Mirasın Reddi Hükümleri 2026: TMK 605-618 Süre, Şekil, Sonuçlar ve Alacaklıların Korunması
“Babam öldü ama geriye borçtan başka bir şey bırakmadı; bu borç bana mı kalacak?” Bu, miras hukukunun en can alıcı sorusudur ve cevabı hayat kurtarır: Hayır, kalmak zorunda değil. Çünkü hukuk kimseyi, istemediği bir mirası (ve onun borçlarını) yüklenmeye mecbur etmez. Mirasın reddi, borçlu bir yakının mirasından doğan borç yükünden kurtulmanın yasal yoludur. Ancak bu koruma zamana bağlıdır: Üç aylık kısa süre kaçırılırsa, miras (ve tüm borçlar) kayıtsız şartsız kabul edilmiş sayılır ve mirasçı kendi malvarlığıyla bile sorumlu hale gelir. Terekenin borca batık olduğu hallerde ise süreye bakılmaksızın hükmen ret devreye girer. Bu rehberde mirasın reddinin türlerini, üç aylık süreyi, borca batıklığı, alacaklıların haklarını ve 2024-2026 tarihli en güncel Yargıtay kararlarını bir avukat kaleminden anlatıyoruz.
Yazı İçeriği
- Mirasın Reddi Nedir? (TMK 605)
- Gerçek Ret ve Üç Aylık Süre
- Hükmen Ret ve Terekenin Borca Batıklığı
- Reddin Sonucu: Borçtan Kurtulma
- Mirasın Reddi Özet Tablosu
- Miras Avukatı Muhammet Sarıkaya
- Ret Hakkının Kaybı ve Kabul Sayılan Haller
- Alacaklıların Korunması (TMK 617-618)
- Tüm Mirasçıların Reddi ve Tereke Tasfiyesi
- Mirasın Reddi Yargıtay Kararları
- Sıkça Sorulan Sorular
Mirasın Reddi Nedir? (TMK 605)
Mirasın reddi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 605 ve devamı maddelerinde düzenlenir. Miras, mirasbırakanın ölümüyle mirasçılara kendiliğinden (külli halefiyet) geçer; ancak mirasçı bu geçişi kabul etmek zorunda değildir. Mirasın reddi, mirasçının bu kendiliğinden gerçekleşen kazanımı reddederek terekenin (özellikle borçlarının) sorumluluğundan kurtulmasıdır. TMK m. 605 iki tür ret öngörür: Gerçek ret (mirasçının iradi beyanıyla) ve hükmen ret (terekenin borca batık olması nedeniyle kendiliğinden). Mirasın geçişinin genel çerçevesi için mirasın kazanılması ve yasal mirasçılar rehberlerimize bakabilirsiniz. Kanunun tam metnine mevzuat.gov.tr adresindeki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu sayfasından ulaşabilirsiniz.
Gerçek Ret ve Üç Aylık Süre
Gerçek ret, mirasçının iradesiyle mirası reddetmesidir. TMK m. 605/1’e göre, yasal ve atanmış mirasçılar, mirasbırakanın ölümünü ve mirasçı olduklarını öğrendikleri tarihten başlayarak üç ay içinde mirası reddedebilir. Ret, Sulh Hukuk Mahkemesine yazılı veya sözlü beyanla yapılır; ret kayıtsız ve şartsız olmalıdır. Mahkeme, süresinde yapılan reddi tespit ederek özel kütüğe tescil eder.
Bu sürenin özellikleri kritiktir: Üç aylık süre hak düşürücüdür; süre içinde reddedilmezse, mirasçı mirası kayıtsız şartsız kazanmış (kabul etmiş) sayılır (TMK m. 610). Sürenin başlangıcı, “öğrenme” tarihidir; mirasçı, mirasçı olduğunu veya terekenin durumunu sonradan öğrenmişse süre bu öğrenme tarihinden işlemeye başlar. Gerçek ret davası, bir uyuşmazlık içermediğinden hasımsız (çekişmesiz yargı işi olarak) açılır.
Hükmen Ret ve Terekenin Borca Batıklığı
Hükmen (kendiliğinden) ret, TMK m. 605/2’de düzenlenir: Mirasbırakanın ölümü anında ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse, miras reddedilmiş sayılır. Yani terekenin borcu, malvarlığından (aktifinden) fazlaysa (tereke borca batıksa), mirasçının ayrıca ret beyanında bulunmasına gerek kalmadan miras reddedilmiş kabul edilir.
Hükmen retin en önemli farkı, süreye tabi olmamasıdır: Terekenin borca batık olduğunun tespiti ve mirasın hükmen reddedilmiş sayıldığının belirlenmesi her zaman istenebilir; üç aylık süre şartı aranmaz. Hükmen ret davasında mahkeme, murisin ölüm tarihindeki tüm aktif malvarlığını (taşınmaz, taşınır, banka hesabı, araç, alacak) ve pasifini (borçlarını) resen ve eksiksiz araştırarak, aktifin borçları karşılamaya yetip yetmediğini somut biçimde belirler. Terekede bir miktar aktif bulunması tek başına borca batıklığı ortadan kaldırmaz; belirleyici olan aktifin pasifi karşılayıp karşılamadığıdır.
Reddin Sonucu: Borçtan Kurtulma
Mirasın reddinin temel sonucu, mirası reddeden mirasçının mirasbırakanın borçlarından sorumlu tutulamamasıdır. Ret halinde, o mirasçı bakımından miras hiç geçmemiş sayılır; ne terekeden pay alır ne de borçlardan (SGK prim borcu, vergi, özel borçlar, murisin yazılı taahhütleri dahil) sorumlu olur. Reddeden mirasçıya karşı murisin borcu için ödeme emri çıkarılamaz, icra takibi yapılamaz. Reddedenin payı, diğer mirasçılara veya bir sonraki dereceye geçer; herkes reddederse tereke tasfiye edilir.
Mirasın Reddi Özet Tablosu
| Konu | Bilgi |
|---|---|
| Hukuki dayanak | 4721 sayılı TMK m. 605-618 |
| Gerçek ret süresi | Öğrenmeden itibaren 3 ay (hak düşürücü) |
| Hükmen ret | Tereke borca batıksa; süreye tabi değil |
| Ret mercii | Sulh Hukuk Mahkemesi (yazılı/sözlü beyan) |
| Reddin sonucu | Mirasçı borçlardan sorumlu olmaz |
| Ret hakkının kaybı | Süre geçmesi veya tereke malına sahip çıkma |
| Alacaklı koruması | Reddin iptali (TMK m. 617), iade (TMK m. 618) |
Miras Avukatı Muhammet Sarıkaya

Mirasın reddi; üç aylık hak düşürücü sürenin korunması, terekenin borca batıklığının ispatı ve alacaklıların iptal davalarına karşı savunma gibi süre ve usul kurallarının belirleyici olduğu dosyalardır. Av. Muhammet Sarıkaya, İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarasıyla kayıtlı olarak ağırlıklı biçimde miras hukuku alanında çalışmakta; mirasın gerçek ve hükmen reddi, terekenin borca batık olduğunun tespiti, mirasçılık belgesi ve alacaklıların ret iptali dosyalarında vekillik yürütmektedir. Küçükçekmece Adliyesi başta olmak üzere İstanbul genelindeki sulh hukuk mahkemelerinde yürüttüğü dosyalarda; ret süresinin korunması, borca batıklığın kurumlardan araştırılarak ispatı ve mirasçıların kişisel sorumluluktan korunması üzerine çalışır. Avukatın mesleki geçmişi ve çalışma alanları hakkında ayrıntılı bilgiye Revan Hukuk hakkımızda sayfasından ulaşabilirsiniz.
Küçükçekmece Miras Avukatı
Borçlu bir yakınınızın mirasını reddetmek, terekenin borca batık olduğunu tespit ettirmek veya ret sürecinde haklarınızı korumak istiyorsanız; miras hukuku alanında çalışan büromuzla iletişime geçebilirsiniz.
Küçükçekmece Avukat
Ret Hakkının Kaybı ve Kabul Sayılan Haller
Mirasçı, bazı hallerde ret hakkını kaybeder ve mirası kabul etmiş sayılır:
- Sürenin geçmesi: Üç aylık ret süresi içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış sayılır (TMK m. 610).
