalı erkeğin anneye evlenme vaadinde bulunarak güven oluşturduğu ve bu nedenle dava açmasını engellediği durumlarda, hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddedilemeyeceğini önemli bir kararla ortaya koymuştur. Somut olayda davacı kadın, evli olan davalı ile uzun yıllar gayriresmî birliktelik yaşadığını, bu birliktelikten bir çocuklarının dünyaya geldiğini, davalının sürekli olarak eşinden boşanacağını ve kendisiyle evleneceğini söyleyerek kendisini oyaladığını ileri sürmüştür. Davalı, çocuğun biyolojik babası olduğunu kabul etmesine rağmen çocuğu tanımamış, evlendiklerinde nüfus işlemlerinin kolaylıkla çözüleceğini söyleyerek dava açılmasını geciktirmiştir. Davacı da bu vaatlere güvenerek uzun süre babalık davası açmamıştır. İlk derece mahkemesi, davalının davranışlarının davacıyı haklı şekilde beklemeye sevk ettiğini kabul etmiş, DNA incelemesiyle babalığın tespit edilmesi üzerine davayı kabul etmiştir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi, davanın doğumdan itibaren bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını belirterek davayı reddetmiştir. Uyuşmazlığı inceleyen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise farklı bir sonuca ulaşmıştır. Kurula göre, Türk Medeni Kanunu’nun 303. maddesinde düzenlenen bir yıllık süre hak düşürücü nitelikte olmakla birlikte, davalının hileli davranışları nedeniyle annenin dava açması fiilen engellenmişse bu durum gecikmeyi haklı kılan sebep olarak değerlendirilmelidir. Özellikle evlenme vaadiyle güven oluşturulması, çocuğun tanınacağının söylenmesi ve annenin bu nedenle dava açmaktan vazgeçirilmesi, davalının kendi kusurundan yararlanmasına imkân tanıyacak şekilde yorumlanamaz. Kararda ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmayacağı ilkesi de vurgulanmıştır. Bir kimsenin karşı tarafı bilinçli olarak oyalayıp dava açmasını engelledikten sonra hak düşürücü süreye dayanması hukuken korunabilecek bir davranış olarak kabul edilmemiştir. Yargıtay, dosyadaki tanık anlatımları ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde tarafların uzun süre aile hayatı benzeri bir birliktelik sürdürdüklerini, davalının sürekli evlenme vaadiyle davacıda güven oluşturduğunu ve babalık davasının açılmasını geciktirdiğini kabul etmiştir. Bu nedenle davanın süresinde açılmadığından söz edilemeyeceğini, işin esasına girilerek babalık talebi hakkında karar verilmesi gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur. Bu karar, babalık davalarında hak düşürücü sürenin katı ve şekli biçimde uygulanamayacağını göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Davalı tarafın hileli, oyalayıcı veya güven oluşturan davranışları nedeniyle annenin dava açmasının gecikmesi hâlinde, mahkemeler somut olayın özelliklerini değerlendirerek gecikmeyi haklı sebep olarak kabul edebilir ve davayı esastan inceleyebilir. Karardan çıkan temel ilke: Biyolojik baba olduğunu bildiği hâlde evlenme ve çocuğu tanıma vaatleriyle anneyi oyalayan kişinin, daha sonra hak düşürücü süreye dayanarak babalık davasının reddini istemesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz. Böyle durumlarda gecikme haklı sebep sayılır ve dava süresinde açılmış kabul edilir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Hukuk Genel Kurulu, annenin evlenme vaadiyle oyalanması halinde bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olmasının babalık davasına engel olup olmadığını değerlendirmiştir. Kural olarak annenin dava hakkı çocuğun doğumundan itibaren bir yıl ile sınırlıdır; ancak davalı erkeğin evlenme vaadinde bulunarak anneyi oyalaması ve güven oluşturması, sürenin geçmesinde haklı bir gecikme sebebi sayılır. Bu durumda dava, süre geçtikten sonra açılsa bile süresinde açılmış kabul edilir.

Babalık Davasında Çocuğa Kayyım Atanmadan Karar Verilebilir Mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/8263, K. 2024/1812, T. 18.03.2024

Babalık davası, evlilik dışında doğan çocuğun babası ile soybağının mahkeme kararıyla kurulmasını sağlayan önemli bir dava türüdür. Bu davalarda yalnızca biyolojik babalığın tespiti değil, aynı zamanda çocuğun üstün yararının korunması da büyük önem taşır. Yargıtay’ın bu kararı, babalık davasında usul kurallarına uyulmasının ve çocuğun haklarının korunmasının zorunlu olduğunu ortaya koymaktadır. Somut olayda dava, çocuk adına anne tarafından açılan babalık davasıdır. Davacı anne, çocuğun babasının davalı olduğunu ileri sürerek babalığın hükmen tespit edilmesini ve çocuk yararına çeşitli giderler ile nafakaya hükmedilmesini talep etmiştir. Dava sırasında Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporda, davalının çocuğun babası olma ihtimalinin %99,99 oranında bulunduğu belirtilmiştir. İlk derece mahkemesi, bu raporu dikkate alarak davanın kabulüne karar vermiş ve çocuğun babasının davalı olduğunun tespit edilmesine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca çocuk lehine aylık 2.500 TL iştirak nafakasına karar vermiş, ancak bazı gider taleplerini reddetmiştir. Tarafların istinaf başvuruları üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bularak başvuruları esastan reddetmiştir. Bunun üzerine davacı taraf kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi yaptığı incelemede öncelikle babalık davasında uyulması gereken özel usul kurallarına dikkat çekmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 301. maddesine göre babalık davasının; Cumhuriyet Savcısına ve Hazineye ihbar edilmesi zorunludur. Ayrıca dava anne tarafından çocuk adına açılmışsa, küçük çocuğun davada temsil edilmesi için kendisine kayyım atanması gerekir. Yargıtay, somut olayda davanın çocuk adına anne tarafından açılmasına rağmen Cumhuriyet Başsavcılığına ve Hazineye dava ihbarının yapılmadığını, ayrıca küçük çocuk için kayyım atanmadığını tespit etmiştir. Daireye göre, babalık davasında çocuğun haklarının korunması amacıyla getirilen bu düzenlemeler zorunlu niteliktedir. Mahkeme, bu işlemleri tamamlamadan doğrudan davanın esasına girerek karar veremez. Bu nedenle, Cumhuriyet Savcısı ve Hazineye bildirim yapılmadan ve çocuk için kayyım atanmadan verilen karar usul ve kanuna aykırıdır. Yargıtay kararında ayrıca nafaka yönünden de önemli bir değerlendirme yapılmıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 333. maddesi gereğince, babalık davası ile birlikte nafaka talep edilebilir. Hakim, babalık ihtimalini güçlü görürse, dava sonuçlanmadan önce çocuğun ihtiyaçları için uygun bir tedbir nafakasına hükmedebilir. Somut olayda Adli Tıp Kurumu raporu ile davalının baba olduğuna ilişkin güçlü bir kanaat oluşmasına rağmen mahkeme tarafından dava tarihinden itibaren tedbir nafakasına karar verilmemiştir. Yargıtay, çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerektiğini belirterek; tarafların sosyal ve ekonomik durumları, çocuğun yaşı, ihtiyaçları ve giderleri değerlendirilerek dava tarihinden itibaren çocuk yararına tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir. Sonuç olarak Yargıtay; babalık davasında çocuğun kayyım tarafından temsil edilmesi, Cumhuriyet Savcısı ve Hazineye bildirim yapılması gibi zorunlu usul işlemleri yerine getirilmeden karar verilemeyeceğini belirtmiş, ayrıca baba olma ihtimali güçlü hale geldiğinde çocuğun geçici ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu karar, özellikle babalık davasında çocuğun haklarının korunması, kayyım atanması zorunluluğu ve dava sürecinde nafaka talebi bakımından uygulamada önemli bir içtihat niteliğindedir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, babalık davasında çocuğa kayyım atanmadan karar verilip verilemeyeceğini ele almıştır. Babalık davasında çocuğun menfaati ile annenin menfaati çatışabileceğinden, çocuğun haklarının korunması için ona kayyım atanması gerekir. Kayyım atanmadan ve taraf teşkili bu şekilde tamamlanmadan esasa girilerek karar verilmesi usule aykırıdır; bu nedenle mahkeme önce kayyım atayıp yargılamayı ona göre yürütmelidir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davasında DNA Testi Yapılması Zorunlu Mudur?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/8938, K. 2024/1669, T. 12.03.2024

