Menfi Tespit Davası: İİK 72, İhtiyati Tedbir ve Tazminat 2026
Menfi tespit davası, bir kişinin borçlu olmadığının veya borcun gerçekte bulunmadığının mahkemece tespiti için açtığı davadır ve İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenir. Dava, icra takibinden önce de sonra da açılabilir. Takipten önce açılan davada borçlu, teminat karşılığında takibin durdurulmasını isteyebilir; takipten sonra açılan davada ise takip kendiliğinden durmaz, ancak borçlu alacağın yüzde 15’inden az olmayan teminat göstererek ihtiyati tedbir yoluyla haciz ve satış işlemlerinin durdurulmasını isteyebilir (İİK m. 72/3). Dava borçlu lehine sonuçlanırsa alacaklı; borçlu haksız çıkarsa borçlu, alacağın en az yüzde 20’si oranında tazminata mahkum edilebilir. Bu rehberde takip öncesi ve sonrası ayrımını, ihtiyati tedbir şartlarını, ispat yükünü ve tazminat dengesini bir avukat kaleminden bulacaksınız.
Elinde hiç imzalamadığı bir senetle icra takibine maruz kalan biri için hukukun sunduğu en güçlü savunma silahı menfi tespittir. Çoğu insan icra dosyasını gördüğünde “ödemek zorunda mıyım?” diye sorar; oysa doğru soru şudur: “Borçlu olmadığımı mahkemeye tespit ettirebilir miyim?” Menfi tespit davası, tam da bunu yapar: Var olmayan, ödenmiş, sahte veya hatır için verilmiş bir borcun sizi bağlamadığını hukuken sabitler. Ancak bu dava zamanlama ve teminat kurallarıyla örülüdür; takipten önce mi sonra mı açtığınız, tedbir isteyip istemediğiniz ve elinizdeki delil, dosyanın kaderini belirler. Bu yazıda hem takip öncesi tehdit altındakiler hem de haciz tehdidiyle karşı karşıya kalanlar için yol haritasını çiziyorum.
Yazı İçeriği
- Menfi Tespit Davası Nedir? (Borçsuzluk Davası)
- Hangi Durumlarda Açılır? (Sahte Senet, Hatır Senedi, Ödenmiş Borç)
- Takipten Önce ve Sonra Menfi Tespit: Karşılaştırma
- Takipten Önce Menfi Tespit ve Takibin Durdurulması
- İcra Takibinden Sonra Menfi Tespit Davası
- Menfi Tespit İhtiyati Tedbir: Yüzde 15 Teminatla Haczi Durdurmak (İİK m. 72/3)
- Menfi Tespit İspat Yükü
- Menfi Tespit Davalarında Tazminat (Yüzde 20 Dengesi)
- Menfi Tespitten İstirdat Davasına Geçiş
- Görevli Mahkeme, Süre ve Dilekçe Örneği
- Menfi Tespit Yargıtay Kararları
- Sıkça Sorulan Sorular
Menfi Tespit Davası Nedir? (Borçsuzluk Davası)
Menfi tespit davası; halk arasında borçsuzluk davası olarak da bilinen, bir kişinin belirli bir borçtan dolayı borçlu olmadığının veya takip konusu alacağın hiç doğmadığının, sona erdiğinin ya da muaccel olmadığının mahkemece tespitini amaçlayan davadır. Yasal dayanağı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesidir. Alacaklının bir alacağın varlığını ileri sürmesine karşılık, borçlunun “ben bu borçtan sorumlu değilim” demesinin hukuki yoludur. Kanun metnine mevzuat.gov.tr adresindeki İcra ve İflas Kanunu sayfasından ulaşabilirsiniz.
İki temel özelliği bilmek gerekir. Birincisi, bu bir tespit davasıdır; mahkeme para tahsiline değil, borçlu olunup olunmadığına karar verir. İkincisi, dava iki zaman diliminde açılabilir: İcra takibi başlamadan önce (önleyici) veya takip başladıktan sonra (savunma amaçlı). Bu ayrım, davanın tüm sonuçlarını (takibin durup durmayacağı, teminat oranı, tedbir imkanı) belirlediğinden yazının omurgasını oluşturur.
Hangi Durumlarda Açılır? (Sahte Senet, Hatır Senedi, Ödenmiş Borç)
Menfi tespit davası, borçlunun gerçekte sorumlu olmadığı bir alacakla karşı karşıya kaldığı her durumda gündeme gelir. Uygulamada en sık rastlanan senaryolar şunlardır:
- Sahte veya tahrif edilmiş senet: İmzanın borçluya ait olmadığı, senedin sonradan doldurulduğu veya tutar, tarih gibi unsurların değiştirildiği durumlar.
- Hatır senedi (hatır bonosu): Gerçek bir borç ilişkisine dayanmayan, sırf bir kişiye kredi veya itibar sağlamak için düzenlenen senetler. Bu senetlerde gerçek bir alacak-borç ilişkisi bulunmadığından borçlu, senedin hatır için verildiğini ispatlayarak borçtan kurtulabilir.
- Ödenmiş olmasına rağmen iade edilmeyen borç: Borç ödendiği halde senedin geri alınmaması veya alacaklının makbuz vermemesi nedeniyle aynı borcun yeniden istenmesi.
- Bedelsiz kalan senet: Karşılığında mal veya hizmet alınacakken bu edimin hiç gerçekleşmemesi (örneğin peşin verilen senet karşılığı malın teslim edilmemesi).
- Teminat amaçlı verilen senedin icraya konulması: Bir sözleşmenin teminatı olarak verilen senedin, borç doğmadığı halde takibe konulması.
- Zamanaşımına uğramış veya muaccel olmayan alacak: Vadesi gelmemiş ya da zamanaşımına uğramış bir alacağın istenmesi.
Takipten Önce ve Sonra Menfi Tespit: Karşılaştırma
| Kriter | Takipten Önce Menfi Tespit | Takipten Sonra Menfi Tespit |
|---|---|---|
| Amaç | Henüz takip yokken borçsuzluğu tespit ettirmek, takibi önlemek | Başlamış takibe karşı borçlu olunmadığını tespit ettirmek |
| Takibe Etkisi | Mahkeme, talep üzerine takibin durdurulmasına ihtiyati tedbir verebilir | Dava tek başına takibi durdurmaz |
| Teminat Oranı | Alacağın yüzde 15’inden az olmayan teminatla takibin durdurulması istenebilir | Alacağın yüzde 15’inden az olmayan teminatla haciz ve satışın durdurulması (ihtiyati tedbir) istenebilir |
| Ödemeye Etkisi | Ödeme henüz yapılmamıştır | Ödeme yapılmışsa dava istirdat davasına dönüşebilir |
| Zamanlama Sınırı | Takip başlamadan her zaman | Takip kesinleşse dahi açılabilir; ancak icra veznesine para ödendikten sonra menfi tespit değil istirdat açılır |
Takipten Önce Menfi Tespit ve Takibin Durdurulması
Takipten önce menfi tespit davası, henüz icra takibi başlatılmamış ancak borçlunun elinde sahte, hatır veya bedelsiz bir senet bulunduğunu bildiği ya da alacaklının takip tehdidinde bulunduğu hallerde açılır. Bu yol, savunmayı beklemek yerine inisiyatifi ele almak isteyen borçlu için güçlü bir seçenektir. İİK m. 72/2’ye göre, takipten önce açılan menfi tespit davasında mahkeme, talep üzerine ve alacağın yüzde 15’inden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat karşılığında, icra takibinin durdurulmasına (yani ileride yapılacak takibin engellenmesine) ihtiyati tedbir kararı verebilir.