- Tereke işlerine karışma: Ret süresi içinde mirasçı sıfatıyla tereke işlemlerine karışan, terekeyi sahiplenen, tereke mallarını gizleyen veya kendine mal eden mirasçı, ret hakkını kaybeder.
- Olağan yönetim ve zorunlu işler istisnadır: Terekenin olağan yönetimi niteliğindeki işler ve mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olan işler, ret hakkını düşürmez.
Bu nedenle, mirası reddetmeyi düşünen mirasçının, ret süreci tamamlanana kadar tereke malları üzerinde sahiplenici işlem yapmaması gerekir; aksi halde reddi geçersiz kalabilir.
Alacaklıların Korunması (TMK 617-618)
Mirasın reddi, mirasçının alacaklılarını mağdur etmek için kötüye kullanılamaz. Kanun iki koruma öngörür:
- Reddin iptali (TMK m. 617): Malvarlığı borcuna yetmeyen bir mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse; alacaklıları veya iflas idaresi, kendilerine yeterli güvence verilmediği takdirde, ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptalini dava edebilir. Bu davada husumet, reddeden borçlu mirasçıya yöneltilir.
- Aciz murisin mirasını reddedenin iadesi (TMK m. 618): Ödemeden aciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, murisin alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olur.
Tüm Mirasçıların Reddi ve Tereke Tasfiyesi
TMK m. 612’ye göre, en yakın yasal mirasçıların tamamı mirası reddederse, tereke Sulh Hukuk Mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir. Bu durumda tereke, görevlendirilen bir tasfiye memuru veya kayyım (temsilci) aracılığıyla temsil edilir ve terekeyle ilgili davalar bu temsilci ile yürütülür. Tüm mirasçıların reddi, alacaklıların haklarının tasfiye yoluyla korunmasını sağlar; borca batık olsa bile tereke sahipsiz kalmaz.
Mirasın Reddi Yargıtay Kararları
Aşağıda mirasın reddine, gerçek ve hükmen redde, terekenin borca batıklığına ve alacaklıların korunmasına ilişkin güncel Yargıtay kararları birebir olarak verilmiş, her kararın altında konunun özeti avukatımızın kaleminden aktarılmıştır.
Mirası Reddeden Mirasçıya Karşı Prim/Kamu Borcu İçin Ödeme Emri Çıkarılabilir mi?
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2025/11424, K. 2026/624, T. 2.2.2026
Uyuşmazlık, ödeme emri iptaline ilişkindir. Somut olayda, müteselsil prim borçlusu olan murisin 09.01.2018 tarihinde vefat ettiği, davacıların ise Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararıyla mirası kayıtsız ve şartsız reddettiği anlaşılmaktadır. Söz konusu ret kararı, 06.02.2018 tarihinde kesinleşmiştir. Buna rağmen, davaya konu ödeme emirleri, davacılara tebliğ edilmiş, davacılar da yasal süresi içinde açtığı bu dava ile ödeme emirlerinin iptalini talep etmiştir. Davalı Kurum, dava sırasında ödeme emirlerini mirasın reddi sebebiyle iptal etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, davanın konusuz kalması sebebiyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiş, ancak davalı Kurum lehine maktu vekalet ücretine hükmetmiştir. Davacı vekilinin kararı istinaf etmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırarak davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 6. maddesi uyarınca davacılar lehine vekalet ücretine hükmedilmiştir. Her ne kadar mirasın reddine ilişkin karar 2018 yılında kesinleşmiş ve eldeki dava 11.12.2023 tarihinde açılmış olsa da; daha önce davalı Kurumun diğer şehirlerdeki birimlerine karşı açılan benzer davalarda verilen kararların, Kurumun mirasın reddinden haberdar olduğu şeklinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, Kurumun mirasın reddinden ancak dava dilekçesinin tebliğiyle haberdar olduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu durumda, taraflar lehine vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bu husus kararın bozulmasını gerektirmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, müteselsil prim borçlusu olan murisin ölümü halinde, mirası reddeden mirasçılarına karşı bu kamu (SGK primi) borcu için ödeme emri çıkarılıp çıkarılamayacağını değerlendirmiştir. Somut olayda müteselsil prim borçlusu muris vefat etmiş, davacı mirasçılar ise Sulh Hukuk Mahkemesinde mirası reddetmiştir. Daireye göre, mirası usulüne uygun reddeden mirasçı, mirasbırakanın borçlarından (SGK prim borcu dahil) sorumlu tutulamaz; miras reddedildiğinde o mirasçı bakımından miras hiç geçmemiş sayılır. Bu nedenle mirası reddeden mirasçılara karşı murisin prim borcu için ödeme emri düzenlenmesi ve takip yapılması hukuka aykırıdır. Mirasın reddi olgusu gözetilmeden ödeme emrinin iptali isteminin reddi, kararın bozulmasını gerektirmiştir.
Mirasın Hükmen Reddinde Terekenin Borca Batık Olduğu Nasıl Tespit Edilir?
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/1281, K. 2025/5206, T. 4.12.2025
Dava, mirasın hükmen reddi ve terekenin borca batık olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece murisin aktif malvarlığının tespit edilemediği, terekenin borca batık olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan araştırmanın eksik ve hatalı olduğu anlaşılmıştır. Zira murisin aktif malvarlığı olup olmadığı yönünden yapılan araştırmada, ölüm tarihi dikkate alınmadığı gibi murisin ölüm tarihi itibarıyla menkul ve gayrimenkul malvarlığı olup olmadığı yönünden de yeterli inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Hal böyle olunca belirtilen araştırmaların ölüm tarihi itibarıyla yapılarak murisin aktif ve pasifinin durumu tam olarak belirlendikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir. Uyuşmazlık, mirasın hükmen reddi ve terekenin borca batık olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Mirasın hükmen reddine ilişkin olarak açılan davalarda, murisin ölüm tarihi itibarıyla terekesinin açıkça borca batık olup olmadığının ve mirasçıların terekeyi kabul anlamına gelen işlemler yapıp yapmadıklarının araştırılması gerekmektedir. 4721 Sayılı Kanun’un 605/2 hükmü gereğince mirasın hükmen reddine ( terekenin borca batık olduğunun tespitine ) ilişkin talepler, süreye tâbi olmayıp mirasçıların iyiniyetli ya da kötüniyetli olmalarının bir önemi bulunmamaktadır. Murisin ödemeden aczi ölüm tarihine göre belirlenir. Ölüm tarihi itibarıyla, murisin tüm malvarlığı terekenin aktifini, tüm borçları ise terekenin pasifini oluşturur. Terekenin pasifinin aktifinden fazla olması terekenin ödemeden aczini ve dolayısıyla da terekenin borca batık olduğunu gösterir ( 4721 Sayılı Kanun’un 605/2 hükmü ). Mirasın hükmen reddine ilişkin olarak açılan davalarda, terekenin açıkça borca batık olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. İcra takibi sonunda aciz vesikası düzenlenmesi halinde terekenin borca batık olduğu kabul edilir. Aksi halde terekenin borca batık olup olmadığı, murisin malvarlığı bulunup bulunmadığının usulüne uygun olarak bankalar, trafik tescil müdürlüğü, vergi daireleri, belediyeler ve tapu müdürlüğü vb. kurum ve kuruluşlardan sorulması, murisin alacak ve borçları zabıta marifetiyle de araştırılarak aktif malvarlığı ile takibe konu borç miktarı gözönünde tutularak aktif ve pasifinin tereddüde neden olmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Açıklanan bilgiler ışığında somut olaya gelince, Mahkemece murisin aktif malvarlığının tespit edilemediği, terekenin borca batık olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan araştırmanın eksik ve hatalı olduğu anlaşılmıştır.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, mirasın hükmen reddi (terekenin borca batık olması nedeniyle reddedilmiş sayılması) davasında borca batıklığın nasıl tespit edileceğini değerlendirmiştir. TMK m. 605/2’ye göre, ölümü anında mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse, miras reddedilmiş sayılır. Daireye göre, hükmen ret davasında mahkeme; murisin ölüm tarihindeki tüm aktif malvarlığını (taşınmaz, taşınır, banka hesabı, alacak) ve pasifini (borçlarını) eksiksiz araştırarak, aktifin pasifi karşılamaya yetip yetmediğini (terekenin borca batık olup olmadığını) somut biçimde belirlemelidir. Somut olayda murisin aktif malvarlığının gerektiği gibi araştırılmaması nedeniyle terekenin borca batık olduğuna ilişkin değerlendirmenin eksik ve hatalı olduğu anlaşılmıştır.