Nüfus kayıtlarının gerçeğe uygun hale getirilmesi amacıyla açılan nüfus kaydının düzeltilmesi davaları, yalnızca kişilerin talebi doğrultusunda şekillenen basit bir kayıt değişikliği davası olmayıp, kamu düzenini ilgilendiren özel nitelikli davalardır. Bu nedenle mahkemelerin, nüfus kayıtlarında herhangi bir şüphe bırakmayacak şekilde gerçek durumu ortaya çıkarması gerekir. Yargıtay’ın bu kararında, baba yönünden nüfus kaydının düzeltilmesi talebinde DNA incelemesi yapılmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu ve mahkemelerin doğru sicil oluşturma yükümlülüğü bulunduğu vurgulanmıştır. Somut olayda davacılar, murisleri olan kişinin gerçek babasının nüfus kaydında görünen kişiden farklı olduğunu ileri sürerek babalık tespiti ve nüfus kaydının düzeltilmesini talep etmişlerdir. Davacılar, murisleri Neriman’ın babasının farklı bir kişi olduğunu iddia ederek mahkemeye başvurmuşlardır. İlk aşamada dava, babalık davası olarak değerlendirilmiş ve görevli mahkemenin aile mahkemesi olduğu kabul edilmiştir. Ancak yargılama sürecinde dosya kapsamı ve önceki mahkeme kararları birlikte değerlendirildiğinde, uyuşmazlığın aslında klasik anlamda bir babalık davası değil, nüfus kaydının düzeltilmesi davası olduğu ortaya çıkmıştır. Yargıtay, öncelikle davanın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Çünkü babalık davası ile nüfus kaydının düzeltilmesi davası sonuçları bakımından birbirine benzese de, tabi oldukları hukuki kurallar farklıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 301. maddesine göre babalık davası; baba, anne veya çocuk tarafından açılabilir. Çocuğun mirasçıları ise kural olarak babalık davası açma hakkına sahip değildir. Bu nedenle davanın doğrudan babalık davası olarak kabul edilmesi halinde davacıların aktif dava ehliyeti bulunmayabilecektir. Ancak somut olayda, davacıların annesinin nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin daha önce açılmış olan davada, muris Neriman’ın babasının nüfus kaydında görünen kişiden farklı olduğuna karar verilmiş olması dikkate alınmıştır. Bu nedenle Yargıtay, mevcut davanın babalık davası değil, gerçek soybağının ve nüfus kaydının düzeltilmesine yönelik bir dava olduğuna karar vermiştir. Yargıtay kararında özellikle nüfus kaydının düzeltilmesi davalarında mahkemelerin görevi üzerinde durulmuştur. Buna göre mahkemeler, nüfus kayıtlarında herhangi bir tereddüt bırakmayacak şekilde doğru sicili oluşturmak zorundadır. Bu nedenle yalnızca tanık beyanları veya tarafların kabulleri ile yetinilemez. Somut olayda mahkeme, DNA incelemesi yaptırmadan, tanık anlatımları ve mevcut belgeler doğrultusunda davayı kabul etmiştir. Yargıtay ise bu yaklaşımı eksik inceleme olarak değerlendirmiştir. Daireye göre, öncelikle baba olduğu iddia edilen kişiler ile ilgili gerekli araştırmalar yapılmalı, mümkün olması halinde mezar yerleri tespit edilerek DNA incelemesi için gerekli materyaller alınmalıdır. İlgili kişilerin mezarlarının bulunamaması veya DNA incelemesi için yeterli materyal elde edilememesi halinde ise Adli Tıp Kurumu’ndan hangi kişiler arasında DNA incelemesi yapılabileceği konusunda görüş alınmalıdır. Yargıtay, bu araştırmalar sonucunda elde edilecek DNA raporuna göre karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Çünkü soybağının ve nüfus kaydının değiştirilmesi, kişinin miras hakları, aile ilişkileri ve kişisel durumu bakımından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Sonuç olarak Yargıtay, nüfus kaydının düzeltilmesi davalarında gerçeğin kesin olarak ortaya çıkarılması gerektiğini, DNA incelemesi gibi bilimsel delillere başvurulmadan karar verilemeyeceğini kabul etmiş ve eksik inceleme nedeniyle yerel mahkeme kararını bozmuştur. Bu karar, özellikle soybağı iddiaları, baba yönünden nüfus kaydının düzeltilmesi, DNA testi ve nüfus davalarında mahkemenin araştırma yükümlülüğü açısından önemli bir içtihat niteliğindedir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, nüfus kaydının düzeltilmesi davasında DNA testi yapılmasının zorunlu olup olmadığını değerlendirmiştir. Soybağını ilgilendiren nüfus kaydı düzeltme davaları kamu düzenine ilişkin olduğundan, gerçek soybağının şüpheye yer bırakmayacak biçimde belirlenmesi gerekir. Bu nedenle mahkeme, yalnızca beyan ve tanıkla yetinemez; soybağının kesin tespiti için DNA incelemesi yaptırmak zorundadır.