Bu yolun avantajı, borçlunun senedin devrini (örneğin senedin iyiniyetli üçüncü kişilere ciro edilerek menfi tespit imkanının fiilen ortadan kalkmasını) önleyebilmesi ve delillerin henüz tazeyken toplanmasıdır. Özellikle sahte senetlerde erken davranmak, senet elden ele geçmeden hukuki durumu sabitlemek açısından kritiktir.
İcra Takibinden Sonra Menfi Tespit Davası
İcra takibinden sonra menfi tespit davası, hakkında icra takibi başlatılmış borçlunun en sık başvurduğu yoldur; özellikle 7 günlük itiraz süresini kaçıran veya kambiyo takibinde konumu zayıf olan borçlu için hayati önemdedir. Buradaki temel kural şudur: Takip başladıktan sonra açılan menfi tespit davası, tek başına takibi durdurmaz. Yani dava açmakla haciz tehlikesi ortadan kalkmaz; icra dosyası işlemeye devam eder.
Borçlunun burada iki koruma imkanı vardır. Birincisi, aşağıda ayrıntılı anlattığım İİK m. 72/3 kapsamında teminat karşılığı ihtiyati tedbirle haciz ve satışı durdurmaktır. İkincisi, dava sonunda borçlu haklı çıkarsa, o güne kadar yapılmış icra işlemleri (hacizler) kaldırılır ve alacaklının aldığı varsa geri alınır. Önemli bir sınır: Borçlu, borcu icra veznesine ödedikten sonra artık menfi tespit değil istirdat (geri alma) davası açar; çünkü ödeme yapılmakla menfi tespitin konusu kalmaz.
Menfi Tespit İhtiyati Tedbir: Yüzde 15 Teminatla Haczi Durdurmak (İİK m. 72/3)
Menfi tespit ihtiyati tedbir, haciz tehdidi altındaki borçlunun elindeki en pratik silahtır. İİK m. 72/3’e göre, takipten sonra açılan menfi tespit davasında borçlu, gecikmesinde tehlike bulunan hallerde ve alacağın yüzde 15’inden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini veya takip işlemlerinin (haciz, satış) durdurulmasını isteyebilir.
Uygulamaya dair kritik noktalar:
- Teminat oranı: Teminat, takip konusu alacağın (asıl alacak, faiz ve giderler dahil) yüzde 15’inden az olamaz; mahkeme somut duruma göre daha yüksek teminat da isteyebilir. Teminat nakit olabileceği gibi kesin banka teminat mektubuyla da gösterilebilir.
- Tedbirin kapsamı: Tedbir kararıyla satış durdurulur; ancak Yargıtay uygulamasında haciz uygulanması çoğu zaman durmaz, duran şey satış ve paranın alacaklıya ödenmesidir. Yani alacaklının parayı tahsil etmesi engellenir, alacağın güvencesi olan haciz korunabilir.
- Zamanlama: Tedbir talebi dava dilekçesiyle birlikte veya yargılama sırasında sunulabilir; haciz ya da satış gününün yaklaştığı hallerde vakit kaybetmeden istenmelidir.
- Karara itiraz: Tedbir talebinin reddi veya kabulü kararlarına karşı kanun yolları işletilebilir.
Takipten önce açılan davada ise teminat yine yüzde 15’ten az olamaz; fark, orada tedbirin doğrudan takibin başlamasını/durdurulmasını hedeflemesidir.
Menfi Tespit İspat Yükü
Menfi tespit ispat yükü, davanın en teknik ve sonuç belirleyici konusudur; çünkü ispat yükünün kimde olduğu, davanın dayandığı belgeye göre değişir. Genel ilke, iddia edenin iddiasını ispatlamasıdır (TMK m. 6); ancak menfi tespitte bu ilke özel bir görünüm kazanır:
- Alacak bir senede (bono, çek) dayanıyorsa: Senet, alacaklı lehine güçlü bir karine oluşturur. Bu durumda borçlu, borcun bulunmadığını (senedin bedelsiz, hatır için verildiğini veya ödendiğini) ispatlamakla yükümlüdür. Yani senet varsa top borçludadır.
- Alacak yazılı bir belgeye dayanmıyorsa: Borçlu, borcun sebebinin bulunmadığını ileri sürerek alacaklıyı alacağın gerçek sebebini ve varlığını ispata zorlayabilir. Bu halde ispat yükü büyük ölçüde alacaklıya geçer.
- Ödeme savunmasında: “Borcu ödedim” diyen borçlu, ödemeyi (dekont, makbuz, banka kaydı ile) ispatlamak zorundadır; ödeme ispatı kural olarak borçludadır.
Stratejik sonuç: Elinizde senet varsa, davanızı bedelsizlik, hatır veya ödeme gibi somut bir sebebe dayandırmalı ve bu sebebi güçlü delillerle (banka kayıtları, yazışmalar, tanık, ticari defterler) desteklemelisiniz. Sahte imza iddiasında ise dava, HMK hükümlerine göre imza incelemesi (bilirkişi/grafoloji) ekseninde yürür.

Menfi Tespit Davalarında Tazminat
Menfi Tespit Davalarında Tazminat (Yüzde 20 Dengesi)
Menfi tespit davalarında tazminat, bu davanın iki ucu keskin bir kılıç olmasının sebebidir; sonuç her iki taraf için de tazminat riski taşır (İİK m. 72/4-5):
- Borçlu dava kazanırsa (alacaklı aleyhine tazminat): Borçlu haklı çıkar ve takip nedeniyle ihtiyati tedbir istemiş, alacaklının haksız takibi borçluyu zarara uğratmışsa; alacaklı, borçlunun talebiyle takip konusu alacağın en az yüzde 20’si oranında tazminata mahkum edilir. Bu, haksız yere icra baskısı kuran alacaklıya yönelik caydırıcı bir yaptırımdır.
- Borçlu dava kaybederse (borçlu aleyhine tazminat): Menfi tespit davası borçlu aleyhine sonuçlanır ve borçlu daha önce ihtiyati tedbir kararı alarak alacaklının alacağına geç kavuşmasına yol açmışsa; borçlu, alacaklının talebiyle alacağın en az yüzde 20’si oranında tazminata mahkum edilir. Yani tedbir alıp haczi durduran ama davayı kaybeden borçlu, bu gecikmenin bedelini öder.