Borca Batık Terekede Murisin Malvarlığı Araştırılmadan Karar Verilebilir mi?
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/1070, K. 2025/4815, T. 18.11.2025
Dava, terekenin borca batık olduğu iddiasına dayalı mirasın hükmen reddi istemine ilişkindir. Mahkemece murisin taşınmaz kaydı olup olmadığı ilgili Tapu Müdürlüklerinden sorulmuş ise de; ölüm tarihi itibariyle bu araştırma yapılmamış, ayrıca bankalara yazılan müzekkerelerde de ölüm tarihi itibariyle araştırma yapılması istenmemiştir. Öte yandan murisin şirket hissedarı olması nedeniyle takip yapıldığı belirtilmiş; murise ait alacağın bulunup bulunmadığının tespiti açısından murisin şirket ortağı olup olmadığı ve ölüm tarihi itibariyle bu ortaklıktan bir alacağının doğup doğmadığı tespit edilmemiştir. Yapılan araştırmalar sonucu terekenin aktifinin pasifini karşılayamadığı tespit edilse dahi 4721 Sayılı Kanun’un 610/2 hükmüne göre terekeyi sahiplenen mirasçıların mirası reddetme hakkı bulunmadığından davacı mirasçıların mirası kabul anlamına gelen davranışlarda bulunup bulunmadıkları da araştırılmalıdır. Terekenin ve davacının durumu net olarak tespit edildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmelidir. Taşınmazların davacılar adına intikal sebebiyle elbirliği mülkiyeti olarak tescil ettirildiği anlaşıldığından, bu hisselerin davacılara murislerinden mi geldiği araştırılmamıştır. Mirasçıların mirası kabul anlamına gelen davranışlarda bulunup bulunmadığına dair yeterli araştırma yapılmaksızın eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde davacı taraflar iddiası ispatlanmadan davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğunu, miras bırakanın ödemeden aczi tespit edilirken mirasçıların 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 610. maddesinde yazılı şekilde mirası zımnen kabul etmiş duruma düşmüş olmadıklarının da ayrıntılı incelenmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; terekenin borca batık olduğu iddiasına dayalı mirasın hükmen reddi istemine ilişkindir. Dava, 4721 Sayılı Kanun’un 605/2 hükmü gereğince açılan mirasın hükmen reddi istemine ilişkindir. Ölüm tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır. Mirasçılar 4721 Sayılı Kanun’un 610. maddesinde yazılı aykırılıklar bulunmadıkça yani zımnen miras kabul etmiş duruma düşmüş olmadıkça her zaman murisin ödemeden aczinin tespitini isteyebilir. 4721 Sayılı Kanun’un 606. maddesinde belirtilen süre bu davada uygulanmaz. Somut olaya gelince; Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve incelemeler hüküm kurmaya yeterli değildir. Mirasın hükmen reddine ilişkin olarak açılan davalarda, terekenin açıkça borca batık olup olmadığının araştırılması, takibe konu borç miktarı gözönünde tutularak aktif ve pasifinin tereddüte neden olmayacak şekilde belirlenmesi, mirasçının mirası kabul anlamına gelen davranışlarda bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir. Mahkemece murisin taşınmaz kaydı olup olmadığı ilgili Tapu Müdürlüklerinden sorulmuş ise de; ölüm tarihi itibariyle bu araştırma yapılmamış, ayrıca bankalara yazılan müzekkerelerde de ölüm tarihi itibariyle araştırma yapılması istenmemiştir. Öte yandan murisin şirket hissedarı olması nedeniyle takip yapıldığı belirtilmiş; murise ait alacağın bulunup bulunmadığının tespiti açısından murisin şirket ortağı olup olmadığı ve ölüm tarihi itibariyle bu ortaklıktan bir alacağının doğup doğmadığı tespit edilmemiştir. Yapılan araştırmalar sonucu terekenin aktifinin pasifini karşılayamadığı tespit edilse dahi 4721 Sayılı Kanun’un 610/2 hükmüne göre terekeyi sahiplenen mirasçıların mirası reddetme hakkı bulunmadığından davacı mirasçıların mirası kabul anlamına gelen davranışlarda bulunup bulunmadıkları da araştırılmalıdır. Terekenin ve davacının durumu net olarak tespit edildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmelidir. 15 45… parsel sayılı taşınmazın 09.06.2015 tarihinde, 12 11… parsel ile 14 97… parsel, 21… numaralı bağımsız bölümlerin ise 14.07.2014 tarihinde davacılar adına intikal sebebiyle elbirliği mülkiyeti olarak tescil ettirildiği anlaşıldığından, bu hisselerin davacılara murisleri …’ten mi geldiği araştırılmamıştır. Mirasçıların mirası kabul anlamına gelen davranışlarda bulunup bulunmadığına dair yeterli araştırma yapılmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, terekenin borca batık olduğu iddiasına dayalı mirasın hükmen reddi davasında, murisin malvarlığı gereği gibi araştırılmadan karar verilip verilemeyeceğini ortaya koymuştur. Daireye göre, hükmen ret davasında mahkeme; murisin taşınmaz kaydı olup olmadığını ilgili Tapu Müdürlüklerinden, araç kaydını Trafik Tescil biriminden, banka hesaplarını ve diğer aktif değerlerini ilgili kurumlardan resen araştırmalı; ölüm tarihi itibarıyla terekenin aktif ve pasifini kesin olarak belirlemelidir. Bu araştırma yapılmadan, murisin malvarlığı tam tespit edilmeden terekenin borca batık olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir; eksik araştırma bozma sebebidir.
Mirası Reddeden Mirasçı Tereke Malları Üzerinde Tasarruf Ederse Ne Olur?
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/1737, K. 2025/2262, T. 28.4.2025
Dava, ehliyetsizlik ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat isteklerine ilişkindir. Miras yoluyla intikali mümkün hakların konusunu oluşturduğu bir davada taraflardan birinin ölümü halinde HMK’nın 55. maddesi gereğince Mahkemece, mirasçılarının tamamı tespit edilerek davadan haberdar edilmeleri gerekir. Tek bir mirasçısının bulunması halinde bu mirasçı, birden fazla mirasçısının bulunması halinde de 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ( TMK ) 640. maddesi uyarınca terekeye elbirliğiyle malik olmaları sonucu aralarında HMK’nın 59. maddesi gereği mecburi dava arkadaşlığı bulunan mirasçıların tamamı davadan haberdar edilerek davaya devam etme iradesinde olup olmadıkları belirlenmelidir. Bu doğrultuda yapılacak tebligatlar sonrasında mirasçıların terekeyi kabul veya ret etmemiş olmaları halinde TMK’nın 606. maddesinde belirlenen üç aylık mirasın reddine dair süre beklenerek mirasçıların tamamının davaya katılımı ile taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılamaya devam edilir. Ayrıca gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Mahkemece, davayı takip için kayyım tayin edebilecektir. Ancak her halükârda taraflardan birinin ölümünden sonra yargılamaya devam edilebilmesi için Mahkemece mirasçıların tamamının davaya katılımının sağlanması veya terekeye temsilci atanması yoluyla taraf teşkili sağlanarak yargılamaya devam edilip hüküm kurulması gerekir. Somut olayda; davalı …’nin yargılama sırasında 26.05.2020 tarihinde öldüğü, geride mirasçıları olarak eşi dahili davalı … ile annesi davacı …’nin ve kardeşi davacı …’nin kaldığı anlaşılmaktadır. Mirasçılardan … ve … bakımından davada davacı ve davalı sıfatının birleştiği görülmekle, davada taraf teşkilinin sağlandığından söz edilemez. Hal böyle olunca; öncelikle yargılama sırasında ölen davalı …’nin terekesine temsilci atanması suretiyle taraf teşkilinin sağlanması, daha sonra işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken taraf teşkili sağlanmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, mirası reddeden mirasçının tereke malları üzerinde tasarrufta bulunmasının (örneğin devir işlemi yapmasının) ret hakkına etkisini değerlendirmiştir. Karara göre, mirası reddeden mirasçı, terekeye ilişkin işlem yapma ve tereke mallarını sahiplenme yetkisine sahip değildir; reddeden mirasçı, tereke mallarına el atar veya bunları gizlerse ret hakkını kaybeder ve mirası kabul etmiş sayılabilir. Somut olayda miras yoluyla intikal eden taşınmaz üzerinde yapılan işlem ile mirasçıların ret iradesi arasındaki ilişki değerlendirilmelidir; mirasın reddi ile tereke malı üzerindeki tasarruf çelişiyorsa bu husus gözetilmeden karar verilmesi doğru değildir.