Babalık Davasında Karar Düzeltme Süresi Adli Tatil Nedeniyle Uzatılır Mı?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/9556, K. 2024/935, T. 15.02.2024

Babalığın hükmen tespiti davaları, soybağına ilişkin olması nedeniyle özel usul kurallarına tabi davalardır. Bu tür davalarda yalnızca çocuğun babasının belirlenmesi değil, aynı zamanda doğum giderleri, nafaka ve annenin mali hakları gibi sonuçlar da değerlendirilir. Yargıtay’ın bu kararında ise babalık davasında verilen Yargıtay kararına karşı karar düzeltme süresinin adli tatil nedeniyle uzayıp uzamayacağı ve karar düzeltme talebini hangi merciin inceleyeceği ele alınmıştır. Somut olayda davacı anne, davalı ile evlilik dışı birliktelik yaşadığını ve bu ilişkiden bir çocuğun dünyaya geldiğini ileri sürerek babalığın hükmen tespitini talep etmiştir. Bunun yanında çocuğun doğum giderleri, doğum öncesi ve sonrası bakım giderleri ile çocuğun ihtiyaçları için nafaka talebinde bulunmuştur. Davalı taraf ise çocuğun kendisinden olmadığını savunmuş ve DNA incelemesi sonucuna göre karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. İlk derece mahkemesi yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulüne karar vermiştir. Mahkeme, davalının DNA incelemesi için gerekli işlemlere katılmaktan kaçındığını, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını ve dosya kapsamındaki delilleri değerlendirerek davalının baba olduğuna hükmetmiştir. Babalığın tespitine, Çocuk lehine nafakaya, Anne yararına doğum ve bakım giderleri kapsamında tazminata karar vermiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay incelemesinde, öncelikle DNA incelemesi yapılması gerektiği belirtilmiş ve eksik araştırma nedeniyle karar bozulmuştur. Yargıtay, soybağının belirlenmesi bakımından bilimsel yöntemlere başvurulmasının zorunlu olduğunu, baba olduğu iddia edilen kişi ile çocuk arasında DNA incelemesi yaptırılması gerektiğini ifade etmiştir. Bozma sonrası yapılan yargılamada DNA incelemesi gerçekleştirilmiş ve Adli Tıp Kurumu raporu ile davalının çocuğun biyolojik babası olma ihtimali %99,99 oranında tespit edilmiştir. Bunun üzerine mahkeme yeniden davanın kabulüne karar vermiştir. Davalı taraf tekrar temyiz yoluna başvurmuş, Yargıtay tarafından bazı vekâlet ücreti yönünden düzeltme yapılarak karar onanmıştır. Bunun üzerine davalı vekili, Yargıtay kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Ancak ilk derece mahkemesi, karar düzeltme dilekçesinin süresinde olmadığı gerekçesiyle ek karar vererek talebi reddetmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi öncelikle bu ek kararın hukuka uygun olup olmadığını incelemiştir. Daire, önemli bir usul kuralına dikkat çekmiştir. Buna göre, Yargıtay tarafından verilen bir ilama karşı yapılan karar düzeltme talebini inceleme görevi yerel mahkemeye değil, kararı veren Yargıtay ilgili dairesine aittir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin, davalı vekilinin karar düzeltme talebini süre yönünden reddetmesine ilişkin ek karar verme yetkisi bulunmamaktadır. Yargıtay bu nedenle yerel mahkemenin ek kararını kaldırmıştır. Ancak Yargıtay daha sonra karar düzeltme talebinin süresini kendisi incelemiştir. Karar düzeltme süresi bakımından uyuşmazlığın temel noktası, soybağı davalarının adli tatilde görülen işlerden olup olmadığıdır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 103. maddesinde adli tatilde görülebilecek işler düzenlenmiştir. Soybağına ilişkin davalar da adli tatilde görülebilecek davalar arasında yer almaktadır. Yargıtay, babalığın hükmen tespiti davasının adli tatilde görülmeye devam eden davalardan olduğunu, bu nedenle karar düzeltme sürelerinin adli tatil sebebiyle durmayacağını belirtmiştir. Somut olayda Yargıtay ilamı davalı vekiline 07.08.2023 tarihinde tebliğ edilmiştir. Karar düzeltme süresi ise 15 gündür. Ancak davalı vekili karar düzeltme talebini 27.08.2023 tarihinde yapmıştır. Yargıtay, karar düzeltme başvurusunun kanuni süreden sonra yapıldığı sonucuna ulaşarak talebin reddine karar vermiştir. Sonuç olarak Yargıtay, yerel mahkemenin karar düzeltme talebini inceleme yetkisinin bulunmadığını, ancak soybağı davaları adli tatilde görülebilen davalardan olduğu için karar düzeltme süresinin durmayacağını ve süresinde yapılmayan başvurunun reddedilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu karar, özellikle babalık davasında karar düzeltme süresi, adli tatilin soybağı davalarına etkisi ve Yargıtay kararlarına karşı başvurulacak kanun yollarında görevli merci bakımından önemli bir içtihat niteliğindedir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, babalık davasında karar düzeltme süresinin adli tatil nedeniyle uzayıp uzamayacağını ele almıştır. Babalık (soybağı) davaları özel usul kurallarına tabi olsa da, kanun yollarına başvuru sürelerinin adli tatile denk gelmesi halinde süreler adli tatilin bitiminden itibaren işlemeye devam eder. Bu nedenle karar düzeltme süresi adli tatile rastladığında, süre tatilin bitiminden sonra uzamış sayılır.

Babalık Davasında Anne Doğum Giderleri İçin Maddi Tazminat Talep Edebilir Mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4760, K. 2023/5225, T. 07.11.2023

Babalık davası yalnızca çocuğun babasının tespit edilmesini sağlayan bir dava değildir. Babalığın hükmen tespiti ile birlikte, çocuğun ihtiyaçları için nafaka ve annenin hamilelik ile doğum sürecinden kaynaklanan bazı mali hakları da gündeme gelebilir. Yargıtay’ın bu kararında, babalık davasında annenin doğum giderleri ve gebelik sürecindeki masraflar nedeniyle maddi tazminat talep edip edemeyeceği ile iştirak nafakasının belirlenmesinde hangi kriterlerin dikkate alınacağı değerlendirilmiştir. Somut olayda davacı anne, davalı ile yaşadığı ilişki sonucunda bir çocuğun dünyaya geldiğini, gebelik sürecini ve doğumu tek başına geçirmek zorunda kaldığını ileri sürerek babalığın hükmen tespitini talep etmiştir. Davacı ayrıca Türk Medeni Kanunu hükümleri kapsamında; Doğum giderleri, Gebelik ve doğum nedeniyle oluşan diğer masraflar, Doğum öncesi ve sonrası geçim giderleri, nedeniyle maddi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Bunun yanında ortak çocuk yararına aylık nafaka talebinde bulunmuştur. Davalı taraf ise davaya cevap vermemiştir. İlk derece mahkemesi yapılan yargılama sonucunda, Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda davalının çocuğun biyolojik babası olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, babalığın tespitine hükmetmiş; ancak davacının maddi tazminat talebini, bu talebin ispatlanamadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Ayrıca çocuk yararına aylık 750 TL tedbir ve iştirak nafakasına karar vermiştir. Davacı taraf, maddi tazminat talebinin reddedilmesinin ve nafaka miktarının düşük belirlenmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi ise ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmuş ve başvuruyu reddetmiştir. Dosyanın Yargıtay incelemesine gelmesi üzerine 2. Hukuk Dairesi, öncelikle davacının maddi tazminat talebinin hukuki niteliğini değerlendirmiştir. Yargıtay, davacının dava dilekçesinde açıkça hangi kanun maddesine dayandığını belirtmemiş olmasının tek başına talebin reddini gerektirmeyeceğini ifade etmiştir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince, hukuki nitelendirme görevi hakime aittir. Taraflar olayları açıklamakla yükümlüdür; ancak uygulanacak hukuk kuralını belirleme görevi mahkemeye aittir. Yargıtay, dava dilekçesindeki anlatımlar dikkate alındığında davacının talebinin Türk Medeni Kanunu’nun 304. maddesinde düzenlenen ananın mali haklarına ilişkin maddi tazminat talebi olduğunu kabul etmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 304. maddesine göre anne, babalık davası ile birlikte veya sonrasında; Doğum giderlerini, Doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderlerini, Gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderleri, babadan veya mirasçılarından talep edebilir. Yargıtay, mahkemenin bu konuda gerekli araştırmayı yapmadan tazminat talebini reddetmesini doğru bulmamıştır. Daireye göre mahkeme tarafından; Davacının sunduğu deliller toplanmalı, Gebelik ve doğum sürecindeki giderler belirlenmeli, Olağan doğum giderleri ile diğer masraflar yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmalı, Sonucuna göre karar verilmelidir. Yargıtay ayrıca, davacı tanıklarının beyanlarından davalının anne ve çocukla maddi ve manevi olarak ilgilenmediğinin anlaşıldığını, davalının da bu konuda aksini savunmadığını belirtmiştir. Bu nedenle yalnızca ispatlanamadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddedilmesi hatalı bulunmuştur. Kararda iştirak nafakası yönünden de önemli değerlendirmeler yapılmıştır. Yargıtay, nafaka miktarının belirlenmesinde; Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının, Çocuğun ihtiyaçlarının, Nafakanın niteliğinin, Günün ekonomik koşullarının, Çocuğun sağlık durumunun dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda ortak çocuğun sağlık probleminin bulunduğu ve mevcut nafaka miktarının çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli olmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle Yargıtay, aylık 750 TL olarak belirlenen iştirak nafakasının düşük olduğunu, Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde düzenlenen hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun bir nafakaya hükmedilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Sonuç olarak Yargıtay; babalık davasında annenin gebelik ve doğum sürecinden kaynaklanan mali haklarının araştırılması gerektiğini, doğum giderleri ve diğer masraflar yönünden bilirkişi incelemesi yapılmadan karar verilemeyeceğini ve çocuğun ihtiyaçlarına uygun nafaka belirlenmesi gerektiğini kabul ederek yerel mahkeme kararını maddi tazminat ve nafaka miktarı yönlerinden bozmuştur. Bu karar, özellikle babalık davasında annenin maddi tazminat hakları, TMK 304 kapsamında doğum giderlerinin talep edilmesi ve iştirak nafakasının belirlenmesi bakımından önemli bir Yargıtay içtihadıdır.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, babalık davasında annenin doğum giderleri için maddi tazminat talep edip edemeyeceğini değerlendirmiştir. Babalığın hükmen tespitiyle birlikte anne, hamilelik ve doğum sürecinden kaynaklanan giderlerini (doğum masrafları, doğum öncesi ve sonrası altışar haftalık geçim giderleri gibi) baba adayından talep edebilir. Bu nedenle mahkeme, babalığa karar verirken annenin bu tür maddi tazminat taleplerini de değerlendirmelidir.