Bu simetrik yapı şu anlama gelir: Menfi tespit davası ve özellikle ihtiyati tedbir talebi, haklılığınıza gerçekten güveniyorsanız açılmalıdır. Zayıf delille tedbir alıp davayı kaybetmek, asıl borca ek olarak yüzde 20 tazminat yükü doğurur. Bu nedenle dava öncesi delil değerlendirmesi ve kazanma ihtimalinin gerçekçi analizi şarttır.
Menfi Tespitten İstirdat Davasına Geçiş
Menfi tespit davası devam ederken borçlu, icra baskısı altında borcu öderse dava konusuz kalmaz; İİK m. 72/6 uyarınca dava kendiliğinden istirdat (geri alma) davasına dönüşür. İstirdat davası, borçlu olmadığı halde ödeme yapan kişinin ödediği parayı geri almak için açtığı davadır. Önemli bir süre kuralı: Takip kesinleştikten sonra, ödemenin yapıldığı (paranın icra veznesine yatırıldığı) tarihten itibaren 1 yıl içinde istirdat davası açılabilir. Bu davada da borçlu, ödediği borcun gerçekte var olmadığını ispatlamak zorundadır; başarılı olursa ödediği parayı faiziyle geri alır.
Görevli Mahkeme, Süre ve Dilekçe Örneği
- Görevli mahkeme: Alacağın niteliğine göre belirlenir; genel olarak Asliye Hukuk Mahkemesi, ticari işlerde Asliye Ticaret Mahkemesi, tüketici işlemlerinde Tüketici Mahkemesi görevlidir.
- Yetkili mahkeme: Genel yetki kuralı gereği davalı alacaklının yerleşim yeri mahkemesi; ayrıca icra takibinin yapıldığı yer mahkemesi de yetkilidir.
- Arabuluculuk: Ticari nitelikteki alacaklara ilişkin menfi tespit davalarında dava şartı arabuluculuk gündeme gelebilir; dosyanın niteliği önceden değerlendirilmelidir.
- Süre: Menfi tespit için özel bir hak düşürücü süre yoktur; borç mevcut olduğu sürece açılabilir. İstirdada dönüşen hallerde ise ödeme tarihinden itibaren 1 yıllık süre işler. Yargılama, delil durumuna ve bilirkişi (imza) incelemesine göre ortalama 1 ile 2 yıl sürebilir. Dosyanızı turkiye.gov.tr (e-Devlet) üzerinden UYAP Vatandaş sistemiyle takip edebilirsiniz.
[…..] ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE
DAVACI (BORÇLU): [Adı Soyadı], (T.C. Kimlik No: […..]), [Adres]
DAVALI (ALACAKLI): [Adı Soyadı / Unvanı], [Adres]
KONU: […..] İcra Müdürlüğü’nün […..] E. sayılı takip dosyasından dolayı borçlu olmadığımın tespiti ile İİK m. 72/3 uyarınca teminat karşılığı takibin durdurulmasına ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebidir.
AÇIKLAMALAR
1. Davalı tarafından hakkımda […..] İcra Müdürlüğü’nün […..] E. sayılı dosyasıyla [tutar] TL alacak için takip başlatılmıştır.
2. Takibe dayanak senet/belge; [bedelsizdir / hatır senedidir / borç ödenmiştir / imza tarafıma ait değildir – somut duruma göre]. Gerçek bir borç ilişkisi bulunmadığından takip konusu borçtan sorumlu değilim.
3. [Delillerin özeti: banka kayıtları, makbuz, yazışmalar, tanık, ticari defterler, bilirkişi/imza incelemesi.]
4. Haciz ve satış işlemleri telafisi güç zararlara yol açacağından, alacağın yüzde 15’inden az olmamak üzere göstereceğim teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesi zorunludur.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan nedenlerle; öncelikle teminat karşılığında takip işlemlerinin durdurulmasına ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yargılama sonunda takip konusu borçtan dolayı borçlu olmadığımın tespitine ve koşulları oluştuğundan davalı aleyhine alacağın yüzde 20’sinden az olmamak üzere tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ederim. [Tarih]
Davacı (Borçlu) [Adı Soyadı – İmza]
Not: Bu taslak genel bilgilendirme amaçlıdır; delil listesi ve talep, dosyanızın niteliğine göre bir avukat tarafından uyarlanmalıdır.
Menfi Tespit Yargıtay Kararları
Aşağıda menfi tespit davasına ilişkin güncel Yargıtay kararları birebir olarak verilmiş, her kararın altında konunun özeti avukatımızın kaleminden aktarılmıştır.
Kaçak Elektrik İddiasına Dayalı Menfi Tespitte Bilirkişi ve Keşif Nasıl Yapılmalıdır?
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/5553, K. 2026/2740, T. 4.5.2026
Uyuşmazlık, kaçak elektrik kullanımı iddiasına dayalı başlatılan takip nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Uyuşmazlıkta; asıl davada, davalı şirket yetkililerince yapılan kontrollerde abonesiz sayaçsız trafo ile kaçak elektrik kullanıldığı tespit edilmek suretiyle 26.07.2022 tarihli kaçak elektrik tespit tutanağı düzenlenerek, 470.587,58 TL borç tahakkuk ettirildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince, aldırılan 13.10.2023 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda, 4909657 tesisat numaralı aboneliğin davacı adına kayıtlı olduğu, abonelik tarihinin 12.10.2020 olarak görüldüğü, ancak 08.01.2017 tarihinden itibaren endeks akışının bulunduğu ve bu tarihin kaçak tutanak tarihinden önce olduğu, bu durumda tüketilmesi gereken enerjinin sayaçtan geçtiği, yapılan tespitlerin kaçak tutanaklarını doğrulamadığı ve tespit tarihinde kaçak elektrik kullanılmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; davaya konu 26.07.2022 tarihli kaçak elektrik tespit tutanağına istinaden düzenlenen 20.12.2022 tarihli kaçak kayıt dökümündeki tesisat numarası ve adres ile bilirkişi heyeti tarafından rapora esas alınan tesisat endeks dökümündeki tesisat numarası ve adresin farklı olduğu, ayrıca keşfin yapıldığı mahalde belirtilen kordinatların, kaçak elektrik tespit tutanağında belirtilen kordinatlar ile uyuşmadığı, raporun bu haliyle denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; önceki bilirkişiler dışında oluşturulacak heyet ile mahallinde yeniden keşif yapılarak yer tespitinin yapılması, davacının kaçak elektrik kullanımının bulunup bulunmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması ve davalı şirketin davacıdan isteyebileceği bedelin tutanağının düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği hükümlerine göre hesaplanması konusunda denetime elverişli rapor alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporu ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, kaçak elektrik kullanımı iddiasına dayalı takipte açılan borçsuzluk (menfi tespit) davasında yapılması gereken incelemeyi belirlemiştir. Mahkeme; önceki bilirkişiler dışında oluşturulacak yeni bir heyetle mahallinde yeniden keşif yaparak kaçak kullanımın gerçekten bulunup bulunmadığını açıklığa kavuşturmalı ve istenebilecek bedeli, tutanağın düzenlendiği tarihte yürürlükteki mevzuata göre denetime elverişli bir raporla hesaplatmalıdır. Eksik inceleme ve yetersiz raporla hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
İlam Kesinleşmeden İlamlı İcra Takibine Konulabilir mi?