Murisin Yazılı Borç Taahhüdünden Mirasçılar Mirası Reddetmişse Sorumlu Olur mu?
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/2242, K. 2025/1928, T. 7.4.2025
Uyuşmazlık, tarafların ortak murisinin yazılı belge ile davacıya ödeyeceğini taahhüt ettiği bedelin mirasçılarından tahsili istemine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 605/1. maddesinde gerçek ret, 605/2. maddesinde ise hükmen ret düzenlenmiştir. TMK’nın 605/1. maddesi uyarınca miras ancak üç ay içinde reddolunabilir. ( TMK m. 606 ) Ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır. Bu hüküm çerçevesinde, mirasın hükmen reddi bir süreye tabi olmayıp, mirasçılar, alacaklılara karşı açacakları tespit davası ile terekenin borca batık olduğunun tespitini her zaman isteyebilecekleri gibi, mirasçılara karşı açılacak davada defi olarak da her zaman terekenin borca batık olduğu ileri sürülebilecektir. Somut olayda; davalı … tarafından Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin dosyası ile mirasın hükmen reddi davası açıldığı ve henüz karar verilmediği anlaşılmıştır. O halde, Bölge Adliye Mankemesince açılan mirasın hükmen reddi davasının temyize konu davanın sonucunu etkileyecek nitelikte olduğu değerlendirilerek, Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin dava dosyasının bekletici mesele yapılıp, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, murisin sağlığında yazılı belgeyle üstlendiği bir borç (ödeme taahhüdü) nedeniyle, mirası reddeden mirasçıların sorumlu tutulup tutulamayacağını değerlendirmiştir. Somut olayda ortak muris, yazılı bir belgeyle davacıya belirli bir bedeli ödeyeceğini taahhüt etmiş; alacaklı bu bedeli mirasçılardan talep etmiştir. Daireye göre TMK m. 605 uyarınca mirası reddeden mirasçı, mirasbırakanın borçlarından sorumlu değildir; bu nedenle murisin yazılı taahhüdünden doğan borçtan, mirası reddetmiş mirasçılar sorumlu tutulamaz. Mirasçıların mirası reddedip reddetmediği araştırılmadan borçtan sorumlu tutulmaları usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Mirasın Gerçek Reddi Davası Hasımsız (Çekişmesiz) Olarak Nasıl Açılır?
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/4570, K. 2025/2692, T. 20.5.2025
Uyuşmazlık, mirasın gerçek reddi istemine ilişkindir. Talep, hasımsız olarak açılan mirasın gerçek reddine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 605. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler. Mirasın gerçek reddinde, mirasçıların, mirası kayıtsız şartsız reddettiğine ilişkin sözlü veya yazılı beyanı, bozucu yenilik doğurucu hak niteliğinde olup, sulh hakimi tarafından tutanakla tespit edilmekle hukuki sonuç doğurur. Böyle bir davada sulh hakiminin görevi, reddin süresinde olup olmadığı ve reddedenin mirasçılık sıfatının bulunup bulunmadığını incelemek, süre koşulu ile mirasçılık sıfatının gerçekleşmesi halinde ise, Türk Medeni Kanununun 609. maddesi uyarınca ret beyanını tespit ve tescil etmekten ibarettir. Mirasçılık sıfatının mahkemece re’sen tespiti gerektiğinden taraflardan mirasçılık belgesini sunmaları istenebilir ise de buna zorlanamazlar. Mirasbırakana ait tüm nüfus kayıtları vukuatlı olarak temin edilerek, mirası reddeden mirasçıların mirasçılık sıfatlarının belirlenmesi gerekmektedir. Mirasın kayıtsız şartsız reddine ilişkin beyanın bozucu yenilik doğurucu nitelikte olduğu, bu beyanın sulh mahkemesine ulaşmakla sonuç doğurduğu, mirasın kayıtsız şartsız reddine ilişkin dilekçe sulh hakimine ulaştıktan sonra, talep edenlerin ayrıca duruşmaya gelmesine ilişkin bir yasal zorunluluk bulunmadığı, mahkemece yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda inceleme yapılarak taraflar duruşmaya gelmese dahi mirasın reddi hakkında bir karar verilmesi gerektiği hususları göz önüne alındığında davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün bozulması gerekmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, mirasın gerçek reddi davasının hasımsız (çekişmesiz yargı işi olarak) nasıl açılacağını ortaya koymuştur. TMK m. 605/1’e göre yasal ve atanmış mirasçılar, mirasbırakanın ölümünü ve mirasçı olduklarını öğrendikleri tarihten itibaren üç ay içinde mirası reddedebilir. Daireye göre, mirasın gerçek reddi talebi, bir uyuşmazlık (hasım) içermeyen çekişmesiz yargı işidir; bu nedenle dava hasımsız olarak açılır ve mahkeme, ret beyanının süresinde yapılıp yapılmadığını ve ret koşullarını inceleyerek reddin tescili (mirasçının reddettiğinin özel kütüğe yazılması) yönünde karar verir. Somut olayda talebin niteliği ve usulü doğru değerlendirilmeden karar verilmesi hatalı olduğundan hükmün bozulması gerekmiştir.
Mirasın Hükmen Reddinde Süre Şartı Aranır mı?
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/1447, K. 2025/2569, T. 12.5.2025
Dava; mirasın hükmen reddi istemine ilişkindir. Her ne kadar, Bölge Adliye Mahkemesince davalının ek kararı istinaf ettiği belirtilerek ek kararın istinafına yönelik inceleme yapılmış ise de davalı vekili ek kararı değil, asıl kararı istinaf etmiş ve aynı tarihte harçlarını yatırmıştır. O halde, asıl karara yönelik usulüne uygun yapılmış istinaf itirazlarının incelenerek bir karar verilmesi gerekirken ek karara yönelik denilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir. Uyuşmazlık, mirasın hükmen reddi istemine ilişkindir. 1. Her ne kadar, Bölge Adliye Mahkemesince davalı …’in ek kararı istinaf ettiği belirtilerek ek kararın istinafına yönelik inceleme yapılmış ise de davalı … vekili ek kararı değil, 05.06.2023 tarihinde asıl kararı istinaf etmiş ve aynı tarihte harçlarını yatırmıştır. 2. O halde, asıl karara yönelik usulüne uygun yapılmış istinaf itirazlarının incelenerek bir karar verilmesi gerekirken ek karara yönelik denilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, mirasın hükmen reddi (terekenin borca batık olması) davasında, gerçek redde uygulanan üç aylık süre şartının aranıp aranmayacağını ortaya koymuştur. Daireye göre, mirasın hükmen reddi (TMK m. 605/2) ile gerçek reddi (TMK m. 605/1) farklı hükümlere tabidir: Gerçek ret, üç aylık hak düşürücü süreye tabidir; ancak terekenin borca batık olması nedeniyle mirasın hükmen reddinde, alacaklılar veya mirasçılar tarafından her zaman (süreye tabi olmaksızın) terekenin borca batık olduğunun tespiti ve mirasın hükmen reddedilmiş sayıldığının belirlenmesi istenebilir. Bu nedenle hükmen ret davasında üç aylık süre şartı aranmaz. Somut olayda bu ayrım gözetilmeden karar verilmesi nedeniyle kararın bozulması gerekmiştir.
Murisin Aktif Malvarlığı Bulunması Hükmen Reddi Engeller mi?