Babalık Davasında İştirak Nafakası Belirlenirken Babanın Ekonomik Durumu Dikkate Alınır Mı?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5210, K. 2023/4979, T. 31.10.2023

Babalığın hükmen tespiti davalarında mahkeme yalnızca çocuğun babasının belirlenmesine karar vermez; aynı zamanda çocuğun bakım, eğitim ve yaşam giderlerine babanın ne ölçüde katılacağını da değerlendirir. Bu kapsamda hükmedilecek tedbir ve iştirak nafakasının miktarı belirlenirken çocuğun ihtiyaçları, yaşı, sağlık durumu, tarafların ekonomik ve sosyal şartları ile hakkaniyet ilkesi birlikte dikkate alınmalıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bu kararında, babalığın DNA incelemesi sonucunda tespit edilmesinden sonra çocuk yararına hükmedilen nafaka miktarının yeterli olup olmadığı değerlendirilmiştir. Somut olayda davacı anne, çocuğun babasının davalı olduğunu ileri sürerek babalığın hükmen tespitini ve çocuk yararına aylık 100.000 TL tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı taraf ise çocuğun kendisinden olduğunu kabul etmiş ancak talep edilen nafaka miktarının ödeme gücünü aştığını savunmuştur. İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda, Adli Tıp Kurumu raporu ile davalının çocuğun biyolojik babası olduğu %99,99 ihtimalle tespit edilmiştir. Bunun üzerine mahkeme, babalığın tespitine karar vermiş ve çocuk lehine aylık 4.000 TL tedbir nafakası ile 7.000 TL iştirak nafakasına hükmetmiştir. Mahkeme, nafaka miktarını belirlerken tarafların ekonomik durumlarını da incelemiştir. Davalının bir işyerinin bulunduğu, taşınmazlarının olduğu, ticari faaliyet içerisinde bulunduğu ve ekonomik durumunun iyi olduğu değerlendirilmiştir. Davacı taraf, hükmedilen nafaka miktarının çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli olmadığını ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise ilk derece mahkemesinin kararını uygun bularak istinaf başvurusunu reddetmiştir. Dosyanın Yargıtay incelemesinde ise Daire, nafaka miktarının belirlenmesinde yalnızca mevcut miktarın değil, çocuğun ihtiyaçlarının ve babanın ekonomik gücünün birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına ve çocuğun ihtiyaçlarına göre belirlenen tedbir ve iştirak nafakalarının düşük kaldığı sonucuna ulaşmıştır. Daireye göre, velayet hakkı kendisinde olmayan baba, ekonomik gücü oranında çocuğun giderlerine katılmalıdır. Nafaka belirlenirken çocuğun yaşı, eğitim durumu, ihtiyaçları ve anne-babanın gelir düzeyi dikkate alınmalı; hakkaniyete uygun bir miktar belirlenmelidir. Bu nedenle Yargıtay, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde düzenlenen hakkaniyet ilkesi de gözetilerek daha uygun bir nafakaya hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir. Sonuç olarak Yargıtay, babalığın hükmen tespit edildiği davalarda iştirak nafakasının sembolik şekilde belirlenemeyeceğini; çocuğun gerçek ihtiyaçları ile babanın ekonomik gücü arasında dengeli bir değerlendirme yapılması gerektiğini kabul etmiştir. Mahkemenin belirlediği nafaka miktarı yetersiz bulunduğundan karar, tedbir ve iştirak nafakası yönünden bozulmuştur.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, babalık davasında belirlenen iştirak nafakasında babanın ekonomik durumunun dikkate alınıp alınmayacağını ele almıştır. Çocuğun bakım, eğitim ve yaşam giderlerine babanın katılım payı belirlenirken, çocuğun ihtiyaçları ile babanın gelir ve mali gücü birlikte gözetilir. Nafaka, hakkaniyet ilkesi gereğince babanın ekonomik durumuna uygun biçimde belirlenmeli ve koşullar değiştiğinde artırılabilmelidir.