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2026/752, K. 2026/1668, T. 10.3.2026
Şikâyet, anonim şirket ortaklığından çıkarılma ve çıkma payının ödenmesine ilişkin ilama dayanılarak başlatılan ilamlı icra takibinin, karar kesinleşmeden takibe konulup konulamayacağına ilişkindir. Ticaret şirketlerinde ortaklıktan çıkmaya ilişkin ilamların kesinleşmesi sadece 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunun 16/ son maddesi gereği aranmıştır. Bunun dışında ortaklıktan çıkma, pay bedelinin ödenmesi ve pay mülkiyet değişikliği sonucu doğuran ilamlarda kesinleşmeye ilişkin kanun hükmü bulunmamaktadır. Yukarıda açıklanan hususların Bölge Adliye Mahkemesi’nin de kabulünde olduğu ancak ortaklık pay bedeli ödenmesi suretiyle anonim şirket ortaklığından çıkarılmaya ilişkin benzer hükümleri içerir verilen ilk karara dayalı olarak ortaklıktan çıkma payının tahsili için diğer alacaklılar tarafından daha önce başlatılan icra takiplerinin, İcra mahkemelerince şikayet üzerine karar kesinleşmeden infaz edilemeyeceği gerekçesiyle iptaline karar verildiği ve bu kararların Dairemizce de onanarak kesinleştiği, aynı davada son verilen karara dayalı olarak yine aynı nitelikteki alacağın tahsili için başlatılan takipte, kararın infazı için kesinleşmesinin zorunlu görülmemesinin hukuki güvenilirlik ilkesine de aykırı olacağı ifade edildiği görülmekle birlikte, daha evvel farklı pay sahipleri hakkında benzer hükümleri içeren ilk ilam kesinleşmeden takip yapılamayacağı yönünde verilen kararların tarihleri, Dairemizin içtihat değişikliği tarihinden önce olduğundan aynı ilamın tarafları arasında bir menfaat dengesizliği oluşturmayacağı, aksine içtihat değişikliği sonrasında, Dairemizin önceki içtihatları doğrultusunda farklı kararlar verilmesinin hukuki güvenilirlik ilkesini zedeleyeceği tabiidir. O halde, Bölge Adliye Mahkemesince değişen içtihat doğrultusunda, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, bir ilamın kesinleşmeden ilamlı icra takibine konulup konulamayacağını değerlendirmiştir. Kural olarak ilamlar kesinleşmeden icraya konulabilir; ancak kanunda kesinleşmeden takip edilemeyeceği özel olarak düzenlenen haller (örneğin aile ve şahıs hukukuna ilişkin bazı ilamlar) istisnadır. Somut uyuşmazlıkta ilamın niteliği gözetildiğinde kesinleşmeden takibe konulabileceği kabul edilmeli, aksi yöndeki şikayet esastan reddedilmelidir.
Teminat Mektubundan Doğan Alacakta Temerrüt Faizi Oranına İtiraz Nasıl İncelenir?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/4436, K. 2026/1290, T. 5.3.2026
Dava, tazmin edilen teminat mektubundan kaynaklanan alacağın tahsili talebiyle başlatılan icra takibinde uygulanan temerrüt faizi oranına ilişkin muarazanın giderilmesi, takipte hesaplanan işlemiş faiz yönünden borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, bankacılık konusunda uzman kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetince davalı banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yaptırılarak taraflar arasındaki sözleşme hükümleri de nazara alınmak suretiyle temerrüt tarihinde dava konusu kredi türü için gayrınakdi kredilerin tazmin edilmesi halinde fiilen uyguladığı oranlar belirlenerek davacının sorumlu olduğu rakam tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın bozulması gerekmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, tazmin edilen teminat mektubundan doğan alacağın takibinde uygulanan temerrüt faizi oranına ilişkin uyuşmazlığı ele almıştır. Takipte hesaplanan işlemiş faiz ve uygulanan faiz oranının doğru olup olmadığı, sözleşme ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde denetlenmelidir. Faiz oranına yönelik itiraz (muaraza), dosyadaki belgeler ve hesap esasları birlikte değerlendirilerek çözülmelidir.
Menfi Tespit Davası Açılan Takipte Yapılan İhale Feshedilebilir mi?
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2025/9630, K. 2026/1161, T. 19.2.2026
Şikayete konu ihalenin dayanağı olan icra takibinin genel haciz yoluyla ilamsız takip olduğu ve 28.12.2021 tarihinde borçlu tarafından alacaklı aleyhine bu takibe ilişkin menfi tespit davası açıldığı, söz konusu davanın İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi ilamı ile kabul edildiği ve kararın taraflarca istinaf edilmeksizin 03.12.2024 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Dairemizin 11.02.2026 tarihli eksiklik talep yazısı ile; söz konusu menfi tespit davasına ilişkin kararın, icra takip ve satış talimat dosyasına tarandığı tarihin bildirilmesinin istendiği, icra müdürlüğünün cevabi yazısı ile söz konusu ilamın 10.12.2024 tarihinde UYAP sistemine kaydedildiğinin bildirildiği anlaşılmakla, bu durumda, İİK’nın 72/5. maddesinde yer alan yasal düzenleme uyarınca, menfi tespit davasının kabul tarihi olan 10.10.2024 tarihi itibariyle, takibin derhal durması gerekli olup, takibin durması, menfi tespit davasının kabulüne ilişkin kararın yasal ve zorunlu sonucudur. Buna göre, şikayete konu ihale tarihi 18.12.2024 olup, menfi tespit davasının kabulüne dair ilamın bu tarihten önce 03.12.2024’te kesinleştiği ve söz konusu ilamın icra dosyasına tarandığı görüldüğünden, yasanın emredici hükmü karşısında şikayete konu ihalenin feshi gerekir. O halde, İlk Derece Mahkemesince şikayetin kabulüyle ihalenin feshine karar verilmesi gerekir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, menfi tespit davası açılmış bir takipte gerçekleştirilen ihalenin feshini değerlendirmiştir. Genel haciz yoluyla ilamsız takipte, borçlunun süresinde menfi tespit davası açmış olması ve tedbir koşulları gözetildiğinde, bu durum ihalenin geçerliliğini etkileyebilir. Somut olayda menfi tespit davasının varlığı ve süreç birlikte değerlendirilerek ihalenin feshine karar verilmesi gerekir.