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/109, K. 2025/688, T. 12.2.2025
Uyuşmazlık, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 605/2. maddesine dayalı mirasın hükmen reddi istemine ilişkindir. UYAP sisteminden kontrol edildiğinde, murisin hissedar olduğu 104 ada 4 ve 10 parsel ile 106 ada 15 parsel sayılı taşınmazlar hakkında keşif yapılmamış, bu taşınmazlarda ölüm tarihi itibariyle murisin hisse değeri tespit edilmemiş ve hesaplamalara dahil edilmemiştir. Bilirkişi raporunda, murisin hissedar olduğu diğer taşınmazların değerinin 75.635,56 TL olduğu belirtilerek, bu değer üzerinden aktif-pasif hesaplaması yapılmıştır. Ancak, muris taşınmazlarda hissedar olup, taşınmazların murisin hissesine düşen değeri üzerinden değil de taşınmazların toplam değeri üzerinden hatalı hesaplama yapılmıştır. Öte yandan, Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü Sigortalı Emeklilik İşlemleri Daire Başkanlığı’na gönderilen yazıda; 31.01.2012 tarihi itibariyle hesaplanan prim+işsizlik türü 360.000 TL kurum alacağının borçlunun yedinde bulunan mal alacak ve haklarına haciz konulduğunun belirtildiği, ancak bu borcun dayanağı, sebebi ve muris ile ilişkisinin bulunup bulunmadığının araştırılmadığı, Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından gönderilen yazı ekinde bulunan Kurumlar Vergi Beyannamesi ve Bilanço bilgilerine göre, ödenecek vergi ve diğer yükümlülükler hesaplarında vadesi geçmiş, ertelenmiş veya taksitlendirilmiş yükümlülükler toplamı ile birlikte 99.217 TL borç olduğunun görüldüğü belirtildiği halde, raporun sonuç kısmında vergi borçlarına ait bildirim/belge bulunmadığı belirtilerek, çelişki oluşturulduğu görülmüştür. Bu sebeplerle, mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki eksikliklerin ve çelişkilerin giderilmesi, ondan sonra murisin terekesinin borca batık olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, murisin terekesinde bir miktar aktif malvarlığı (örneğin bir taşınmazda hisse) bulunmasının, mirasın hükmen reddine (borca batıklığa) engel olup olmadığını değerlendirmiştir. Daireye göre, terekede bir miktar aktif bulunması tek başına borca batıklığı ortadan kaldırmaz; önemli olan, terekenin aktifinin (tüm malvarlığının) pasifini (tüm borçlarını) karşılamaya yetip yetmediğidir. Mahkeme, murisin ölüm tarihindeki aktif ve pasifin gerçek değerlerini belirleyerek, aktifin borçları karşılamaya yetmediği (terekenin borca batık olduğu) sonucuna varırsa mirasın hükmen reddine karar verir. Somut olayda murisin hissedar olduğu değerler de gözetilerek terekenin borca batık olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.
Terekede Taşınmaz Bulunması Halinde Borca Batıklık Nasıl Değerlendirilir?
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/471, K. 2025/158, T. 9.1.2025
Dava, mirasın hükmen reddi istemine ilişkindir. Tapu kayıtları incelendiğinde, murisin öldüğü tarihte terekesinin aktifinde bulunan ve muris adına kayıtlı taşınmazda intikal işlemi yapılarak davacı da dahil olmak üzere tüm mirasçılar adına paylı mülkiyet oluştuğu tespit edilmiştir. İntikal işlemi yapılan taşınmazın murisin ölüm tarihindeki değerinin 188.451,20 TL olduğu, dosya kapsamındaki aktif terekenin 505.206,94 TL, pasif terekenin ise 745.799,64 TL olduğu dikkate alındığında, intikale konu değerin cüzi bir miktar da oluşturmadığı gözetilerek davacının bahsi geçen intikal işlemi ile TMK’nın 610/2. maddesi uyarınca terekeyi benimsediği, artık ret talebinde bulunamayacağı göz ardı edilerek hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Terekenin ölüm anındaki aktif ve pasifinin tespiti gerektiği halde dosyada murisin ölüm anındaki tereke değerinin belirlenmediğini, sadece borçlarının tespit edildiğini, c.Dosya arasına sunulan bilirkişi raporlarının hükme esas almaya yeter ve elverişli olmadığını, d.Terekenin ölüm anında aktifinin pasifinden fazla olduğunu, borç miktarlarının ölüm tarihi itibari ile tespiti gerektiği halde yapılmadığını, e.TMK.’nun 618. maddesi uyarınca ödemeden aciz bir miras bırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olduklarından geriye dönük beş yıl için miras bırakan adına kayıtlı iken davacılardan herhangi birine intikal etmiş gayrimenkul veya araç bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini, bu konuda inceleme yapılmadığını, f.Terekenin aktifleri ve ölüm anındaki değerleri tespit edilmeden, sırf borçların tespiti ile verilen kararının bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, mirasın hükmen reddi istemine ilişkindir. 1.Türk Medeni Kanunu’nun 605/2. maddesi uyarınca, ölüm tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır. Mirasçılar, Türk Medeni Kanununun 610. maddesinde yazılı aykırılık da bulunmadıkça, yani zımnen mirası kabul etmiş duruma düşmüş olmadıkça, her zaman murisin ödemeden aczinin tespitini isteyebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 606. maddesinde belirtilen süre bu davada uygulanmaz. Dava, alacaklılara husumet yöneltilerek görülür. Mirasın hükmen reddine ilişkin olarak açılan davalarda, terekenin açıkça borca batık olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. İcra takibi sonunda aciz vesikası düzenlenmesi halinde terekenin borca batık olduğu kabul edilir. Aksi halde terekenin borca batık olup olmadığı, murisin malvarlığı bulunup bulunmadığının usulüne uygun olarak bankalar, trafik tescil müdürlüğü, vergi daireleri, belediyeler, tapu müdürlüğü v.b. kurum ve kuruluşlardan sorulması, murisin alacak ve borçları zabıta marifetiyle de araştırılarak aktif malvarlığı ile takibe konu borç miktarı gözönünde tutularak aktif ve pasifinin tereddüde neden olmayacak şekilde belirlenmesi gerekir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, terekenin aktifinde muris adına kayıtlı taşınmaz bulunması halinde borca batıklığın nasıl değerlendirileceğini ortaya koymuştur. Somut olayda murisin öldüğü tarihte terekesinin aktifinde, muris adına kayıtlı ve üzerinde intifa veya benzeri hak bulunan bir taşınmaz yer almaktadır. Daireye göre, terekenin borca batık olup olmadığı belirlenirken, aktifteki taşınmazın gerçek değeri (üzerindeki sınırlı ayni haklar ve takyidatlar da gözetilerek) bilirkişi incelemesiyle saptanmalı ve bu değer, terekenin toplam borçlarıyla karşılaştırılmalıdır. Taşınmazın değeri gerçekçi biçimde belirlenmeden borca batıklığa karar verilemez; aktif ve pasif, gerçeği yansıtmayacak biçimde eksik veya hatalı belirlenmemelidir.
Mirası Reddeden Kişi Mirasçılık Belgesinde Yer Alır mı?
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/3494, K. 2025/1720, T. 27.3.2025
Dava, mirasçılık belgesinin iptali ile yeni mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkindir. Somut olayda; davacılar vekili Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1971/219 Esas, 1971/163 Karar sayılı veraset ilâmında mirasçı olarak gösterilen bir kısım mirasçıların mirasın gerçek reddi beyanında bulunduğunu, bu nedenle onlara düşen miras payının alt soyları olan davacılara intikal edeceğini, ancak dava konusu mirasçılık belgesinde bu kişilerin mirasçı olarak görülmeye devam ettiğini belirterek veraset ilâmının iptali ile kendilerinin mirasçı olduğunu gösterir yeni mirasçılık belgesi düzenlenmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; reddeden mirasçıların miras payının diğer mirasçılarına intikal ettiği, en yakın mirasçı olarak mirasın alt soya değil kardeşlere geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, ilgili kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, mirasçılık belgesinin verildiği tarihte henüz murisin mirasının reddedilmemiş olması nedeni ile iptali istenilen mirasçılık belgesinde bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi’nin ret gerekçesi değiştirilerek Bölge Adliye Mahkemesince farklı ret nedenine dayanıldığından yerel mahkeme kararının kaldırılarak yeniden hüküm tesisi cihetine gidilmesi gerektiği halde istinaf itirazlarının esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, mirası reddeden bir kişinin mirasçılık belgesinde (veraset ilamında) mirasçı olarak gösterilip gösterilmeyeceğini değerlendirmiştir. Somut olayda mirasçılık belgesinin iptali ve gerçek duruma uygun yeni belge verilmesi istenmiştir. Daireye göre, mirası usulüne uygun reddeden kişi, o miras bakımından mirasçı sıfatını kaybettiğinden, düzenlenecek mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilmemeli veya reddettiği belirtilmelidir; onun payı, reddi sonucu diğer mirasçılara geçer ve belge buna göre düzenlenir. Mirasın reddi durumu gözetilmeden, reddeden kişiyi de mirasçı olarak gösteren belgenin düzenlenmesi veya iptal talebinin reddedilmesi doğru görülmemiştir.