Babalık Davasında DNA İncelemesi Nasıl Yapılmalıdır?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/2540, K. 2023/2607, T. 23.05.2023

Babalığın hükmen tespiti davalarında soybağının doğru şekilde belirlenebilmesi için DNA incelemesi büyük önem taşımaktadır. Ancak özellikle baba olduğu iddia edilen kişinin vefat etmiş olması halinde, DNA incelemesinin hangi kişiler arasında ve hangi yöntemle yapılacağı sonuca doğrudan etki etmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bu kararında, muris babanın vefat etmiş olması halinde, kardeşler arasında yapılacak DNA incelemesinin yeterli olup olmayacağı ve soybağının tespiti için hangi kişiler arasında genetik inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir. Somut olayda davacılar, babalarının davalıların murisi olan kişi olduğunu ileri sürerek babalığın hükmen tespit edilmesini istemiştir. Davacılardan biri asıl dava ile, diğeri ise birleşen dava ile murisin kendi babaları olduğunun tespitini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi yapılan DNA incelemesi sonucunda, davacıların biyolojik babasının muris olmadığı gerekçesiyle davaları reddetmiştir. Ancak yapılan ilk incelemede, baba olduğu iddia edilen kişinin ve kardeşinin kemik örnekleri üzerinde yapılan çalışma bakımından bazı teknik sorunlar ortaya çıkmıştır. Dosyanın önceki aşamalarında Yargıtay tarafından verilen bozma kararlarında, babalık davalarının kamu düzeniyle yakından ilgili olduğu, soybağının herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle yalnızca mevcut rapora dayanılarak karar verilmesinin yeterli olmadığı, DNA incelemesinin doğru kişiler arasında yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Mahkeme bozma kararına uymuş ancak bozma gereklerini tam olarak yerine getirmemiştir. Mahkeme, Adli Tıp Kurumuna; aynı babadan olan biri erkek biri kız iki kardeş arasında yapılacak DNA testiyle aynı baba soyundan gelip gelmediklerinin tespit edilip edilemeyeceğini sormuştur. Adli Tıp Kurumu tarafından verilen cevapta, biri erkek biri kız kardeş arasında yalnızca kardeşlik ilişkisi üzerinden aynı baba soyundan gelip gelmediklerinin kesin olarak belirlenmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Yargıtay ise bu yaklaşımın bozma kararının gereğini karşılamadığı sonucuna varmıştır. Daireye göre yapılması gereken inceleme, rastgele kardeşler arasında değil; davacıların murisin çocuğu olduğunu iddia eden kişiler ile murisin nüfus kayıtlarında yer alan çocukları arasında gerçekleştirilmelidir. Başka bir ifadeyle; Murisin kızı olduğunu iddia eden davacı ile murisin nüfusta kayıtlı kızı arasında, Murisin oğlu olduğunu iddia eden davacı ile murisin nüfusta kayıtlı oğlu arasında, DNA incelemesi yapılarak aynı baba soyundan gelip gelmedikleri belirlenmelidir. Yargıtay, soybağı davalarında eksik veya hatalı DNA incelemesiyle karar verilemeyeceğini, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için bilimsel yöntemlere uygun ve denetime elverişli bir araştırma yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Sonuç olarak Yargıtay, mahkemenin bozma kararına rağmen gerekli DNA incelemesini yaptırmadan karar verdiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Kararda, babalığın hükmen tespiti davalarında DNA incelemesinin doğru kişiler arasında yapılmasının zorunlu olduğu ve eksik genetik inceleme ile soybağı hakkında karar verilemeyeceği kabul edilmiştir. Hukuki sonuç: Babalığın hükmen tespiti davalarında DNA incelemesi, soybağını ortaya koymaya elverişli kişiler arasında yapılmalıdır. Aynı babadan geldiği iddia edilen kardeşler arasında yapılacak yetersiz bir inceleme ile soybağı kesin olarak belirlenemez.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, babalık davasında DNA incelemesinin nasıl yapılması gerektiğini, özellikle baba olduğu iddia edilen kişinin vefat etmiş olması halini değerlendirmiştir. Baba adayı hayatta değilse, soybağının belirlenmesi için onun yakın kan bağı bulunan akrabalarından örnek alınarak DNA incelemesi yapılabilir; gerektiğinde mezardan örnek alınması yoluna dahi gidilebilir. Eksik ve yetersiz bir inceleme ile soybağı kesin olarak belirlenemez.

Nüfus Kaydı Başka Kişiler Üzerinde Olan Kişi Babalık Davası Açabilir Mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10757, K. 2023/2015, T. 27.04.2023

Babalığın hükmen tespiti davalarında, kişinin gerçek babasının belirlenmesi için öncelikle mevcut soybağı ilişkisinin hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir. Ancak nüfus kaydında görünen anne ve babanın gerçeği yansıtmadığı, kişinin aslında başka kişilerin çocuğu olarak kaydedildiği iddia ediliyorsa, yalnızca babalık davası açılması yeterli olmayabilir. Bu durumda nüfus kaydının düzeltilmesi davasının da gündeme gelmesi gerekir. Yargıtay’ın bu kararında, nüfus kaydında teyzesi ve eniştesinin çocuğu olarak görünen kişinin gerçek babasının tespiti amacıyla açtığı babalık davasında, öncelikle hangi davanın görülmesi gerektiği ve nüfus kaydının düzeltilmesinin bekletici mesele yapılıp yapılmayacağı değerlendirilmiştir. Somut olayda davacı, gerçek annesinin başka bir kişi olduğunu, annesi ile davalı arasında evlilik dışı ilişki bulunduğunu ve bu ilişkiden doğduğunu ileri sürmüştür. Davacı, annesinin isteği üzerine gerçekte teyzesi ve eniştesi olan kişilerin çocuğu gibi nüfusa kaydedildiğini, gerçek babasının ise davalı olduğunu sonradan öğrendiğini belirterek davalı kişinin babası olduğunun hükmen tespit edilmesini talep etmiştir. Davacı ayrıca maddi ve manevi tazminat ile kendisi lehine nafaka talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi, davacının nüfus kaydında başka bir kişi ile soybağı ilişkisi bulunduğunu, bu soybağı kaldırılmadan gerçek baba olduğu iddia edilen kişiye karşı babalık davası açılamayacağı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de mevcut soybağı ilişkisinin kaldırılmadan babalık davasının görülemeyeceği gerekçesiyle istinaf başvurusunu reddetmiştir. Dosyanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ise farklı bir değerlendirme yapmıştır. Yargıtay’a göre, nüfus kaydının düzeltilmesi davası ile soybağının reddi davası birbirinden farklı hukuki nitelikte davalardır. Soybağının reddi davasında, başlangıçta doğru şekilde kurulmuş bir soybağı ilişkisinin sonradan çürütülmesi söz konusu iken; nüfus kaydının düzeltilmesi davasında, nüfus kaydının baştan itibaren gerçek durumu yansıtmadığı iddia edilmektedir. Somut olayda davacı, nüfusta kayıtlı olduğu kişilerin kendi teyzesi ve eniştesi olduğunu açıkça ileri sürmüştür. Bu durumda mahkemenin doğrudan babalık davasını reddetmesi doğru değildir. Yargıtay, öncelikle davacıya nüfus kaydının düzeltilmesi davası açması için süre verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davacı tarafından bu dava açılırsa, nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davanın sonucu beklenmeli ve daha sonra babalık davasındaki deliller değerlendirilerek karar verilmelidir. Bu nedenle Yargıtay, mevcut uyuşmazlık çözülmeden davanın esasına girilerek karar verilmesini hukuka aykırı bulmuş ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir. Sonuç olarak Yargıtay, nüfusta başka kişilerin çocuğu olarak kayıtlı olan kişinin babalık davası açmadan önce mevcut kayıt durumunun hukuki olarak düzeltilmesi gerektiğini, ancak bu durumun doğrudan davanın reddi sebebi olmayacağını; nüfus kaydının düzeltilmesi davasının açılması için süre verilerek sonucunun beklenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu karar, özellikle nüfus kaydı gerçeği yansıtmayan kişilerde babalık davası öncesinde izlenecek hukuki yol, soybağı uyuşmazlıkları ve bekletici mesele uygulaması bakımından önem taşımaktadır.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, nüfus kaydı başka kişiler üzerinde görünen kişinin babalık davası açıp açamayacağını değerlendirmiştir. Kişinin gerçek babasının tespiti için, öncelikle mevcut (görünürdeki) soybağı ilişkisinin hukuken ortadan kaldırılması gerekir; aksi halde bir çocuğun aynı anda iki babası bulunamaz. Bu nedenle mevcut soybağı bağı çürütülmeden doğrudan babalık kararı verilemez; davanın niteliği ve taraf teşkili doğru belirlenmelidir.