Menfi Tespit Alacaklı Lehine Sonuçlanırsa İhtiyati Tedbir Tazminatı Doğar mı?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/4119, K. 2026/922, T. 11.2.2026
Dava, bonodan kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İİK’nın 72/4. maddesi “Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.” hükmünü içermekte olup, hükmün uygulama olanağı ancak davanın esastan sonuçlanması halinde mümkündür. Buna göre İlk Derece Mahkemesince davanın esasına girilmeksizin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verildiği halde yazılı şekilde davanın usulden reddi ile birlikte davacı aleyhine İİK’nın 72/4 hükmüne dayalı olarak tazminata hükmedilmiş olması bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK’nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, menfi tespit davasının alacaklı lehine sonuçlanması halinde ihtiyati tedbir nedeniyle tazminata hükmedilip hükmedilemeyeceğini belirlemiştir. İİK m. 72/4 uyarınca dava alacaklı lehine neticelenirse, daha önce verilen ihtiyati tedbir nedeniyle alacaklının alacağına geç kavuşmasından doğan zarar için borçlu aleyhine tazminata hükmedilir. Bu tazminatın koşulları ve oranı kanun hükmüne göre belirlenmelidir.
Menfi Tespit ve İstirdat Davasında Bozmaya Uyulması Zorunlu mudur?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/5839, K. 2026/851, T. 9.2.2026
Dava, menfi tespit ve istirdat talebine ilişkindir. Mahkemece bozmaya uyularak karar verildiği belirtilmiş ise de, bozma gereği yerine getirilmemiştir. Nitekim Dairemizin ilamında “… Ancak söz konusu çekler, diğer davalı şirketin davalı bankaya olan borcunun teminatı olarak alındığından söz konusu çeklerin teminat fonksiyonunun devam edip etmediğinin belirlenmesi gerekir” şeklinde yer alan gerekçe karşısında artık hükme esas alınan 09.05.2025 tarihli bilirkişi raporunda “Davalı … İnş. Ltd. Şti. yetkilileri tarafından çek tevdii bordrolarındaki ‘yukarıda adet toplam…bedelli çeki tahsil edildiğinde kredi ve diğer borçlarımdan mahsup edilmek üzere Bankanıza tevdii ediyorum’ kaydından dolayı dava konusu çeklerin teminat vasfının bulunmadığı” görüşüne istinaden yazılı gerekçe ile karar verilmesi doğru olmamış, 27.11.2023 tarihli bozma ilamında işaret edilen hususlar dikkate alınarak karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, menfi tespit ve istirdat davasında bozma kararına uyulmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme bozmaya uyduğunu belirtmiş olsa dahi, bozma ilamının gereğini fiilen yerine getirmemişse bu hukuka aykırıdır. Bozmaya uyulmasına karar verildikten sonra, bozma gerekleri eksiksiz uygulanarak sonuca gidilmelidir; aksi halde karar yeniden bozulur.
Senedin İlletten Mücerret (Soyut) Olması İddiası Nasıl Değerlendirilir?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/3558, K. 2026/850, T. 9.2.2026
Uyuşmazlık, senetten dolayı borçlu olunmadığının tespitine ve senedin iadesine karar verilmesi istemine ilişkindir. Her ne kadar davalı yanca sunulan cevap dilekçesinde senedin illetten mücerretliğine dayanılmış ve teminat senedi olmadığı savunulmuş ise de, aynı cevap dilekçesinde, “müvekkili tarafından hisse devrinin yapılması veya yapmış olduğu masrafların ve banka hesaplarına gönderilen ödemelerin iade edilmesi talep edilmiş ise de davacı tarafın sözleşmede yer alan edimlerini yerine getirilmediği, davacılar tarafından hisse devrinin yapılmayacağı, borcun ödeneceği ancak biraz zaman tanınması istendiği, müvekkili davalı tarafından da iyi niyetle kendisinden istenen bütün esneklik ve kolaylık gösterildiği, sözleşmede yazılı iki kat cezai şart konusunu dahi bertaraf etmeye hazır olduğunu söyleyen müvekkilinin yaptığı görüşmede alacaklısı olduğu bedelin tamamını bir türlü tahsil edemediği, sözleşmenin 13.12.2021’de imzalandığı, Protokolden kısa süre sonra borcu ödediğini söyleyen davacılar tarafından borçlu oldukları senedin neden alınmadığını, çünkü davacıların da iyi bildiği gibi söz konusu senetten dolayı borcun tamamının asla ödenmediğini, davacıların şirkete ödeme yapıldığını ispatlayıcı belgeyi sunmadıklarını” belirtildiği, yani bir kısmı özetlenen cevap dilekçesi içeriğine göre davalının da dava konusu senedin taraflar arasında imzalanan 16.12.2021 tarihli Protokol kapsamında verildiğini kabul ettiği, ancak söz konusu Protokol’de yazılı edimlerin yerine getirilmediğini, hisse devrinin yapılmamış olması sebebi ile de davacıların iade ile yükümlü oldukları bedelin tamamının ödenmediğini ya da ispatına dair bilgi belge sunmadığını savunduğu, davacı tarafın da fesih üzerine müvekkilinin dava dışı şirkete ödeme yapmakla borcunun ortadan kalktığını ileri sürmesi karşısında, taraf iddia ve savunmalarına göre bahse konu senedin teminat vasfının devam edip etmediği belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, protokolde dava konu senede ilişkin bir bilgi bulunmadığı, davalının cevap dilekçesinde senedin sözleşmenin teminatı olduğu iddiasını kabul etmediği, bononun sebepten mücerret olduğu gözetildiğinde davacının senedin 16.12.2021 tarihli hisse devir sözleşmesinin teminatı olarak verildiğini yazılı delille ispatlayamadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik davacı itirazlarının aynı gerekçe ile Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddi doğru olmamıştır.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, senedin illetten mücerret (soyut, sebebe bağlı olmayan) olduğu savunmasının menfi tespit davasındaki etkisini değerlendirmiştir. Kambiyo senetleri kural olarak soyut borç ikrarı içerse de, taraflar arasındaki temel ilişki (illet) ileri sürülüp tartışılabilir. Bu nedenle davalının salt senedin soyutluğuna dayanması yeterli olmayıp, borcun gerçek sebebi ve tarafların ilişkisi incelenerek karar verilmelidir.
Menfi Tespit Davasında Davalıların İstinaf Başvurusu Nasıl Sonuçlanır?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/7103, K. 2026/786, T. 5.2.2026
İlk Derece Mahkemesi’nin kararı ile davanın kabulüne karar verildiği, kararın diğer davalılar tarafından istinaf edildiği, Bölge Adliye Mahkemesi’nin ilamı ile davalıların istinaf başvurusunun esastan reddedildiği, işbu kararın ise diğer davalılar tarafından temyiz edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. O halde Mahkemece davalının bozma ilamından önce verilen davanın kabulü kararına karşı istinaf ve temyiz yoluna başvurmadığı, anılan davalı bakımından verilen hükmün kesinleşmiş olduğu dikkate alınmaksızın tüm davalılar bakımından davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, menfi tespit davasında ilk derece mahkemesinin kabul kararına karşı davalıların istinaf başvurusunun sonucunu değerlendirmiştir. Bölge adliye mahkemesi, istinaf başvurusunu incelerken davanın esasına ve delillere ilişkin değerlendirmeyi tam yapmalıdır. Eksik inceleme veya hatalı gerekçeyle istinaf başvurusunun reddedilmesi doğru değildir; başvuru esastan ve gerekçeli biçimde karara bağlanmalıdır.