Muris Muvazaası Davasında Mirası Reddeden Mirasçının Dava Hakkı Var mı?
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/630, K. 2025/1441, T. 17.3.2025
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir. Somut olayda; dinlenen tanıklar beyanları, toplanan deliller yukarıdaki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde mirasbırakanın 249 ve 1162 parsel sayılı taşınmazlarının tamamı ile 1058, 1564 ve 1665 parsel sayılı taşınmazlardaki 1/2’şer paylarını ve 1066 parsel sayılı taşınmazdaki 1/6 payını 19.11.2002 tarihinde satış suretiyle; 250, 302, 1297 parsel sayılı taşınmazlarının tamamı ile 423, 1663 ve 1058 parsel sayılı taşınmazlardaki 1/2’şer paylarını 17.02.2005 tarihinde ölünceye kadar bakma akdi ile davalı oğluna devrettiği, bu suretle adına kayıtlı bulunan taşınmazların tamamına yakınını davalı oğluna temlik ettiği, satış yoluyla yapılan temliklerin bedelsiz olduğu, ölünceye kadar bakma aktiyle yapılan temliklerde ise kendisine baktırmak amacı bulunmadığından muvazaalı olduğu, böylece davalı oğlunu diğer mirasçılardan üstün tutan mirasbırakanın temliklerde mal kaçırma kastı ile hareket ettiği sonucuna varılmaktadır. Hal böyle olunca, muris tarafından satış suretiyle ve ölünceye kadar bakma akdi ile davalıya devredilen dava konusu taşınmazlar bakımından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. TMK’nın 578. maddesi uyarınca mirastan yoksunluk sebebi olduğunu, bu nedenle davada hukuki yarar olmadığını, mirasbırakana uzun süre tarafından bakıldığını, her ihtiyacı ile ilgilendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Mahkemece; mirasbırakanın mal kaçırma amacıyla hareket etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Dairenin 16.05.2019 tarihli ve 2016/9562 Esas, 2019/3072 Karar sayılı kararı ile; bağış suretiyle temlik edilen taşınmazlar bakımından 01.04.1974 gün ve 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanmayacağı, bu nedenle 1153 parsel sayılı taşınmaz ile 1207 parsel sayılı taşınmaz bakımından tapu iptal ve tescil isteğinin reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalının mirasbırakanın denkleştirme amacıyla hareket ettiğini savunmasına rağmen, kayden 1153 parsel sayılı taşınmaz dışında davacıya başka bir hak verilip verilmediği, parası ödenmek suretiyle taşınmaz alınıp alınmadığı hususunun saptanmadığı, ayrıca 250, 302, 1297, 423, 1663, 1058 parsellerin ( bir kısmında taşınmazdaki payların ) ölünceye kadar bakma akdi ile temlik edildiği, bu taşınmazların değerleri belirlenip murisin mal varlığına oranla makul sınırda kalıp kalmadığının da açıklığa kavuşturulmadığına değinilerek öncelikle davalının denkleştirme savunması üzerinde durularak davacıya mirasbırakan tarafından 1153 parsel sayılı taşınmaz dışında taşınmaz alınıp alınmadığının ya da başka bir kazandırmada bulunulup bulunulmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması, verildiği saptanır ise davanın reddedilmesi; ölünceye kadar bakma akdi ile devredilen taşınmazların saptanacak bedeli makul sınırlar içerisinde kalıyor ise bunlar için de davanın reddedilmesi; denkleştirme yok ise satış suretiyle temlik edilenler bakımından davanın kabul edilmesi, dava kabul edilir ise bu durum da gözetilerek tenkis hesabı yaptırılıp tenkis talebi bakımından da oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, muris muvazaası (mirastan mal kaçırma) nedeniyle tapu iptali davasında, mirası reddeden mirasçının bu davayı açma hakkı bulunup bulunmadığını değerlendirmiştir. Daireye göre, muris muvazaası davası, saklı pay veya miras hakkı ihlal edilen mirasçılar tarafından açılabilir; ancak mirası gerçek biçimde reddeden mirasçı, artık mirasçı sıfatını kaybettiğinden ve terekeden pay talep edemeyeceğinden, kural olarak muris muvazaasına dayalı dava açmakta hukuki yararı bulunmaz. Somut olayda dinlenen tanık beyanları ve toplanan delillerle muvazaa iddiası değerlendirilirken, davacıların mirasçılık sıfatının (mirası reddedip reddetmediklerinin) ve dava açma hakkının bulunup bulunmadığının gözetilmesi gerekir; bu değerlendirmenin eksik yapılması nedeniyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Tüm Mirasçılar Reddederse Tereke Nasıl Tasfiye Edilir? (TMK 612)
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2026/2623, K. 2026/2921, T. 29.4.2026
Dava, İİK’nun 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 612.maddesinde; “En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan mirasın, sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edileceği, tasfiye sonunda arta kalan değerlerin ise mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verileceği” düzenlenmiştir. Yani murisin en yakın yasal mirasçılarının tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Bu yasal düzenleme uyarınca, mirasın birinci derecedeki mirasçıların tamamı tarafından reddi halinde miras ikinci derecedeki mirasçılara geçmez. Tereke tasfiye olunur, borçlar ödendikten sonra geriye kalan kısım varsa red vaki olmamış gibi birinci derece mirasçılarına verilir. Türk Medeni Kanununun 614. maddesinde mirasçıların sonra gelen mirasçılar yararına mirası reddedebilecekleri düzenlenmiş ise de, somut olayda bu maddeye göre yapılmış bir mirasın reddi talebi de bulunmamaktadır. Dava konusu olayda, murisin mirasının en yakın mirasçıları tarafından reddedildiği açıktır. Mirasın iflas hükümlerine göre tasfiyesi için yasal prosedürün uygulanıp, sonuçlandırıldığı takdirde mirası reddedilen borçlu için atanacak ve yetkilendirilecek bir temsilci ile davaya devam edilmesi ve buna göre taraf teşekkülü sağlandıktan sonra karar verilmelidir. ( HGK. 3.7.2002 T.15-572 K.577 ) Taraf teşkili, yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gereken bir husustur. Nitekim mahkemece, borçlunun ölümü üzerine taraf teşkili sağlanmaya çalışılmış ise de TMK’nın 612. ve devamı maddeleri yanlış yorumlanarak, alt soy mirascıların davaya dahili hatalı olmuştur. Yaplacak iş, borçlunun mirasının iflas hükümlerine göre tasfiyesi için yasal prosedürün uygulanıp, uygulanmadığı, borçlu için atanacak ve yetkilendirilecek bir temsilci olup olmadığı araştırılarak, bu prosedürün uygulanması sağlandıktan sonra yasal temsilci ile davayı sonuçlandırmaktır.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, en yakın yasal mirasçıların tamamının mirası reddetmesi halinde terekenin nasıl tasfiye edileceğini ortaya koymuştur. TMK m. 612’ye göre, en yakın yasal mirasçıların tamamı mirası reddederse, tereke sulh hukuk mahkemesince İflas Hükümlerine göre tasfiye edilir; tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir. Daireye göre, tüm mirasçıların reddi halinde alacaklıların hakları terekenin tasfiyesi yoluyla korunur; bu durumda, tereke tasfiyesinde terekeyi temsil eden bir tasfiye memuru veya kayyım (temsilci) görevlendirilerek davanın bu temsilci ile yürütülüp sonuçlandırılması gerekir. Somut olayda yapılması gereken, terekeyi temsil eden yasal temsilci ile davayı sonuçlandırmaktır.
Mirasın Reddi Süresini Kaçıran Mirasçı Sonradan Reddedebilir mi?
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2015/11303, K. 2015/9596, T. 2.11.2015
Dava, Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/834 Esas, 2011/277 Karar sayılı kesinleşen hükmün sadece davalı G. B.’in payı yönünden kesinleşmiş olup TMK’nın 613. maddesine uyarınca miras payının tamamının muris M.B.’in eşi G. B.’e intikal ettiği gerekçesiyle 07.01.1994, 19.01.1994 ve 18.03.1994 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmelerine dayalı tapu iptali ve tescil, ayrıca dava konusu taşınmazların imar uygulaması sonucu bir kısmının kamulaştırılması nedeniyle bunların kamulaştırma bedellerinin davacıya aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Davalı G. B., davanın reddini savunmuş; diğer davalılar, Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1997/1012 Esas, 1998/17 Karar sayılı kesinleşen ilamıyla murisleri Metin Berik’in mirasını süresinde reddettiklerini beyanla husumet yönünden davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu olan 14 parselin imar uygulamasıyla oluşan 2145 ada 11 parsel ve 2144 ada 15 parsel sayılı taşınmazda Ş. B. adına kayıtlı bulunan davalılara isabet eden payların tüm davalıların mirası reddetmesi nedeniyle davalı G. B.’e intikal ettiğinden, diğer davalılardan G. B.’e gelen payların iptaliyle davacı adına tesciline, 14 sayılı parselin imar uygulamasıyla oluşan ve bedele dönüşen yine 113, 1134, ve 1159 sayılı parsellerin imar uygulamasıyla oluşan ve bedele dönüşen davalılar tarafından da miras reddedildiğinden dolayı davalı G. B.’e intikal eden payın karşılığı 162.367,50 TL’nin bedele dönüştüğünden murisin bu taşınmazlardaki hissesi itibariyle bedele dönüşen kısmın davacı D. Ü.’ye aidiyetinin tespitine, yargılama giderlerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.Hükmü, davalı G. B. dışındaki davalılar temyiz etmişlerdir. Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil ile imar uygulamaları nedeniyle bedele çevrilen karşılığın davacıya aidiyetinin tespiti isteğine ilişkindir. Dava konusu 2145 ada 11 sayılı parsel ve 2144 ada 15 sayılı parselde davacı D. Ü.’nin kesinleşen hüküm gereğince elbirliği mülkiyeti paydaşlarının arasında malik olarak yer aldığı anlaşılmaktadır. 04.09.1997 tarihinde vefat eden m. M. B.’in mirasçısı olan çocukları S. D., D., Ç., P. ve M. B., Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1997/1012 Esas, 1998/17 Karar sayılı 05.02.1998 tarihinde kesinleşen hüküm ile mirası reddettikleri anlaşılmaktadır. Görülüyor ki m. M.B.’in mirası sağ kalan eşi G. B. dışındaki mirasçıların tamamı tarafından reddedilmiştir. Bu durumda, belirtilen davalılar mirası reddettiklerinden davada taraf sıfatı bulunmadığından davanın bu kişilere karşı yöneltilmesi doğru değildir. Bu nedenle davacı tarafa muris M. B. ile ilgili mirası reddeden mirasçıların durumu da gösterilmek suretiyle yeni bir mirasçılık belgesi alınması için yetki ve süre verilmesi ve davanın alınacak yeni mirasçılık belgesine göre mirasçı olan kişilere karşı yöneltilmesi gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, mirasın reddi süresini (üç ay) kaçıran veya süresinde reddetmeyen mirasçının durumunu değerlendirmiştir. Somut olayda bir mahkeme hükmü yalnızca bir davalının payı yönünden kesinleşmiş olup, TMK m. 613 kapsamında ret hakkının akıbeti tartışılmıştır. Daireye göre TMK m. 610 uyarınca, yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış (kabul etmiş) sayılır; süre geçtikten sonra artık gerçek ret mümkün olmaz. Ancak ret süresi işlemeye başlamamışsa (örneğin mirasçı, mirasçı olduğunu veya terekenin durumunu sonradan öğrenmişse) süre bu öğrenme tarihinden işler. Somut olayda ret süresinin başlangıcı ve mirasçıların ret hakkının bulunup bulunmadığı doğru değerlendirilmeden karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Mirası Reddeden Mirasçı Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinden Sorumlu Olur mu?
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2026/224, K. 2026/598, T. 4.2.2026
Uyuşmazlık, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshi ile tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Bilindiği üzere, Mahkemenin bozma kararına uymasıyla, bozma kararı lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış bir hak doğar. Yani; bir Mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için, o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yapmak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluştuğundan, bu Mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı olması usule uygun sayılmaz. Mahkemenin bozma kararına uyması ile oluşan, bozma uyarınca işlem yapma ve hüküm verme durumu, yanlardan birisi lehine, diğeri aleyhine hüküm kurma sonucunu doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir. Bu Kurum usul yasasının dayandığı ana esaslardan olduğu gibi, kamu düzeni ile ilgili bulunması nedeniyle de re’sen gözetilmesi gerekir. Somut olayda; Mahkemece, Yargıtay bozma ilâmına uyulduğu halde bozma ilâmının gereği yerine getirilmemiştir. Bozma ilâmında 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 614/2 hükmündeki ölçüler kullanılmak suretiyle irat takdir edilmesi gerektiğine değinilmesine rağmen, Mahkemece bu hususlarda değerlendirme içermeyen yetersiz bilirkişi raporu ile yetinilerek ve hangi ölçüye göre takdir edildiği gerekçede gösterilmeden irat takdir edilmesi hatalıdır. Borçlar Kanunu’nun 617/2 hükmü gereğince davacı bakım alacaklısı için ömür boyunca aylık 5.000,00 TL gelir bağlanmasına, bağlanan bu gelirin her yıl TÜFE oranında artırılmasına, hükmedilen bedelin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildi. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesi’nin 22.06.2023 tarihli kararına karşı süresi içerisinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunmuş, Bölge Adliye Mahkemesi’nin 04.12.2023 tarihli ve 2023/1796 Esas, 2023/2157 Karar sayılı kararıyla, halihazırda davalının bakım yükümlülüğünü haklı bir neden olmaksızın yerine getirmediği dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne ve davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshi ve tapu iptali davasında, mirası reddeden mirasçının durumunu ve bozma kararına uymanın sonuçlarını değerlendirmiştir. Karara göre, mahkemenin Yargıtay bozma kararına uyması halinde, bozma kararı lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak doğar ve mahkeme bozma gereklerini yerine getirmek zorundadır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinden doğan hak ve borçlar bakımından, mirası reddeden mirasçının sözleşmeden sorumlu olup olmadığı, mirasçılık sıfatının devam edip etmediği çerçevesinde değerlendirilmelidir. Somut olayda bozma kararına uyulmasının sonuçları ve tarafların durumu gözetilerek tapu iptali ve davacı adına tescile karar verilmiştir.
Ödemeden Aciz Murisin Mirasını Reddeden Mirasçı Aldığı Malları İade Eder mi? (TMK 618)
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/3134, K. 2026/777, T. 12.2.2026
Uyuşmazlık, muris alacaklısının açtığı mirasın reddinin iptali istemine ilişkindir. Somut olayda; Mahkemece, TMK’nın 618. maddesine göre muris terekesini oluşturan aktif ve pasif unsurlarının tespiti yönünden yeterli araştırmanın yapılmadığı anlaşılmıştır. Başka bir deyişle, muris terekesinin borca batık olup olmadığı konusunda net bir araştırmanın yapılması gerekmektedir. Bununla birlikte Mahkemece yeterli araştırmanın yapılmadığı diğer bir husus ise murisin ölümünden önceki son beş yıl içinde davalılar lehine bir kazandırmanın olup olmadığıdır. Bu nedenle, Mahkemece bu husus yönünden de ayrıntılı bir araştırmanın yapılması gerekmektedir. Hal böyleyken; Mahkemece bahsi geçen konularda araştırma yapılmaksızın karar verilmiş olması doğru görülmemiş bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir. Somut olayda, mirası reddeden mirasçıların, murisin ölümünden önceki beş yıl içinde ondan aldıkları ve iadeyle yükümlü oldukları değerler araştırılıp TMK m. 618 çerçevesinde sorumlulukları belirlenmeden karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, ödemeden aciz durumdaki bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçıların, murisin alacaklılarına karşı sorumluluğunu (TMK m. 618) değerlendirmiştir. TMK m. 618’e göre, ödemeden aciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, mirasbırakanın alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olur. Yani miras reddedilmiş olsa bile, mirasçının murisin sağlığında ondan aldığı (denkleştirmeye tabi) kazandırmalar, alacaklıların alacağını karşılamak üzere iade kapsamındadır. Somut olayda mirasçıların murisin sağlığında aldıkları değerler ve bunların iade yükümlülüğü değerlendirilmeden karar verilmesi nedeniyle hükmün bozulması gerekmiştir.
Alacaklı, Kendisine Zarar Vermek İçin Yapılan Mirasın Reddini İptal Ettirebilir mi? (TMK 617)
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/3103, K. 2025/1668, T. 26.3.2025
Dava, mirasın reddinin iptali istemine ilişkindir. Davacının borçlusu, murisin mirasçısı veya mirasçıları olmayıp murisin kendisi olduğundan, bu dava türünde 4721 Sayılı Kanun’un 617. maddesinde belirtilen altı aylık hak düşürücü sürenin uygulanması mümkün değildir. O halde Mahkemece, işin esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, 4721 Sayılı Kanun’un 617/1 maddesinde belirtilen hakdüşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Uyuşmazlık, 4721 Sayılı Kanun’un 618. maddesinde düzenlenen mirasın reddinin iptali istemine ilişkindir. 4721 Sayılı Kanun’un “Ret halinde sorumluluk” başlıklı 618.maddesi “Ödemeden âciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olurlar. ” şeklinde düzenlenmiştir. Dosya kapsamı ve incelenen belgelerden, davacının davalıların murisi …’in alacaklısı olduğu anlaşılmaktadır. 4721 Sayılı Kanun’un 618. maddesiyle kanun koyucu tarafından murisin alacaklılarına, mirasçıların mirası ret hakkından mahrum olduklarının tespiti davası açma imkanı tanınmıştır. Murisin alacaklılarının korunması, belirtilen koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Bunun için miras açılmış olmalı, ödemeden aciz bir muris bulunmalı ve miras süresinde reddedilmelidir. Reddeden mirasçıya kazandırma yapılmış olmalıdır. Mirasın kayıtsız şartsız reddi kararının iptali davası tüm mirasçılara yöneltilmelidir. Bu konuda açılacak dava herhangi bir süreye tabi değildir. Murisin ödemeden aczi açıkça belli olabileceği gibi resmen tespit edilmiş de olabilir. Borç, mirasbırakana ait olmalıdır. Murisin ödemeden aczi her türlü delille ispatlanabilir. İspat yükü davacıdadır. Murisin sağlığında yapmış olduğu mirasla ilgili kazandırmalar ve paylaştırmalar, terekenin ölüm anındaki durumuna göre değerlendirilir. Somut olayda davacının borçlusu, murisin mirasçısı veya mirasçıları olmayıp murisin kendisi olduğundan, bu dava türünde 4721 Sayılı Kanun’un 617. maddesinde belirtilen altı aylık hak düşürücü sürenin uygulanması mümkün değildir. O halde Mahkemece, işin esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, 4721 Sayılı Kanun’un 617/1 maddesinde belirtilen hakdüşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, bir mirasçının alacaklısının, kendisine zarar vermek amacıyla yapılan mirasın reddinin iptalini isteyip isteyemeyeceğini (TMK m. 617) değerlendirmiştir. TMK m. 617’ye göre, malvarlığı borcuna yetmeyen bir mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse, alacaklıları veya iflas idaresi, kendilerine yeterli güvence verilmediği takdirde, ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptalini dava edebilir. Daireye göre bu davada husumet, borçlu mirasçıya (reddeden mirasçıya) yöneltilir; murisin kendisine değil. Somut olayda davacının borçlusunun, murisin mirasçısı olan borçlu mirasçı olduğu; bu dava türünde 4721 sayılı TMK m. 617 hükümlerinin ve husumetin doğru belirlenmesi gerektiği gözetilmeden karar verilmesi nedeniyle kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sıkça Sorulan Sorular
Mirası reddetmek için ne kadar sürem var?
Gerçek ret için, mirasbırakanın ölümünü ve mirasçı olduğunuzu öğrendiğiniz tarihten itibaren üç aydır. Bu süre hak düşürücüdür; geçerse miras kabul edilmiş sayılır. Terekenin borca batık olduğu hükmen ret ise süreye tabi değildir.
Mirası reddedersem borçlardan kurtulur muyum?
Evet. Mirası usulüne uygun reddeden mirasçı, mirasbırakanın hiçbir borcundan (SGK primi, vergi, özel borç dahil) sorumlu tutulamaz; o mirasçı bakımından miras hiç geçmemiş sayılır ve ödeme emri çıkarılamaz.
Terekenin borca batık olması ne demek?
Mirasbırakanın ölüm anındaki borçlarının (pasif), malvarlığından (aktif) fazla olmasıdır. Bu durumda miras kendiliğinden (hükmen) reddedilmiş sayılır ve mahkeme aktif-pasifi araştırarak bunu tespit eder.
Mirası nereden ve nasıl reddederim?
Sulh Hukuk Mahkemesine yazılı veya sözlü beyanla, kayıtsız ve şartsız olarak reddedersiniz. Gerçek ret davası hasımsız (çekişmesiz) açılır ve mahkeme reddi özel kütüğe tescil eder.
Reddetmeden önce mirastan mal alırsam ne olur?
Ret süresi içinde tereke mallarını sahiplenir, gizler veya kendinize mal ederseniz ret hakkınızı kaybeder ve mirası kabul etmiş sayılırsınız. Yalnızca olağan yönetim ve zorunlu işler istisnadır.
Alacaklımdan kaçmak için mirası reddedebilir miyim?
Reddedebilirsiniz; ancak malvarlığınız borcunuza yetmiyorsa ve alacaklınıza zarar vermek amacıyla reddederseniz, alacaklınız ret tarihinden itibaren altı ay içinde reddin iptalini dava edebilir (TMK m. 617).
Herkes mirası reddederse borçlar ne olur?
En yakın mirasçıların tamamı reddederse tereke, Sulh Hukuk Mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir; alacaklıların hakları bu tasfiyeyle karşılanır, arta kalan değer hak sahiplerine verilir.
Avukat’a Sor
Mirasın reddi, üç aylık süre, terekenin borca batıklığı veya alacaklıların iptal davası konusundaki sorularınızı doğrudan avukata iletebilir, dosyanıza özel ön değerlendirme talep edebilirsiniz. Üç aylık süre kritik olduğundan vakit kaybetmeden hareket edilmelidir.
Avukat’a Sor

Av. Muhammet Sarıkaya
Avukat Muhammet Sarıkaya, 1995 yılında İstanbul’da doğmuştur. 2009-2013 yılları arasında İstanbul’un köklü liselerinden Hasan Polatkan Anadolu Lisesi’nde öğrenim görmüş; 2014 yılında başladığı Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2018 yılında mezun olmuştur. 2019 yılında avukatlık stajını tamamlayarak avukatlık ruhsatını almış ve İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarası ile kayıtlı olarak mesleki faaliyetlerine başlamıştır. Ağırlıklı çalışma alanları miras hukuku, gayrimenkul hukuku, aile hukuku, ceza hukuku ve tazminat hukukudur. Mesleki faaliyetlerini hukukun üstünlüğü, adalet ilkesi, gizlilik ve mesleki etik kurallar çerçevesinde sürdürmekte; güncel mevzuat ve yargı kararlarını yakından takip ederek çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemektedir.
Baro Doğrulaması: Avukat Muhammet Sarıkaya, İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarası ile kayıtlıdır. İstanbul Barosu levha kaydını doğrulamak için tıklayın.