DNA Testi İçin Kan veya Doku Örneği Vermekten Kaçınan Davalı Hakkında Mahkeme Ne Yapabilir?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/33, K. 2023/377, T. 26.04.2023

Soybağının (babalığın) tespiti davasında, DNA incelemesi için kan veya doku örneği vermekten kaçınan davalı hakkında uygulanacak usul. Davacı, çocuğun babasının davalı olduğunu ileri sürerek babalığın tespiti davası açmıştır. Mahkeme tarafından DNA testi yapılmasına karar verilmiş ancak davalı, kendisine yapılan çağrılara rağmen kan örneği vermek üzere başvuruda bulunmamıştır. İlk derece mahkemesi, davalının DNA incelemesinden kaçınmasını Türk Medeni Kanunu m.284/2 kapsamında değerlendirerek, incelemeden kaçınmanın sonuçlarının davalı aleyhine doğacağı kabulüyle babalığın tespitine karar vermiştir. Yargıtay ise uyuşmazlığın, DNA incelemesi için zorla örnek alınması konusunda TMK m.284 mü yoksa HMK m.292 mi uygulanacağı noktasında olduğunu belirtmiştir. Hukuk Genel Kurulu, soybağının tespitine ilişkin davaların kamu düzenini ilgilendirdiğini ve mahkemenin gerçeğe ulaşmak için bilimsel yöntemlerden yararlanması gerektiğini ifade etmiştir. Kurula göre DNA testi, günümüzde soybağının belirlenmesinde en güvenilir bilimsel yöntemlerden biridir. Bu nedenle davalının kan veya doku örneği vermekten kaçınması, davanın yalnızca varsayımlarla sonuçlandırılmasına neden olmamalıdır. Uyuşmazlıkta uygulanması gereken düzenlemenin HMK m.292 olduğu kabul edilmiştir. Çünkü kan ve doku örneği alınması meselesi bir usul hukuku işlemi niteliğindedir ve usul kurallarında temel ilke, yeni düzenlemenin derhal uygulanmasıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; DNA testi için kan veya doku örneği vermekten kaçınan kişiye karşı HMK m.292 uyarınca zor kullanılarak inceleme yapılabileceğine, Gerektiğinde yakalama, ihzar ve gözlem altına alma gibi tedbirlerin uygulanabileceğine, Kan veya doku örneği alınmasının engellenmesi hâlinde görevini yerine getirmeyen yetkililer hakkında gerekli işlemlerin yapılabileceğine, Mahkemenin DNA raporu sonucuna göre karar vermesi gerektiğine karar vermiştir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin, DNA testi yaptırmaktan kaçınmayı doğrudan davalı aleyhine sonuç doğuran bir durum olarak kabul ederek karar vermesi doğru bulunmamış ve karar bozulmuştur. Bu karar, babalığın tespiti davalarında DNA incelemesinden kaçınmanın tek başına yeterli kabul ile sonuçlandırılamayacağını ortaya koymaktadır. Yargıtay’a göre amaç, taraflardan birinin davranışından hareketle varsayımsal karar vermek değil, bilimsel yöntemlerle gerçek soybağının ortaya çıkarılmasıdır. Bu nedenle mahkeme öncelikle DNA incelemesini gerçekleştirmeli, bunun için gerekirse zor kullanma tedbirlerine başvurmalıdır. Sonuç olarak: Babalığın tespiti davasında davalının DNA testi için kan veya doku örneği vermekten kaçınması hâlinde mahkeme, HMK m.292 kapsamında zorla inceleme yaptırabilir; yalnızca kaçınma davranışına dayanarak babalığın varlığına karar veremez.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Hukuk Genel Kurulu, soybağının tespiti davasında DNA testi için kan veya doku örneği vermekten kaçınan davalı hakkında mahkemenin ne yapabileceğini belirlemiştir. Soybağı davaları kamu düzenine ilişkin olduğundan, davalı haklı bir sebep olmaksızın örnek vermekten kaçınırsa mahkeme zor kullanma tedbirlerine (yakalama, ihzar, gözlem altına alma) başvurabilir. Ancak mahkeme, yalnızca örnek vermekten kaçınma davranışına dayanarak, DNA incelemesi yapmadan babalığın varlığına karar veremez.

Çocuk Adına Açılan Babalık Davalarında Hak Düşürücü Süre Uygulanır Mı?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/1018, K. 2022/2240, T. 09.03.2022

Dava, babalığın hükmen tespiti davası niteliğindedir. Davacı anne, çocuğu adına velayeten davalının çocuğun babası olduğunun tespit edilmesi amacıyla dava açmış, yapılan DNA incelemesi sonucunda davalının baba olduğu belirlenerek ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak davalının istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, davanın anne tarafından açıldığı ve Türk Medeni Kanunu m.303 kapsamında düzenlenen bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, öncelikle davanın taraf ve niteliğinin doğru belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Her ne kadar dava anne tarafından açılmış görünse de, dava dilekçesinde açıkça çocuğun adına ve yararına hareket edildiği, ayrıca yargılama sırasında anne ile çocuk arasında menfaat çatışması bulunması nedeniyle çocuğu temsil etmek üzere kayyım atandığı belirtilmiştir. Bu nedenle söz konusu dava, annenin kendi hakkına dayanarak açtığı bir dava değil; çocuğun soybağının kurulması amacıyla açılmış bir babalık davasıdır. Yargıtay, TMK m.303 hükmünde yer alan hak düşürücü süre düzenlemelerinin Anayasa Mahkemesi kararlarıyla çocuk yönünden kaldırıldığını vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarından sonra çocuk tarafından veya çocuk adına açılan babalık davalarında artık herhangi bir hak düşürücü süre bulunmamaktadır. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi’nin yalnızca sürenin geçtiği gerekçesiyle davayı reddetmesi hukuka uygun bulunmamıştır. Yargıtay, çocuğun soybağını öğrenme hakkı ve soybağının doğru şekilde kurulması ilkeleri doğrultusunda mahkemenin öncelikle davanın esasını incelemesi gerektiğini belirtmiştir. Bu kapsamda DNA testi, diğer deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek davalının baba olup olmadığı belirlenmelidir. Sadece süre yönünden değerlendirme yapılarak davanın reddine karar verilmesi mümkün değildir. Sonuç olarak; çocuk adına açılan babalığın hükmen tespiti davalarında hak düşürücü süre uygulanmaz. Mahkeme, süre nedeniyle ret kararı vermek yerine DNA incelemesi ve diğer delilleri değerlendirerek çocuğun gerçek soybağının tespitine yönelik karar vermelidir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, çocuk adına (velayeten anne tarafından) açılan babalık davalarında hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanmayacağını değerlendirmiştir. Annenin kendi dava hakkı bir yıllık süreyle sınırlı olsa da, çocuğun soybağının tespitini isteme hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı olup, çocuk yönünden hak düşürücü süre işlemez. Bu nedenle DNA ile babalık tespit edildiğinde, mahkeme çocuğun gerçek soybağının tespitine yönelik karar vermelidir.