İş Sözleşmesi Gereği Teminat Senedi Verildiği İddiası Nasıl İspatlanır?
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/8614, K. 2026/685, T. 2.2.2026
Uyuşmazlık, davacının dava konusu senetten dolayı davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İş sözleşmesi gereğince teminat olarak verildiği iddia edilen senetten dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemiyle açılan bir davada, senet lehdarı ile işveren arasında şekli anlamda zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu kabul edilmeli; dava dışı işveren davaya dâhil edilerek her iki tarafa karşı yargılama sürdürülerek işin esası hakkında bir karar verilmelidir. Davacı, Şirket yetkilisinin kendisinden sadece tutar kısmı 30.000,00 TL olarak belirtilen ancak diğer kısımları boş olan bir adet bono aldığını, Şirket yetkilisinin davalıyı kullanarak kanuna aykırı şekilde iş sözleşmesi başlangıcında baskı amaçlı aldığı bononun üzerindeki 30.000,00 TL’yi 130.000,00 TL olarak değiştirerek ve alacaklı kısma da davalıyı ekleyerek suç teşkil edecek şekilde ihtiyati haciz kararı aldırdığını iddia etmiştir. Davanın, Şirket yetkilisi olmayan ve Şirketle bağlantısı bulunmayan gerçek kişiye yöneltildiği anlaşılmaktadır. Davacının menfi tespit isteminin dayanağı iş sözleşmesi olup uyuşmazlık konusu senedin teminat amacıyla verildiği ileri sürüldüğüne göre senet lehdarı ile şekli anlamda dava arkadaşlığı bulunan işverenin davaya dâhil edilmeksizin yargılama yapılarak sonuca gidilmesi isabetsizdir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, iş sözleşmesi gereğince teminat olarak verildiği ileri sürülen senetten dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemini değerlendirmiştir. İşçiden teminat amacıyla alınan senetler, gerçek bir borç ilişkisine dayanmadığından geçerli sayılmaz; senedin teminat amaçlı verildiği iddiası ciddiyetle araştırılmalıdır. Bu husus incelenmeden, yeterli değerlendirme yapılmadan sonuca gidilmesi isabetsizdir.
İhtiyati Tedbirle Depo Edilen Para Menfi Tespit Sonunda Kime İade Edilir?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/7629, K. 2026/411, T. 2.2.2026
Dava, icra takibi kapsamında menfi tespit davası nedeniyle ihtiyati tedbir doğrultusunda depo edilen paranın iadesi istemine ilişkindir. Yargıtay incelemesinde, menfi tespit davası kapsamında verilen ihtiyati tedbir kararının HMK 397/2. maddesi uyarınca nihai karar kesinleşinceye kadar devam edeceği, somut olayda menfi tespit davasının henüz kesinleşmediği tespit edilmiştir. Her ne kadar icra takibinin iptaline karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiş ise de, bu durum tek başına tedbir kapsamında icra dosyasına depo edilen paranın borçluya iadesini gerektirmez.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, menfi tespit davasında verilen ihtiyati tedbir doğrultusunda icra dosyasına depo edilen (yatırılan) paranın dava sonunda kime iade edileceğini belirlemiştir. Menfi tespit davası borçlu aleyhine (alacaklı lehine) sonuçlanmışsa, tedbir kapsamında depo edilen paranın borçluya iadesi gerekmez; bu para alacaklının alacağına mahsup edilir. Paranın iadesi ancak dava borçlu lehine sonuçlandığında gündeme gelir.
İmza İnkârıyla Açılan Menfi Tespitte Alacaklı Lehine Tazminata Hükmedilir mi?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/6449, K. 2026/458, T. 26.1.2026
Dava, kambiyo senedinden kaynaklanan ve imza inkârına dayalı olarak icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemine ilişkindir. İİK’nın 72. maddesinin beşinci fıkrasında “Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir” hükmü düzenlenmiştir. Davaya konu kambiyo senetlerine atılan imzaların davacıya ait olmadığı ortaya çıkmış ise de, bonoların düzenleyen bölümündeki kaşenin davacının münferiden yetkilisi olduğu şirkete ait olmadığı yönünde bir iddianın bulunmaması, bonoların bu şirket adına kardeşi tarafından tanzim edilerek davalıya verildiği yönündeki davacı beyanı da gözetilerek kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken davalı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi doğru olmadığından bozmayı gerektirir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, kambiyo senedindeki imza inkârına dayanılarak icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında tazminatı değerlendirmiştir. İİK m. 72/5 uyarınca, borçlu menfi tespit davasında haksız çıkar ve daha önce tedbir kararı almışsa alacaklı lehine tazminata hükmedilir; ayrıca imza inkârının haksızlığı da yaptırıma bağlanabilir. Tazminat koşulları gözetilmeden karar verilmesi bozmayı gerektirir.
İmzası Bulunmayan Kişi Protokolden Dolayı Menfi Tespitte Sorumlu Tutulabilir mi?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/3322, K. 2026/170, T. 15.1.2026
Dava, menfi tespit ve ipoteğin fekki istemine ilişkindir. Hükme esas alınan Emeklilik A.Ş. ile Sigorta tarafından imzalanan prokolde, davacının imzasının bulunmadığı, davacının bu protokole taraf olmadığı görülmektedir. Dava konusu vekaletname içeriğinde açıkça “… Sigorta Aracılık Hizmetleri … unvanlı firma adına acentelik tesis edilmesi için veya her türlü taahhüt ve sözleşmelerin teminatı olarak” ipotek tesis edilmek üzere vekalet verildiği görülmektedir. 07.12.2011 tarihinde kurulan Sigorta Aracılık Ltd. Şti. unvanlı sermaye şirketi için ilave bir resmi akit tablosu düzenlendiği de iddia ve ispat edilmemiştir. Mahkemece, 06.09.2011 tarihli vekaletnameye istinaden düzenlenen 09.09.2011 tarihli ipotek akit tablosunun tasfiye edilen Sigortanın borçlarının teminatı olmak üzere verildiği, davalı tarafından davacıya gönderilen ihtarname ve icra takibine konu borcun sonradan kurulan Sigorta Aracılık Ltd. Şti. unvanlı sermaye şirketine ait olduğu, davalı tarafın, Sigorta Aracılık Hizmetleri unvanlı işletmenin borç bakiyesi olduğu yolunda iddiasının da bulunmadığı nazara alınarak mevcut delil durumuna göre davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, altında imzası bulunmayan kişinin bir protokole dayanılarak takip edilmesi halinde menfi tespit talebini değerlendirmiştir. Hükme esas alınan protokolde davacının imzası yoksa ve davacı bu protokole taraf değilse, protokolden dolayı borçlu tutulamaz. Bu nedenle imzası ve taraf sıfatı bulunmayan kişi yönünden borçlu olmadığının tespitiyle davanın kabulü, aksi halde ise reddi gerekir; taraf sıfatı özenle belirlenmelidir.