Çocuk Tarafından Açılan Babalık Davalarında Hak Düşürücü Süre Uygulanır Mı? (AYM KARARI)

Anayasa Mahkemesi, E. 2011/116, K. 2012/39, T. 15.03.2012

Babalık davasında hak düşürücü süre uygulanıp uygulanmayacağı, çocuğun babasıyla soybağının kurulması ve kişinin kendi soyunu bilme hakkı bakımından önemli bir hukuki tartışma konusu olmuştur. Somut olayda, davacı tarafından açılan babalık davasında, Türk Medeni Kanunu’nun 303. maddesinde düzenlenen ve dava açma hakkını sınırlandıran sürelerin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüş, itiraz üzerine konu Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, öncelikle soybağının tespitinin yalnızca kişisel bir menfaat değil, aynı zamanda kamu düzenini ilgilendiren bir konu olduğunu belirtmiştir. Çocuğun gerçek babasını bilmesi, babasının nüfusuna kaydedilmesi ve buna bağlı olarak miras, aile hukuku ve kişisel haklardan yararlanabilmesi, kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkı kapsamında değerlendirilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 303. maddesinde, babalık davasının çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabileceği, annenin dava hakkının doğumdan itibaren bir yıl geçmekle sona ereceği, çocuk bakımından ise belirli durumlarda sürenin işlemeye başlayacağı düzenlenmiştir. Ayrıca sürenin geçmesinden sonra gecikmeyi haklı kılan sebeplerin bulunması halinde, sebebin ortadan kalkmasından itibaren bir ay içinde dava açılabileceği öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi, özellikle çocuk yönünden getirilen bu sınırlamanın hak arama özgürlüğü ve kişinin soybağını öğrenme hakkı bakımından ölçülü olup olmadığını değerlendirmiştir. Mahkeme, çocuğun babasını öğrenme, babasının nüfusuna kayıt olma ve buna bağlı haklardan yararlanma imkanının kişinin temel hakları arasında olduğunu vurgulamıştır. Kararda, kanun koyucunun bir taraftan babanın ve ailesinin uzun süre dava tehdidi altında kalmasını önleme amacının bulunduğu, ancak diğer taraftan çocuğun soybağının kurulmasına ilişkin hakkının da korunması gerektiği ifade edilmiştir. Bu iki menfaat arasında adil bir denge kurulması gerektiği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 303. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan ve çocuk yönünden uygulanan bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir hükmünü, çocuğun soybağını kurma hakkını aşırı şekilde sınırlandırdığı gerekçesiyle Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesine, 17. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması hakkına ve 36. maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğüne aykırı bulmuştur. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, çocuk yönünden Türk Medeni Kanunu’nun 303. maddesinin dördüncü fıkrasının iptaline karar vermiştir. Bu karar sonucunda, çocuk tarafından veya çocuk adına açılan babalık davalarında hak düşürücü süre bakımından önemli bir değişiklik meydana gelmiştir. Sonuç olarak; çocuğun açtığı veya çocuk adına açılan babalık davalarında, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları sonrasında hak düşürücü süre uygulanamaz. Çocuğun gerçek babasıyla soybağının kurulmasına ilişkin talebi, süre yönünden engellenmeden esas yönünden değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım daha sonra Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin E. 2022/1018, K. 2022/2240 sayılı kararında da benimsenmiş ve çocuk adına açılan babalık davalarında herhangi bir hak düşürücü süre bulunmadığı açıkça belirtilmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu Anayasa Mahkemesi kararında, çocuk tarafından açılan babalık davalarında hak düşürücü süre uygulanmasının Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Kişinin kendi soyunu ve babasını bilme hakkı temel bir kişilik hakkı olduğundan, çocuğun babalık davası açma hakkının belirli bir süreyle sınırlandırılması bu hakkın özüne aykırıdır. Bu nedenle çocuk yönünden babalık davasında hak düşürücü süre bulunmaz; çocuk her zaman soybağının tespitini isteyebilir.

Murisin Babasının Tespitine İlişkin Davalar Babalık Davası Mıdır, Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Mıdır?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/8938, K. 2024/1669, T. 12.03.2024

Dava, baba yönünden nüfus kaydının düzeltilmesi istemine ilişkindir. Davacılar, murisleri olan kişinin gerçek babasının nüfus kayıtlarında görünen kişiden farklı olduğunu ileri sürerek, gerçek babasının tespit edilmesi ve nüfus kaydının buna göre düzeltilmesini talep etmişlerdir. İlk derece mahkemesi, mevcut deliller ve tanık beyanları doğrultusunda davayı kabul etmiş ancak davalı taraf, DNA incelemesi yapılmadan karar verilmesinin eksik araştırmaya dayandığını ileri sürerek kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi öncelikle davanın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Mahkeme, her ne kadar uyuşmazlık ilk bakışta babalığın hükmen tespiti davası gibi görünse de, somut olayda davacıların murisinin daha önce açılan başka bir nüfus kaydının düzeltilmesi davası kapsamında gerçek soybağının farklı olduğunun ortaya konulduğunu belirtmiştir. Bu nedenle davanın, Türk Medeni Kanunu’nun 301. maddesinde düzenlenen klasik anlamda bir babalık davası değil, nüfus kayıtlarının gerçek duruma uygun hâle getirilmesine yönelik bir nüfus kaydının düzeltilmesi davası olduğuna karar verilmiştir. Yargıtay, nüfus kaydının düzeltilmesi davalarında mahkemelerin gerçek sicili oluşturma yükümlülüğü bulunduğunu vurgulamıştır. Bu tür davalar kamu düzenini ilgilendirdiğinden, mahkemenin yalnızca tarafların sunduğu delillerle yetinmemesi, gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli tüm araştırmaları yapması gerekir. Bu kapsamda, DNA testi yapılması ve alınacak bilimsel rapor doğrultusunda karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Daire ayrıca, DNA incelemesinin yalnızca hayatta bulunan kişilerle sınırlı tutulmaması gerektiğini ifade etmiştir. Öncelikle ilgili kişilerin mezar yerlerinin araştırılması, gerekli biyolojik materyallerin elde edilmesi mümkün değilse, Adli Tıp Kurumu’ndan hangi kişiler arasında DNA incelemesi yapılabileceği konusunda görüş alınması ve buna göre inceleme yapılması gerektiğini belirtmiştir. Sonuç olarak; bir kişinin gerçek babasının tespit edilerek nüfus kaydının düzeltilmesinin istendiği durumlarda, davanın niteliği somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir. Eğer mevcut nüfus kaydının baştan itibaren gerçeği yansıtmadığı ileri sürülüyorsa bu durum nüfus kaydının düzeltilmesi davası kapsamında değerlendirilir. Mahkeme, doğru sicilin oluşturulması amacıyla DNA incelemesi başta olmak üzere tüm gerekli delilleri toplamak zorundadır.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, murisin (vefat eden kişinin) gerçek babasının tespitine ilişkin davanın babalık davası mı yoksa nüfus kaydının düzeltilmesi davası mı sayılacağını ayırt etmiştir. Mirasçıların, muristen görünen babanın gerçek baba olmadığını ileri sürerek açtığı dava, babalığın tespiti değil, nüfus kaydının düzeltilmesi davası niteliğindedir. Bu nedenle davanın hukuki niteliği ve görevli mahkeme doğru belirlenmeli, gerekli tüm deliller (DNA dahil) toplanmalıdır.