Çek Lehtarına Karşı Açılan Menfi Tespitte Nedensiz Zenginleşme Nasıl Değerlendirilir?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/2758, K. 2025/7524, T. 15.12.2025
Dava, 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun ( İİK ) 72/1. maddesi uyarınca icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemine ilişkindir. Takip ve dava konusu çek lehtarı davalının doğrudan çekin keşidecisi davacı ile akdi ilişkisi bulunmadığı, kardeşine olan borcundan dolayı kendisinin lehtar yazılarak çekin tanzim edilip verildiğine dair beyanından yola çıkılarak davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davacının herhangi bir borç ilişkisi nedeniyle tanzim ettiği çekin doldurulması esnasında akdi ilişkinin tarafı olmayan bir başka kişinin de lehtar olarak yazılması hukuken mümkündür. Nitekim Yargıtay ( kapatılan ) 19. Hukuk Dairesinin 07.12.2017 tarih, 2017/5211 E. ve 2017/7832 K. sayılı ilamında da; herhangi bir kambiyo senedinin tüm unsurlarını içerecek şekilde tanzim edilmesi mümkün olduğu gibi, en geç ibraz anında doldurmak kaydıyla boş olarak dahi lehtara verilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece mevcut delil durumuna göre ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, çek lehtarına (doğrudan tarafına) karşı açılan menfi tespit davasında temel ilişkinin ve nedensiz zenginleşmenin değerlendirilmesini ele almıştır. Çekin doğrudan tarafları arasında, senedin soyutluğu ileri sürülemez; taraflar arasındaki temel borç ilişkisi incelenir. Lehtarın gerçek bir alacağı bulunmadığı halde çeke dayanması nedensiz zenginleşme oluşturacağından, temel ilişki araştırılarak sonuca varılmalıdır.
Kambiyo Senedine Dayalı Takipte Menfi Tespit Davası Nasıl İncelenir?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/2670, K. 2025/7237, T. 3.12.2025
Dava, kambiyo senedine dayalı yapılan takip nedeni ile menfi tespiti istemine ilişkindir. Kambiyo senedine dayalı yapılan takip nedeni ile borçlu olunmadığının tespiti istemine dayalı açılan davada, uyuşmazlık takibe dayanak kambiyo senedinin tehdit ve zorla imzalatılıp imzalatılmadığı noktasında toplanmıştır. Davacı, oğlunun davalının iş yerinde çalıştığını ve bu iş yerinde çalınan altınlardan oğlunun sorumlu tutulduğunu, davacının iş yerine çağrılarak boş bono imzalanmasının istendiğini ve kambiyo senedinin rızası hilafına, tehdit ile düzenlendiğini ileri sürmüştür. Mahkemece ceza soruşturma dosyası kapsamında alınan ifadelere ve bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmiş, herhangi bir bilirkişi incelemesi yapılmamıştır. Savcılık dosyasındaki raporun, kamera kayıtlarının polis memurları tarafından incelenmesi üzerine düzenlendiği anlaşılmıştır. Bu raporda görüntülerdeki kişilerin kim oldukları, kişilerin davranışlarının kambiyo senedinin imzalanmasında davacı üzerinde herhangi bir tehdit ve baskı oluşturup oluşturmadığı hususlarında yeterli inceleme ve açıklamaya yer verilmediğinden, mahkemece yeterli olmayan rapora dayanılarak karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Ayrıca davacının oğlunun davalı iş yerinde çalınan altınlardan sorumlu tutulması nedeni ile kambiyo senedinin imzalatıldığı iddia etmiş, davalı iş yerinde gerçekleşen bir hırsızlık olayı olup olmadığı, davalının iş yerinde gerçekleştiği iddia edilen hırsızlık olayı ile ilgili bir şikayetin veya soruşturmanın bulunup bulunmadığı hususu araştırılmamıştır. Mahkemece, kambiyo senedinin davalının iş yerinde imzalanması görüntülerinin, gerektiğinde savcılık dosyası da getirtilerek, imzalanma anında odada bulunan kişilerin davranışlarını, içeri giriş hallerini anlamlandırabilecek yeterlilikte alanında uzman bir bilirkişi kişinin de heyete dahil edilerek rapor aldırılması, tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilirken gerekirse tanıklar da dinlenmesi, davalının iş yerinde gerçekleştiği iddia edilen hırsızlık olayı ile de ilgili incelemelerin yapılması ve tüm bu hususların birlikte değerlendirilmesi sonucunda bir karar verilmesi gerekirken sadece savcılık soruşturmasına dayanılarak karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, kambiyo senedine dayalı takip nedeniyle açılan menfi tespit davasında yapılması gereken incelemeyi belirlemiştir. Kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istenen davada, senedin geçerliliği, taraflar arasındaki ilişki ve borcun gerçekten doğup doğmadığı usulüne uygun biçimde araştırılmalıdır. Eksik inceleme ile değil, tüm delillerin değerlendirilmesi sonucunda karar verilmesi gerekir.
İpoteğin Kaldırılması Halinde Menfi Tespit Davası Konusuz Kalır mı?
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/4759, K. 2025/5110, T. 1.12.2025
Uyuşmazlık, menfi tespit ve ipoteğin fekki istemine ilişkindir. Davacı tarafından, menfi tespit ve ipoteğin fekkine dair işbu dava açılmışsa da güncel tapu kayıtlarında ipoteğin kaldırıldığı görüldüğünden hükmün bozulması gerekmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, ipoteğin kaldırılması (fekki) ile birlikte istenen menfi tespit davasının, ipoteğin fiilen kaldırılmış olması halindeki durumunu değerlendirmiştir. Güncel tapu kayıtlarında ipoteğin zaten kaldırıldığı görülüyorsa, ipoteğin fekki talebi bu yönüyle konusuz kalır; mahkeme bu durumu gözeterek karar vermelidir. Konusu kalmayan talep hakkında yeniden esasa girilerek karar kurulması hatalıdır.
Bonodaki Sahtecilik (İmza) İddiası Hangi Usulle İncelenir?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/2195, K. 2025/7052, T. 26.11.2025
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Davacı vekili dava konusu bonolardaki imzanın müvekkiline ait olmadığını ileri sürerek sahtecilik iddiasında bulunmuş, İlk Derece Mahkemesince gerek İcra Hukuk Mahkemesinde Adli Tıp Uzmanı bilirkişiden rapor alındığı, gerekse Savcılık soruşturma dosyasında Kriminal Polis Labaratuvarı Müdürlüğünden alınan raporlarda imza incelemesi yapıldığı, bu nedenle tekrar imza incelemesi yapılmasına gerek görülmediği gerekçesiyle imza incelemesine yönelik bilirkişi incelemesi yaptırılmamış ve dava konusu bonolardaki imzaların davacıya ait olduğunun kabulüyle yargılamaya devam edilerek davanın reddine karar verilmiştir. Ancak davacı sahtecilik iddiasında bulunduğundan mahkemece bu iddianın HMK’nın 211. maddesine göre incelenmesi gerekir. Buna göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzaların ilgili yerlerden getirtileceği, bilirkişinin bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapacağı belirtilmiştir. Bu durumda Mahkemece davaya konu bonolar üzerindeki imzanın davacıya ait olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden rapor alınıp hasıl olacak kanaate göre bir karar verilmesi gerekirken, İcra Hukuk Mahkemesi ve Savcılık soruşturma dosyasında alınan ve itiraza uğrayan bilirkişi raporlarına itibar edilerek karar verilmiş olması doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, bonolardaki imzanın sahteliği (imza inkârı) iddiasının hangi usulle inceleneceğini belirlemiştir. Menfi tespit davasında ileri sürülen sahtecilik iddiası, İcra Hukuk Mahkemesindeki inceleme ile sınırlı kalmayıp, genel mahkemede HMK’nın belge incelemesine (m. 211) ilişkin hükümlerine göre bilirkişi/grafoloji incelemesiyle araştırılmalıdır. İmza incelemesi usulüne uygun yapılmadan sonuca gidilmesi doğru değildir.
Yüklenici ile İş Sahibi Arasındaki Protokole Dayalı Menfi Tespit Nasıl Değerlendirilir?
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/3512, K. 2025/3871, T. 13.11.2025
Uyuşmazlık asıl davada menfi tespit, birleşen davada ise eksik ve ayıplı iş bedeline ilişkindir. Taraflar arasında imzalanan protokolün yüklenici şirketin yapmış olduğu işler ile ilgili kanun hükümlerine göre belirlenmiş gizli ayıp çerçevesinde ortaya çıkacak her tür imalât hatasını kabul eder şeklindeki düzenlemesinin mahkemenin de kabulünde olduğu, protokol tarihinden önceki eksik ve ayıplar yönünden taraflarca o tarih itibari ile işin protokolde belirtilenler hariç tam ve eksiksiz olarak yerine getirildiğinin kabul edildiği bu durumda protokol tarihinden sonra ortaya çıkan ve gizli ayıp kapsamında kabul edilmesi mümkün olmayan; kullanılan seramik ve fayansların kalite farkı bedeli, çevre, drenaj yağmur suyu ve kanalizasyon imalatlarının projesiz yapılması nedeni ile oluşabilecek imalat hatasının bedeli ve yangın ihbar santralinin devreye alma bedelinin hesaba dahil edilerek hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay, yüklenici ile iş sahibi arasında imzalanan protokole dayalı menfi tespit (ve birleşen eksik/ayıplı iş bedeli) davasını değerlendirmiştir. Taraflar arasındaki protokolün, yapılan işlerle ilgili kanun hükümleri ve sözleşme çerçevesinde yorumlanması; eksik ve ayıplı işlerin bilirkişi incelemesiyle belirlenmesi gerekir. Protokolün kapsamı ve işlerin durumu tam değerlendirilmeden hüküm kurulması doğru değildir.
Sıkça Sorulan Sorular
Menfi tespit davası takibi durdurur mu?
Takipten sonra açılan menfi tespit davası tek başına takibi durdurmaz. Borçlu, alacağın yüzde 15’inden az olmayan teminat göstererek İİK m. 72/3 uyarınca ihtiyati tedbir kararı alırsa haciz ve satış işlemleri durdurulabilir.
İtiraz süresini kaçırdım, menfi tespit açabilir miyim?
Evet. 7 günlük itiraz süresini kaçırmış olmanız menfi tespit davası açmanıza engel değildir; borçlu olmadığınızı bu davada ileri sürebilir ve teminat karşılığı tedbirle haczi durdurmayı talep edebilirsiniz.
Menfi tespit davasında ispat yükü kimdedir?
Alacak bir senede dayanıyorsa borçlu, borcun bedelsiz, hatır için verildiğini veya ödendiğini ispatlar. Alacak yazılı belgeye dayanmıyorsa borçlu, borcun sebebinin yokluğunu ileri sürerek ispat yükünü alacaklıya geçirebilir.
Menfi tespit davasını kaybedersem ne olur?
Davayı kaybeder ve daha önce ihtiyati tedbirle alacaklının alacağına geç kavuşmasına yol açmışsanız, alacaklının talebiyle alacağın en az yüzde 20’si oranında tazminata mahkum edilebilirsiniz. Bu nedenle tedbir talebi haklılığa güvenerek istenmelidir.
Takipten önce menfi tespit açmanın avantajı nedir?
Takip başlamadan borçsuzluğu tespit ettirmek, senedin üçüncü kişilere devrini önleme ve delilleri erkenden sabitleme imkanı verir; ayrıca teminat karşılığı takibin başlaması engellenebilir.
Borcu ödedikten sonra menfi tespit açabilir miyim?
Ödeme yapıldıktan sonra menfi tespit değil istirdat davası açılır; ödemenin yapıldığı tarihten itibaren 1 yıl içinde ödenen paranın geri alınması istenir. Devam eden menfi tespit davası, ödeme halinde istirdat davasına dönüşür.
Sahte senede karşı ne yapmalıyım?
Sahte veya imzası size ait olmayan senede karşı menfi tespit davası açıp imza incelemesi (bilirkişi) talep edebilir; mümkünse takip başlamadan takipten önce menfi tespit yoluyla senedin devrini önleyebilirsiniz. Ayrıca resmi belgede sahtecilik yönünden cezai süreç de gündeme gelebilir.
Avukat’a Sor
Menfi tespit davası, ihtiyati tedbir ve teminat, ispat stratejisi veya istirdat davasına geçiş hakkındaki sorularınızı doğrudan avukata iletebilir, dosyanıza özel hukuki değerlendirme talep edebilirsiniz. Haciz tehdidi altındaysanız tedbir talebi için hızlı hareket etmek gerekir.

Av. Muhammet Sarıkaya
Avukat Muhammet Sarıkaya, 1995 yılında İstanbul’da doğmuştur. 2009-2013 yılları arasında İstanbul’un köklü liselerinden Hasan Polatkan Anadolu Lisesi’nde öğrenim görmüş; 2014 yılında başladığı Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2018 yılında mezun olmuştur. 2019 yılında avukatlık stajını tamamlayarak avukatlık ruhsatını almış ve İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarası ile kayıtlı olarak mesleki faaliyetlerine başlamıştır. Ağırlıklı çalışma alanları ceza hukuku, aile hukuku, miras hukuku, idare hukuku ve tazminat hukukudur. Mesleki faaliyetlerini hukukun üstünlüğü, adalet ilkesi, gizlilik ve mesleki etik kurallar çerçevesinde sürdürmekte; güncel mevzuat ve yargı kararlarını yakından takip ederek çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemektedir.
Baro Doğrulaması: Avukat Muhammet Sarıkaya, İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarası ile kayıtlıdır. İstanbul Barosu levha kaydını doğrulamak için tıklayın.