Açık Lisede Okuyan Ergin Çocuk Babalık Davasında Nafaka Talep Edebilir Mi?

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/12447, K. 2019/10257, T. 13.11.2019

Dava, babalığın hükmen tespiti ile birlikte nafaka istemine ilişkindir. Davacı, evlilik dışında doğduğunu ve davalının babası olduğunu ileri sürerek Türk Medeni Kanunu’nun 301. maddesi kapsamında babalığın tespitini ve kendisi lehine nafakaya hükmedilmesini talep etmiştir. Yapılan yargılama sonucunda DNA incelemesi ile davalının davacının babası olduğu belirlenmiş, mahkemece babalığın tespitine ve ergin olan davacı lehine nafaka ödenmesine karar verilmiştir. Yargıtay incelemesinde uyuşmazlık, özellikle ergin çocuğun eğitim devam ettiği gerekçesiyle nafaka talep edip edemeyeceği noktasında toplanmıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 327. maddesinde, çocuğun bakım, eğitim ve korunması için gerekli giderlerin anne ve baba tarafından karşılanacağı düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 328. maddesine göre ise anne ve babanın bakım yükümlülüğü kural olarak çocuğun ergin olmasıyla sona ermektedir. Ancak çocuk ergin olduğu halde eğitimine devam ediyorsa, anne ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere eğitim sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdür. Yargıtay, bu düzenlemeden hareketle ergin çocuğun her durumda nafaka talep edemeyeceğini, nafaka hakkının doğabilmesi için eğitimin gerçek ve devam eden bir nitelik taşıması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda davacının örgün eğitime devam etmediği, Açık Öğretim Lisesi’ne kayıt yaptırdığı, bu eğitimin devam zorunluluğu bulunmayan ve uzaktan eğitim esasına dayanan bir sistem olduğu tespit edilmiştir. Yüksek Mahkeme, açık lise eğitiminin normal şartlarda yaklaşık iki buçuk yılda tamamlanabileceğini, ancak davacının yaklaşık yedi yıl boyunca kaydını açık tuttuğunu belirtmiştir. Ayrıca davacının açık lise kaydının devam etmesinin çalışmasına engel olmadığı, nitekim belirli bir süre çalıştığı ve sonrasında işten ayrıldığı da dikkate alınmıştır. Yargıtay, yalnızca açık lise kaydının devam ediyor olmasının tek başına nafaka hakkı doğurmayacağını ifade etmiştir. Davacının eğitim sebebiyle yaptığı somut giderleri ortaya koymadığı, bu konuda delil sunmadığı ve eğitim sürecini makul bir sürede tamamlamadığı değerlendirilmiştir. Kararda ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına vurgu yapılmıştır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılması hukuk düzeni tarafından korunmaz. Bu nedenle, açık lise kaydını uzun süre devam ettirerek nafaka talep edilmesinin somut olayda hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Sonuç olarak; ergin çocuğun eğitimine devam ettiği gerekçesiyle nafaka talep edebilmesi için gerçek, devam eden ve makul bir eğitim sürecinin bulunması gerekir. Açık lise kaydının uzun yıllar boyunca sadece devam ediyor olması, özellikle çalışma imkanı bulunmasına rağmen eğitimin tamamlanmaması halinde nafaka hakkı doğurmaz. Bu durumda mahkemece nafaka talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, açık lisede okuyan ergin (reşit) çocuğun babalık davasıyla birlikte nafaka talep edip edemeyeceğini değerlendirmiştir. Çocuğun ergin olması nafaka hakkını tümüyle sona erdirmez; eğitimine devam eden ve düzenli geliri bulunmayan ergin çocuk lehine, koşulları varsa yardım nafakasına hükmedilebilir. Ancak somut olayda çocuğun durumu (açık lisede okuması, çalışma imkânı gibi) değerlendirilerek nafaka talebinin yerinde olup olmadığı belirlenir.

Sıkça Sorulan Sorular

Babalık davasını kim açabilir?
Anne ve çocuk açabilir; hakları birbirinden bağımsızdır. Baba olduğunu iddia eden erkek bu davayı açamaz; onun yolu çocuğu tanımadır.
Babalık davasında süre var mıdır?
Annenin dava hakkı doğumdan itibaren 1 yıldır. Çocuk yönünden ise Anayasa Mahkemesi iptali sonrası hak düşürücü süre yoktur; ergin çocuk her zaman dava açabilir.
Davalı DNA testi vermek istemezse ne olur?
TMK m. 284 uyarınca taraflar incelemeye katlanmak zorundadır. Haklı sebep olmadan kaçınılması halinde hakim, bu durumu kaçınan taraf aleyhine değerlendirebilir.
Baba ölmüşse babalık davası açılabilir mi?
Evet. Dava, babanın mirasçılarına karşı açılır; gerektiğinde DNA incelemesi babanın yakınları üzerinden yapılır.
Babalık kararıyla çocuk mirasçı olur mu?
Evet. Soybağı kurulan çocuk, babanın yasal mirasçısı olur ve evlilik içinde doğan çocuklarla eşit miras payına sahiptir.
Çocuk başka bir erkeğin nüfusuna kayıtlıysa ne yapılır?
Önce soybağının reddi davasıyla mevcut kayıt geçersiz kılınmalıdır; bu yapılmadan babalık davası dinlenmez.
Anne kendi giderlerini isteyebilir mi?
Evet. TMK m. 304 uyarınca doğum giderleri ile doğum öncesi ve sonrası altışar haftalık geçim giderleri babadan talep edilebilir; ancak bu taleplerin dilekçede yer alması gerekir.

Avukat’a Sor

Babalık davası hakkında merak ettiklerinizi Av. Muhammet Sarıkaya’ya doğrudan iletebilirsiniz. Avukat’a Sor

Uyarı: Hukuki danışmanlık ücretlidir. Danışmanlık ve vekalet ücretleri, Türkiye Barolar Birliği tarafından yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) alt sınırlarının altında olamaz.

küçükçekmece avukat

Av. Muhammet Sarıkaya

1995 yılında İstanbul’da doğdu. Hasan Polatkan Anadolu Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2018 yılında mezun oldu. 2019 yılında avukatlık ruhsatını alarak İstanbul Barosuna 68766 sicil numarası ile kaydoldu. Ağırlıklı çalışma alanları aile hukuku, ceza hukuku, miras hukuku, idare hukuku ve tazminat hukukudur. Mesleki faaliyetlerini hukukun üstünlüğü, gizlilik ve etik kurallar çerçevesinde sürdürmekte; güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarını yakından takip ederek çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemektedir. Baro Doğrulama: Av. Muhammet Sarıkaya, İstanbul Barosuna 68766 sicil numarası ile kayıtlıdır. İstanbul Barosu Levha Kaydını Doğrula

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir