Aile Hukuku
Zina Sebebiyle Boşanma Davası
Zina nedeniyle boşanma, Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde düzenlenen özel ve mutlak bir boşanma sebebidir. Zina; eşlerden birinin, evlilik birliği devam ederken karşı cinsten bir başkasıyla isteyerek cinsel ilişkiye girmesidir. Bu sebebe dayanarak boşanabilmek için, zinanın gerçekleştiğinin veya böyle bir ilişkinin yaşandığına kesin gözüyle bakılmasını gerektiren durumun (otel kaydı, samimi görüntü ve mesajlar, tanık gibi) ispatlanması gerekir; fiili cinsel ilişkinin bizzat görülmesi aranmaz. Dava, zinayı öğrenmeden itibaren 6 ay ve her halde zina eyleminden itibaren 5 yıl içinde açılmalıdır; affeden tarafın dava hakkı düşer. Zina mutlak sebep olduğundan, ispatlandığında hakim evliliğin çekilmez hale gelip gelmediğini araştırmaz. Zina eden eş ağır kusurlu sayılır; kusursuz eş lehine tazminat ve nafaka gündeme gelir ve zina eden eşin mal rejimindeki katılma alacağı azaltılabilir veya kaldırılabilir. Görevli mahkeme Aile Mahkemesidir.

Aldatma, bir evliliği bitiren en sarsıcı olaylardan biridir; ama hukukta “aldatıldım” demek yetmez, ispatlamak gerekir. Zina nedeniyle boşanma, TMK m. 161’de düzenlenen ve doğru kurgulandığında en güçlü sonuçları doğuran boşanma sebeplerinden biridir: Zina eden eş ağır kusurlu sayılır, tazminat ve nafaka dengesi aldatılan eş lehine döner, hatta mal paylaşımında aldatan eşin alacağı kesilebilir. Ancak bu gücün bedeli, katı ispat ve kısa süre kurallarıdır: Zinayı öğrendikten sonra 6 ay içinde harekete geçmeyen ya da eşini affeden taraf bu hakkı kaybeder. En kritik nokta ise şudur: Karşı cinsle samimi mesajlaşma tek başına “güven sarsıcı davranış” sayılırken, otel kaydı ve tanık gibi delillerle desteklendiğinde zina olarak kabul edilebilir. Bu rehberde zinanın ispatını, süreleri, affı ve 2024-2025 tarihli en güncel Yargıtay kararlarını bir avukat kaleminden anlatıyoruz.

Zina Nedeniyle Boşanma Nedir? (TMK 161)

Zina nedeniyle boşanma, Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde düzenlenen özel ve mutlak bir boşanma sebebidir. Zina; eşlerden birinin, evlilik birliği devam ederken kendi eşi dışında karşı cinsten bir kişiyle isteyerek cinsel ilişkiye girmesidir. Bu sebep “özeldir”; çünkü yalnızca zina olgusuna dayanır. “Mutlaktır”; çünkü zina ispatlandığında, hakimin bu yüzden ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmediğini ayrıca araştırmasına gerek kalmaz; doğrudan boşanmaya karar verilir. Kanunun tam metnine mevzuat.gov.tr adresindeki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu sayfasından ulaşabilirsiniz. Boşanmanın genel sebebi için evlilik birliğinin temelinden sarsılması rehberimize de bakabilirsiniz.

Zina Nasıl İspatlanır? Hangi Deliller Yeterli?

Zina ispatının en kritik noktası şudur: Fiili cinsel ilişkinin bizzat görülüp kanıtlanması aranmaz. Yargıtay’ın yerleşik ilkesine göre, zinanın varlığı için eşlerden birinin karşı cinsten başka bir kişiyle cinsel ilişkide bulunması ya da böyle bir ilişkinin yaşandığına kesin gözüyle bakılmasını gerektiren bir durumun ortaya çıkması ve bunun ispatlanmış olması yeterlidir. Yani hayatın olağan akışına göre cinsel ilişkinin varlığına kesin gözüyle bakılmasını gerektiren güçlü belirtiler zinayı kanıtlar.

Uygulamada zinayı ispata yarayan başlıca deliller şunlardır:

  • Eşin, karşı cinsten biriyle aynı otel odasında konaklaması (otel kayıtları)
  • Aynı evde gecelemesi, birlikte tatile gitmesi
  • Cinsel içerikli veya ilişkiyi ortaya koyan samimi mesaj, fotoğraf ve görüntüler (hukuka uygun elde edilmiş olmak kaydıyla)
  • Tanık beyanları ve sosyal çevre bilgisi
  • Evlilik dışı ilişkiden çocuk doğması

Bu deliller, tek tek değil bir bütün olarak değerlendirilir. Örneğin otel kaydı, samimi mesajlaşma ve tanık beyanının bir arada bulunması, zinanın varlığına kesin gözüyle bakılmasını gerektirir. Delillerin hukuka uygun yollarla elde edilmiş olması şarttır; eşin telefonuna hukuka aykırı biçimde girilerek elde edilen kayıtlar delil değeri taşımayabilir.

Zina mı Güven Sarsıcı Davranış mı?

Bu ayrım, dosyanın kaderini belirler. Karşı cinsle telefonda samimi mesajlaşma, duygusal yakınlık kurma veya buluşma; cinsel ilişki boyutuna ulaşmadıysa “güven sarsıcı davranış” olarak genel sebep (TMK m. 166) kapsamında kusur sayılır. Aynı davranışlar, otel kaydı gibi delillerle cinsel ilişkiye kesin gözüyle bakılmasını gerektirecek düzeye ulaşırsa zina (TMK m. 161) oluşturur. Zina, mutlak sebep olması ve mal rejimine etkisi nedeniyle güven sarsıcı davranıştan çok daha ağır sonuçlar doğurur.

6 Aylık ve 5 Yıllık Süre ile Af

TMK m. 161’e özgü iki önemli sınır vardır. Birincisi süre: Zina sebebiyle dava açma hakkı, davaya hakkı olan eşin zinayı (olayı ve fail eşi) öğrenmesinden başlayarak 6 ay ve her halde zina eyleminin üzerinden 5 yıl geçmekle düşer. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve mahkemece kendiliğinden gözetilir. İkincisi af: Affeden tarafın dava hakkı yoktur. Eşini affeden veya zinayı öğrendikten sonra evlilik birliğini normal biçimde sürdürmeye devam eden (örneğin barışıp bir arada yaşayan) taraf, aynı zina olayına dayanarak boşanma davası açamaz.

Bu iki sınır davanın zamanlamasını kritik kılar: Zinayı öğrenen eşin, 6 aylık süre içinde harekete geçmesi ve affa yorumlanabilecek davranışlardan (barışma, birlikte tatil, evlilik hayatını normal sürdürme) kaçınması gerekir. Süre kaçırılırsa veya af gerçekleşirse, zina sebebi kaybedilir; ancak olaylar genel sebep (TMK m. 166) kapsamında kusur olarak ileri sürülebilir.

Zina Nedeniyle Boşanma Özet Tablosu

Zina nedeniyle boşanma (TMK m. 161) özet tablosu
Konu Bilgi
Hukuki dayanak 4721 sayılı TMK m. 161 (özel ve mutlak boşanma sebebi)
Tanım Evlilik sürerken karşı cinsten biriyle isteyerek cinsel ilişki
İspat ölçütü Cinsel ilişki veya kesin belirtiler (otel kaydı, samimi görüntü, tanık)
Çekilmezlik Aranmaz; zinanın ispatı yeterlidir (mutlak sebep)
Süre Öğrenmeden 6 ay, her halde 5 yıl (hak düşürücü)
Af Affeden tarafın dava hakkı düşer
Mal rejimi Zina eden eşin katılma alacağı azaltılabilir veya kaldırılabilir (TMK m. 236/2)
Görevli mahkeme Aile Mahkemesi

Boşanma Davası Avukatı Muhammet Sarıkaya

küçükçekmece avukat
Zina davaları, delil değerlendirmesinin ve doğru sebep nitelendirmesinin sonucu belirlediği, katı süre kuralları içeren dosyalardır; delilin hukuka uygunluğu ve zina-güven sarsıcı davranış ayrımı büyük önem taşır. Av. Muhammet Sarıkaya, İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarasıyla kayıtlı olarak ağırlıklı biçimde aile hukuku alanında çalışmakta; zina ve diğer özel sebeplere dayalı boşanma davaları ile bunlara bağlı tazminat, nafaka, velayet ve mal rejimi dosyalarında vekillik yürütmektedir. Küçükçekmece Adliyesi başta olmak üzere İstanbul genelindeki aile mahkemelerinde yürüttüğü dosyalarda; delillerin hukuka uygun toplanması, zinanın kesin belirtilerle ortaya konması, 6 aylık sürenin korunması ve mal rejimindeki katılma alacağının doğru değerlendirilmesi üzerine çalışır. Avukatın mesleki geçmişi ve çalışma alanları hakkında ayrıntılı bilgiye Revan Hukuk hakkımızda sayfasından ulaşabilirsiniz.

Küçükçekmece Boşanma Avukatı

Eşinizin zinası nedeniyle boşanmak veya aleyhinize açılan zina davasında haklarınızı korumak istiyorsanız; süre kaçmadan aile hukuku alanında çalışan büromuzla iletişime geçebilirsiniz.
Küçükçekmece Boşanma Avukatı

Terditli Dava: Zina ile Genel Sebebin Birlikte İstenmesi

Zina davasında en güvenli strateji, davanın terditli (kademeli) açılmasıdır: Öncelikle zina (TMK m. 161), bu sebep ispatlanamazsa evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166) sebebine dayanılır. Böylece mutlak sebep olan zinanın gücü denenirken, ispat başarısız olursa genel sebeple boşanma güvencesi korunur. Yargıtay içtihadına göre, zina ispatlanamadığında mahkeme doğrudan davayı reddetmemeli; terditli talep varsa genel sebep yönünden delilleri değerlendirerek karar vermelidir. Ayrıca genel sebeple boşanmaya karar verilse bile, birleşen veya terditli zina talebi hakkında olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapılması gerekir; çünkü zinanın kabulü, kusur, tazminat ve mal rejimi bakımından farklı sonuçlar doğurur.

Tazminat, Nafaka ve Mal Rejimine Etkisi

  • Manevi tazminat (TMK m. 174/2): Zina, aldatılan eşin kişilik haklarını ağır biçimde zedelediğinden, kusursuz eş yararına manevi tazminata hükmedilir.
  • Maddi tazminat (TMK m. 174/1): Boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz eş, zina eden eşten maddi tazminat isteyebilir.
  • Yoksulluk nafakası (TMK m. 175): Zina eden eş ağır kusurlu olduğundan, kusursuz ve yoksulluğa düşecek eş yararına yoksulluk nafakası gündeme gelir.
  • Mal rejimi (TMK m. 236/2): Bu, zinanın en güçlü sonucudur. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanmada, kusurlu (zina eden) eşin edinilmiş mallara katılma alacağı hakkaniyete uygun olarak azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir. Mal paylaşımının ayrıntısı için mal paylaşımı davası rehberimize bakabilirsiniz.
  • İştirak nafakası: Çocuğun bakım gideri kusurdan bağımsız olarak velayeti almayan eşe yüklenir.

Zina Nedeniyle Boşanma Dilekçesi Örneği

KÜÇÜKÇEKMECE NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİNE

DAVACI: Ad Soyad (T.C. Kimlik No) – Adres

VEKİLİ: Av. Muhammet Sarıkaya – Küçükçekmece / İstanbul

DAVALI: Ad Soyad – Adres

KONU: TMK m. 161’de düzenlenen zina (terditli olarak TMK m. 166/1 evlilik birliğinin temelinden sarsılması) sebebiyle boşanma ile tazminat ve nafaka talebidir.

AÇIKLAMALAR: Taraflar …/…/… tarihinde evlenmiştir. Davalı, …/…/… tarihinde [karşı cinsten biriyle otelde konaklama / birlikte tatile gitme / cinsel içerikli mesajlaşma vb.] eylemiyle zina yapmıştır; bu durum ekte sunulan [otel kayıtları, mesaj ve görüntü kayıtları, tanık beyanları] ile sabittir. Müvekkil bu olayı …/…/… tarihinde öğrenmiş olup işbu dava 6 aylık hak düşürücü süre içinde açılmıştır; müvekkilin davalıyı affı söz konusu değildir. Terditli olarak, zina sabit görülmezse evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanmaya karar verilmesini talep ederiz.

DELİLLER: Nüfus kayıtları, otel kayıtları, mesaj ve görüntü kayıtları, tanık beyanları, ekonomik ve sosyal durum araştırması, mal rejimine ilişkin kayıtlar ve sair yasal deliller.

SONUÇ VE İSTEM: Davanın kabulü ile tarafların TMK m. 161 uyarınca BOŞANMALARINA, müvekkil lehine … TL maddi ve … TL manevi tazminata, yoksulluk nafakasına ve davalının katılma alacağının TMK m. 236/2 uyarınca kaldırılmasına karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Muhammet Sarıkaya

Zina Nedeniyle Boşanma Yargıtay Kararları

Aşağıda zina (TMK m. 161) nedeniyle boşanmaya, ispatına, aff ile mal rejimine etkisine ilişkin güncel Yargıtay kararları birebir olarak verilmiş, her kararın altında konunun özeti avukatımızın kaleminden aktarılmıştır.

Zina Nedeniyle Boşanmada Kusurlu Eş, Mal Rejiminde Katılma Alacağından Yoksun Bırakılabilir mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/9783, K. 2026/1159, T. 5.2.2026

Dava, edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katılma alacağı istemine ilişkindir. Somut olayda tarafların karşılıklı boşanma davaları sonucunda kadının zina nedeniyle açtığı dava ile erkeğin evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı davası kabul edilerek boşanmaya karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacı erkeğin kusuru gözetilerek katılma alacağı %50 oranında azaltılmışken, Bölge Adliye Mahkemesince bu payın tamamen kaldırılmasına karar verilmiştir. Yargıtay, davacı erkeğin artık değerdeki payının tamamen kaldırılmasının yeterli gerekçeye dayanmadığını belirtmiştir. Mahkemece tarafların boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, evlilik birliğinin süresi, ekonomik ve sosyal durumları ile TMK’nın 4. maddesi ve TBK’nın 50. ve 51. maddelerinde düzenlenen hakkaniyet ilkeleri birlikte değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılması gerekirken, katılma alacağının tamamen kaldırılması doğru görülmemiş ve karar bu nedenle bozulmuştur. Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince, davacı erkeğin katılma alacağının tamamen kaldırılmasına karar verilmiş ise de, bu yönden Bölge Adliye Mahkemesi’nin kabulü hatalıdır. Şöyle ki, tarafların karşılıklı boşanma davasının olduğu, kadının boşanma davasının TMK’nin 161. maddesi, erkeğin boşanma davasının da TMK’nin 166/1. maddesi uyarınca kabulüne karar verilerek tarafların boşanmasına karar verildiği ve boşanma kararlarının kesinleştiği; İlk Derece Mahkemesince davacı erkeğin boşanma davasındaki kusuru dikkate alınarak artık değerdeki pay oranının %50 oranında azaltılmasına karar verildiği, işbu kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı erkeğin başvurusunun esastan reddine, davalı kadın vekilinin başvurusunun kabulü ile, davacı erkeğin boşanma davasındaki kusuru dikkate alınarak artık değerdeki pay oranının tamamının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmakla; Bölge Adliye Mahkemesince, tarafların boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, evlilik birliğinin süresi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, v.s. gibi durumlar ile TMK’nin 4. maddesiyle TBK’nin 50. ve 51. maddesi hükümlerinde düzenlenen hakkaniyet kuralları nazara alınarak uygun bir miktar davacı erkeğin artık değerdeki pay oranının azaltılması gerekirken, yetersiz gerekçeyle tamamının kaldırılması hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, zina nedeniyle boşanmada kusurlu (zina eden) eşin, edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma alacağından yoksun bırakılıp bırakılamayacağını değerlendirmiştir. Somut olayda karşılıklı davalarda kadının zina nedeniyle açtığı dava ile erkeğin genel sebebe dayalı davası kabul edilmiş; ilk derece mahkemesi davacı erkeğin kusurunu gözeterek katılma alacağını hakkaniyet gerekçesiyle azaltmış veya kaldırmıştır. Daireye göre, TMK m. 236/2 yalnızca zina veya hayata kast nedeniyle boşanmada kusurlu eşin katılma alacağının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına imkan tanır; bu hüküm, kusuru bulunan her eşe değil, yalnızca zina veya hayata kast eden kusurlu eşe uygulanabilir. Somut olayda erkek zina eden taraf olmadığından, onun katılma alacağının kusur gerekçesiyle kaldırılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Genel Sebeple Boşanma Kabul Edildikten Sonra Birleşen Zina Davası Ayrıca İncelenmeli midir?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/4348, K. 2026/358, T. 15.1.2026

Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma davasıdır. Karşı dava ise davalı- davacı kadın tarafından açılan evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davası olup yine kadın tarafından birleşen dava ile zina nedeniyle boşanma davası açıldığı görülmüştür. İlk Derece Mahkemesi’nce her ne kadar kadının birleşen zinaya dayalı davasının hak düşürücü süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de yapılan yargılama ve toplanan deliller ve özellikle tanık anlatımlarına göre erkeğin ayrı bir ev açarak başka kadınlarla birlikte olduğu ve zina eyleminin temâdi ettiği anlaşılmış olup bu sebeple hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Davalı- davacı kadının zina hukuki nedenle boşanma davasının kabulü gerekir. Şöyle ki genel ve özel boşanma hukuki sebebine dayalı olarak birlikte görülen boşanma davalarında, özel boşanma sebebine dayalı davanın reddine dair karara karşı istinaf yoluna başvurulduğunda genel hukuki sebebe dayalı olarak verilen boşanma hükmü nedeniyle boşanma kararının kesinleştiğinden söz edilemez. Davalı- davacı kadın tarafından özel hukuki nedene dayalı olan ( zina ) davasının reddi istinaf ve temyiz edildiğinden kadının evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı davasının kabulü yönünden de hüküm istinaf ve temyiz edilmiş olup boşanma hükmü kesinleşmediği de anlaşılmaktadır. Hal böyle iken davalı- davacı kadının zina sebebiyle açtığı boşanma davasının kabulü gerekirken yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. Somut uyuşmazlıkta İlk Derece Mahkemesi’nce her ne kadar kadının birleşen zinaya dayalı davasının hak düşürücü süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de yapılan yargılama ve toplanan deliller ve özellikle tanık anlatımlarına göre erkeğin ayrı bir ev açarak başka kadınlarla birlikte olduğu ve zina eyleminin temâdi ettiği anlaşılmış olup bu sebeple hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Davalı- davacı kadının zina hukuki nedenle boşanma davasının kabulü gerekir. Şöyle ki genel ve özel boşanma hukuki sebebine dayalı olarak birlikte görülen boşanma davalarında, özel boşanma sebebine dayalı davanın reddine dair karara karşı istinaf yoluna başvurulduğunda genel hukuki sebebe dayalı olarak verilen boşanma hükmü nedeniyle boşanma kararının kesinleştiğinden söz edilemez. Davalı- davacı kadın tarafından özel hukuki nedene dayalı olan ( zina ) davasının reddi istinaf ve temyiz edildiğinden kadının evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı davasının kabulü yönünden de hüküm istinaf ve temyiz edilmiş olup boşanma hükmü kesinleşmediği de anlaşılmaktadır. Hal böyle iken davalı- davacı kadının zina sebebiyle açtığı boşanma davasının kabulü gerekirken yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, genel sebeple (TMK m. 166) boşanmaya karar verildikten sonra, aynı davada birleşen zina (TMK m. 161) davasının ayrıca incelenmesi gerekip gerekmediğini ele almıştır. Somut olayda kadın hem genel sebebe dayalı karşı dava hem de birleşen zina davası açmış; ilk derece mahkemesi genel sebeple boşanmaya karar verirken zina davasını değerlendirmemiştir. Daireye göre, zina özel ve mutlak bir boşanma sebebi olup kabulü halinde kusur ve tazminat sonuçları farklı olduğundan; birleşen zina davası hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmeden, yalnızca genel sebeple yetinilmesi doğru değildir. Zina iddiasının delilleriyle birlikte incelenip sonuca bağlanması gerektiğinden karar bozulmuştur.

Zina İddiasında Hangi Deliller Yeterli Sayılır?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/4127, K. 2026/71, T. 12.1.2026

Dava, zina, olmadığı takdirde evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı olarak açılan boşanma davasına ilişkindir. Zinanın varlığı için, eşlerden birinin karşı cinsten başka bir kişiyle cinsel ilişkide bulunması ya da böyle bir ilişkinin yaşandığına kesin gözüyle bakılmasını gerektiren bir durumun ortaya çıkması ve bunun da ispatlanmış olması gerekir. Her ne kadar Mahkemece, dosyada mevcut delillerin bu iddiayı kanıtlamaya yeterli olmadığı kanaatine varılarak, kadının 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde düzenlenen zina hukuki sebebine dayalı boşanma davası reddedilmiş ise de; yapılan yargılama, toplanan deliller, dosyada mevcut HTS kayıtları ve aksi ispat edilemeyen tanık beyanlarından erkeğin zina eyleminin kadın tarafından kanıtlandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, kadının zina hukuki sebebine dayalı asli talebinin kabulü gerekirken hatalı değerlendirme ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı davasının kabulü yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. bebiyet veren olaylarda davalı erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle kabulüyle tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer’îlerine karar verilmiştir. Verilen kararın taraflarca istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda kadın lehine takdir edilen tazminat miktarlarının az olduğu gerekçesiyle bu yöne ilişkin kadın vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüyle yeniden esas hakkında hüküm tesisine, erkeğin tüm, kadının sair istinaf istemlerinin ise esastan reddine karar verilmiştir. Karar taraf vekillerince yukarıda sınırlandırıldığı şekilde temyiz edilmiştir. Zinanın varlığı için, eşlerden birinin karşı cinsten başka bir kişiyle cinsel ilişkide bulunması ya da böyle bir ilişkinin yaşandığına kesin gözüyle bakılmasını gerektiren bir durumun ortaya çıkması ve bunun da ispatlanmış olması gerekir. Her ne kadar Mahkemece, dosyada mevcut delillerin bu iddiayı kanıtlamaya yeterli olmadığı kanaatine varılarak, kadının 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde düzenlenen zina hukuki sebebine dayalı boşanma davası reddedilmiş ise de; yapılan yargılama, toplanan deliller, dosyada mevcut HTS kayıtları ve aksi ispat edilemeyen tanık beyanlarından erkeğin zina eyleminin kadın tarafından kanıtlandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, kadının zina hukuki sebebine dayalı asli talebinin kabulü gerekirken hatalı değerlendirme ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı davasının kabulü yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, zina iddiasının hangi delillerle ispatlanabileceğini ortaya koymuştur. Karara göre zinanın varlığı için, eşlerden birinin karşı cinsten başka bir kişiyle cinsel ilişkide bulunması ya da böyle bir ilişkinin yaşandığına kesin gözüyle bakılmasını gerektiren bir durumun ortaya çıkması ve bunun ispatlanmış olması gerekir. Doğrudan cinsel ilişkinin ispatı çoğu zaman mümkün olmadığından, zina; karşı cinsle aynı evde/otelde gecelemek, samimi fotoğraf ve mesajlar, tanık beyanları gibi kesin belirtilerle de kanıtlanabilir. Somut olayda dosyadaki delillerin bu ölçüde değerlendirilmeden zina iddiasının reddedilmesi doğru görülmemiş ve karar bozulmuştur.

Zinanın Varlığı İçin Cinsel İlişki mi Yoksa Kesin Belirtiler mi Aranır?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/9970, K. 2025/10865, T. 9.12.2025

Zinanın varlığı için, eşlerden birinin karşı cinsten başka bir kişiyle cinsel ilişkide bulunması ya da böyle bir ilişkinin yaşandığına kesin gözüyle bakılmasını gerektiren bir durumun ortaya çıkması ve bunun da ispatlanmış olması gerekir. Her ne kadar Mahkemece, kadın tarafından açılan asıl davada dosyada mevcut delillerin bu iddiayı kanıtlamaya yeterli olmadığı kanaatine varılarak, asıl davada 4721 Sayılı Kanun’un 161. maddesi uyarınca açılan zina sebebine dayalı boşanma davası reddedilmiş ise de; tanık olarak dinlenen ortak çocuk Ege ve Bölge Adliye Mahkemesi’nin 18.11.2019 tarihli dilekçeler teatisinin usulüne uygun yapılmadığı gerekçesiyle verilen kaldırma kararı sonrası dinlenilen … beyanı birlikte değerlendirildiğinde erkeğin zina eylemi içerisinde olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle, kadının asıl davada zina hukuki sebebine dayalı asli talebinin kabulü gerekirken hatalı değerlendirme ile zinaya dayalı boşanma talebinin reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. dayalı boşanma davasının kabulüyle tarafların 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına ve boşanmanın fer’îlerine, erkeğin karşı boşanma davasının reddine ve kadının birleşen davada zinaya dayalı davasının ise hak düşürücü sürede açılmadığından reddine karar verilmiştir. Kararın her iki taraf vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Karar taraflarca yukarıda sınırlandırıldığı şekilde temyiz edilmiştir. Zinanın varlığı için, eşlerden birinin karşı cinsten başka bir kişiyle cinsel ilişkide bulunması ya da böyle bir ilişkinin yaşandığına kesin gözüyle bakılmasını gerektiren bir durumun ortaya çıkması ve bunun da ispatlanmış olması gerekir. Her ne kadar Mahkemece, kadın tarafından açılan asıl davada dosyada mevcut delillerin bu iddiayı kanıtlamaya yeterli olmadığı kanaatine varılarak, asıl davada 4721 Sayılı Kanun’un 161. maddesi uyarınca açılan zina sebebine dayalı boşanma davası reddedilmiş ise de; tanık olarak dinlenen ortak çocuk Ege ve Bölge Adliye Mahkemesi’nin 18.11.2019 tarihli dilekçeler teatisinin usulüne uygun yapılmadığı gerekçesiyle verilen kaldırma kararı sonrası dinlenilen … beyanı birlikte değerlendirildiğinde erkeğin zina eylemi içerisinde olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle, kadının asıl davada zina hukuki sebebine dayalı asli talebinin kabulü gerekirken hatalı değerlendirme ile zinaya dayalı boşanma talebinin reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, zinanın ispatı bakımından fiziksel cinsel ilişkinin doğrudan kanıtlanmasının şart olup olmadığını netleştirmiştir. Karara göre, zinanın varlığı için eşlerden birinin karşı cinsten başka bir kişiyle cinsel ilişkide bulunması ya da böyle bir ilişkinin yaşandığına kesin gözüyle bakılmasını gerektiren bir durumun ortaya çıkması ve bunun ispatlanmış olması gerekir. Yani zinada, fiili cinsel ilişkinin bizzat görülüp ispatlanması aranmaz; hayatın olağan akışına göre cinsel ilişkinin varlığına kesin gözüyle bakılmasını gerektiren güçlü ve kesin belirtiler yeterlidir. Somut olayda bu belirtiler değerlendirilmeden davanın reddi doğru görülmemiş ve karar bozulmuştur.

Zina İspatlanamadığında Mahkeme Doğrudan Davayı Reddedebilir mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/1397, K. 2025/8448, T. 8.10.2025

Zinanın varlığı için, eşlerden birinin karşı cinsten başka bir kişiyle cinsel ilişkide bulunması ya da böyle bir ilişkinin yaşandığına kesin gözüyle bakılmasını gerektiren bir durumun ortaya çıkması ve bunun da ispatlanmış olması gerekir. Her ne kadar Mahkemece, dosyada mevcut delillerin bu iddiayı kanıtlamaya yeterli olmadığı kanaatine varılarak, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi uyarınca açılan zina sebebine dayalı boşanma davasını reddedilmişse de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, Aile Mahkemesi’nin ilamından anlaşıldığı üzere, taraflar arasındaki eldeki davadan önce erkek tarafından açılan bir boşanma davası reddedilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Davacı kadın dava dilekçesinde söz konusu dosyaya delil olarak dayanmıştır. Eldeki dava dosyası ile önceki dava dosyasında dinlenen tanık beyanlarından, erkeğin evlilik birliği içinde başka bir kadınla birlikte yaşadığı sabittir. Bu nedenle, kadının zina hukuki sebebine dayalı asli talebinin kabulü gerekirken hatalı değerlendirme ile zinaya dayalı boşanma talebinin reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. rlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer’îlerine karar verilmiştir. Verilen karar taraflarca istinaf edilmekle Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesinde tarafların istinaf itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir. Hüküm yukarıda gösterildiği gibi temyiz edilmiştir. Zinanın varlığı için, eşlerden birinin karşı cinsten başka bir kişiyle cinsel ilişkide bulunması ya da böyle bir ilişkinin yaşandığına kesin gözüyle bakılmasını gerektiren bir durumun ortaya çıkması ve bunun da ispatlanmış olması gerekir. Her ne kadar Mahkemece, dosyada mevcut delillerin bu iddiayı kanıtlamaya yeterli olmadığı kanaatine varılarak, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi uyarınca açılan zina sebebine dayalı boşanma davasını reddedilmişse de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, Mersin 6. Aile Mahkemesi’nin 2020/258 Esas, 2021/321 Karar sayılı ilamından anlaşıldığı üzere, taraflar arasındaki eldeki davadan önce erkek tarafından açılan bir boşanma davası reddedilmiş ve bu karar 01.06.2021 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı kadın dava dilekçesinde söz konusu dosyaya delil olarak dayanmıştır. Eldeki dava dosyası ile önceki dava dosyasında dinlenen tanık beyanlarından, erkeğin evlilik birliği içinde başka bir kadınla birlikte yaşadığı sabittir. Bu nedenle, kadının zina hukuki sebebine dayalı asli talebinin kabulü gerekirken hatalı değerlendirme ile zinaya dayalı boşanma talebinin reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, zina iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varan mahkemenin doğrudan davayı reddedip reddedemeyeceğini değerlendirmiştir. Somut olayda mahkeme, dosyadaki delillerin zinayı kanıtlamaya yeterli olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Daireye göre, zina iddiasına ilişkin sunulan deliller (fotoğraf, mesaj, otel kaydı, tanık gibi), zinanın varlığına kesin gözüyle bakılmasını gerektirecek biçimde bir bütün olarak değerlendirilmelidir; deliller yeterince irdelenmeden ve terditli talep varsa genel sebep incelenmeden doğrudan ret kararı verilmesi doğru değildir. Bu nedenle eksik değerlendirmeyle verilen ret kararı bozulmuştur.

Bir Kez Affedilen (Barışılan) Zina Yeniden Boşanma Sebebi Yapılabilir mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/509, K. 2025/7409, T. 17.9.2025

Dava, boşanma ve fer’ileri istemine ilişkindir. Olayda taraflar arasında daha önceden Aile Mahkemesi dosyasında boşanma davası görülmüş, kadın tarafından açılan davanın ispatlanamadığından reddine karar verilmiştir. Bu davada davalı erkek beyan dilekçesi sunarak boşanma davası açıldıktan sonra tarafların bir araya geldiklerini bildirip 27.02.2021 tarihinde çekilen fotoğrafları delil olarak sunmuştur. Ne var ki İlk Derece Mahkemesi bu fotoğrafların ortak çocukların ısrarı üzerine çekildiğini, başka bir delil de bulunmadığından af olgusunun gerçekleşmediğini kabul ederek davacı kadın tarafından açılan ve ispat edilemeyen davanın reddine karar vermiştir. Anılan dosyada verilen ret kararı kesinleşmiştir. İstinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar kesinleşen dosyada erkeğin verdiği beyanın kendisini bağlayacağı, bu nedenle kadının iddia ettiği “af olgusunun” eldeki dosya yönünden gerçekleştiği kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmiş ise de Bölge Adliye Mahkemesi’nin karar gerekçesi yerinde görülmemiştir. Şöyle ki; Bölge Adliye Mahkemesi kararına dayanak olan Aile Mahkemesi ilamında tarafların “af olgusuna” ilişkin beyanları ve delillerinin irdelenip değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Anılan dosyada her ne kadar erkek eş ” barıştık” demiş ise de davacı kadın eş bu beyanı ve barışma olgusunu kabul etmemiştir. Yine kadın eş bu yönde dosyaya sunulan fotoğrafın da ortak çocukların ısrarı üzerine bir araya gelinen yemek ortamında çekilen fotoğraf olduğunu beyan etmiştir. Mahkemece af iddiasına yönelik fotoğraf dışında başkaca bir delil bulunmaması da dikkate alınarak “af olgusunun” gerçekleşmediği kabul edilerek karar bu şekilde gerekçelendirilmiş ve 11.05.2021 tarihinde kesinleşmiştir. O halde kesinleşen ilgili mahkeme kararı gözetildiğinde aynı dönem ve aynı vakıa yönünden daha sonra açılan davada “af olgusunun” gerçekleştiğinin kabulü doğru ve mümkün bulunmamaktadır. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesi’nin af olgusunun gerçekleştiği yönündeki değerlendirmesi yerinde olmadığından af olgusunun gerçekleşmediği gözetilmek suretiyle istinaf incelemesi yapılmak üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, daha önce affedilen veya üzerinden barışılan bir zina eyleminin yeniden boşanma sebebi yapılıp yapılamayacağını değerlendirmiştir. Somut olayda taraflar arasında önceki bir boşanma davası açılmış, sonra taraflar bir araya gelerek barışmış ve bunu gösterir fotoğraflar dosyaya sunulmuştur. Daireye göre, TMK m. 161 uyarınca zina sebebiyle dava açma hakkı, affeden tarafça kullanılamaz; eşini affeden veya olaydan sonra evlilik birliğini normal biçimde sürdürerek fiilen affetmiş sayılan taraf, aynı zina olayına dayanarak yeniden boşanma davası açamaz. Af niteliğindeki bir araya gelme ve barışma gözetilmeden karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.

Zinaya Dayalı Boşanmada Manevi Tazminat ve İştirak Nafakası Nasıl Belirlenir?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/458, K. 2025/7245, T. 15.9.2025

Dava, karşılıklı açılan boşanma davasında erkeğin zina nedeniyle açtığı boşanma davasının kabulü ve buna bağlı manevi tazminat, velayet ve iştirak nafakası taleplerine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi tarafından erkeğin karşı boşanma davasının 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde düzenlenen zina hukuksal nedenine dayalı olarak kabul edildiği, bu durumda Bölge Adliye Mahkemesi’nin karar gerekçesinin kendi içerisinde çelişki içerdiği anlaşılmaktadır. O halde Bölge Adliye Mahkemesince gerekçe içerisindeki çelişki giderilerek istinaf sebepleri ile sınırlı olmak üzere yeniden istinaf incelemesi yapılmak üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 161. maddesinde düzenlenen zina hukuksal nedenine dayalı olarak boşanmalarına ve boşanmanın fer’îlerine karar verilmiştir. Hükme karşı erkek vasisi vekili tarafından manevi tazminatın miktarı, velayet ve kişisel ilişki düzenlemesi ile iştirak nafakası yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda başvurunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı-davacı erkek vasisi vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyanın incelenmesinde; Bölge Adliye Mahkemesi’nin karar gerekçesinde her ne kadar “…İlk derece mahkemesi tarafından da kabul edildiği üzere, kadına isnat edilen kusurların tanık anlatımı ve diğer belgeler ile sabit olup, tanıkların toplum içindeki konumlarının, akrabalık veya diğer bir yakınlık durumunun başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamayacağı gibi aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmaları olup ( 6100 s. HMK m. 225 ) dosyada tanıkların, olmamışı olmuş gibi ifade ettiğini kabule yeterli delil ve olgu da olmadığı, kadının eylemlerinin, zina davasının kabulü için yeterli olmadığı, zina eyleminin sabit görülmemesinde usul ve yasaya aykırılığın bulunmadığı, erkeğin davasının TMK.166/1 uyarınca kabulünde, yararına tazminat takdiri ile miktarlarında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, erkeğin istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Müşterek çocukların küçük yaşta oldukları, annenin kendisine çocuk verilmemesini gerektirecek uygunsuz bir yaşam tarzı içinde olduğunun iddia edilmediği gibi, böyle bir durumun da dosyaya yansımadığı; aksine karara esas alınan velayete ilişkin uzman raporunda da annenin velayet görevini yerine getirmesine engel bir durumunun olmadığının belirtildiği; annenin zina eylemi sabit görülseydi bile, kendisinden velayet hakkının alınmasını gerektirmediği ki; mahkemenin de buna yönelik bir kabulünün bulunmadığı…” belirtilmiş ise de bir önceki paragrafta da açıklandığı üzere İlk Derece Mahkemesi tarafından erkeğin karşı boşanma davasının 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde düzenlenen zina hukuksal nedenine dayalı olarak kabul edildiği, bu durumda Bölge Adliye Mahkemesi’nin karar gerekçesinin kendi içerisinde çelişki içerdiği anlaşılmaktadır. O halde Bölge Adliye Mahkemesince gerekçe içerisindeki çelişki giderilerek istinaf sebepleri ile sınırlı olmak üzere yeniden istinaf incelemesi yapılmak üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, zina nedeniyle kabul edilen boşanmada manevi tazminat, velayet ve iştirak nafakası taleplerinin nasıl belirleneceğini değerlendirmiştir. Somut olayda erkeğin zinaya (TMK m. 161) dayalı karşı davası kabul edilmiştir. Daireye göre, zina eden eş ağır kusurlu olduğundan; zina nedeniyle kişilik hakları zedelenen kusursuz eş yararına manevi tazminata (TMK m. 174/2) hükmedilmesi gerekir. Velayet, çocuğun üstün yararına göre; iştirak nafakası ise velayeti almayan eşin gücü oranında ve çocuğun ihtiyaçlarına göre belirlenir; iştirak nafakası kusurdan bağımsızdır. Bu kalemlerin doğru değerlendirilmemesi bozmayı gerektirmiştir.

Zina İspatlanamazsa Terditli Talep Olan Genel Sebep İncelenir mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/10563, K. 2025/7161, T. 11.9.2025

Dava, boşanma istemine ilişkindir. Her ne kadar erkeğin zina nedenine dayalı boşanma davasının kabulüne karar verilmiş ise de, zina eyleminin ispatlanamadığı anlaşılmıştır. O halde; erkeğin dava dilekçesinde terditli boşanma talebi olduğu dikkate alınarak, 4721 Sayılı Kanun’un 166. maddesinin birinci fıkrası yönünden deliller değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile hüküm kurulması doğru olmayıp hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 161. ve 166. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kabulüyle tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı karşı davacı erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı kusuru erkeğe yüklenerek davacı karşı davalı kadının boşanma davasının da kabulüne, erkeğin davasının terditli olarak açıldığı, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı davası hakkında da kabul kararı verilmesi ve buna göre vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gerekçesi ile davalı karşı davacı erkeğin 4721 Sayılı Kanun’un 161. maddesi uyarınca zina nedeniyle açtığı boşanma davasının kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar, davacı- karşı davalı kadın vekili tarafından erkeğin davasının kabulü, tazminatlar ve velayet yönünden, davalı- karşı davacı erkek vekili tarafından ise kadının boşanma davasının kabulü, kusur belirlemesi, kadın lehıne hükmedilen tedbir nafakası, tazminat miktarları, çocuklar lehine nafakaya hükmedilmemesi, vekalet ücreti yönünden temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, her ne kadar erkeğin zina nedenine dayalı boşanma davasının kabulüne karar verilmiş ise de, zina eyleminin ispatlanamadığı anlaşılmıştır. O halde; erkeğin dava dilekçesinde terditli boşanma talebi olduğu dikkate alınarak, 4721 Sayılı Kanun’un 166. maddesinin birinci fıkrası yönünden deliller değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, zina iddiası ispatlanamadığında, terditli (kademeli) olarak ileri sürülen genel sebebin (TMK m. 166) incelenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Somut olayda erkeğin zina nedenine dayalı davasının kabulüne karar verilmiş; ancak zina eyleminin ispatlanamadığı anlaşılmıştır. Daireye göre, davacı dava dilekçesinde zina yanında terditli olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine de dayanmışsa; zina ispatlanamadığında mahkeme, doğrudan davayı reddetmek yerine TMK m. 166/1 yönünden delilleri değerlendirerek sonucuna göre karar vermelidir. Terditli talebin incelenmemesi doğru olmayıp hükmün bozulması gerekmiştir.

Otel Kayıtları ve Samimi Mesajlaşma Zinanın İspatı İçin Yeterli midir?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/527, K. 2025/6502, T. 25.6.2025

Dava, boşanma ve ferileri istemi hakkındadır. Somut uyuşmazlıkta İlk Derece Mahkemesi’nce her ne kadar erkeğin, ortak çocuklarıyla birlikte gittiği tatilde telefonunda başka bir kadınla samimi mesajlaşmalarına büyük oğlunun şahit olması ile olayın bu şekilde 2021 yılı yaz tatili döneminde ortaya çıktığı ve otel kayıtları da dikkate alınmakla bu suretle zina eylemini gerçekleştirdiği gerekçesi ile kadının zina hukuki nedenine dayalı davasının kabulüne karar verilmiş ise de yapılan yargılama ve toplanan delillerden davacı-davalı erkeğin eyleminden 2021 yılının Temmuz ayında kadının haberdar olduğu, dosya arasına alınan otel kayıtlarından erkeğin en son başka bir kadınla aynı otel odasında 02.01.2021 tarihinde konakladığı, kadının davasını zina hukuki sebebine dayalı boşanma davası olarak ıslah ettiği tarih dikkate alındığında erkeğin devamlılık arzedecek şekilde başkası ile cinsel ilişkiye girdiğinin dosya kapsamından kanıtlanamadığı, bu durumda öğrenme tarihi dikkate alındığında dava sebebinin ıslah edildiği 05.05.2022 tarihi itibariyle zina davası açabilmek için Kanun’un öngördüğü hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmıştır. Bu halde Mahkemece kadının zina hukuki nedenine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup kadının terditli talebi olan evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı boşanma davası yönünden tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucu uyarınca bir hüküm kurulmak üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 161. maddesi “Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.” düzenlemesini içermektedir. Zina nedenine dayalı boşanma davalarında altı aylık hak düşürücü süre, temadi eden ( sürüp giden ) eylemlerde son eylemin bittiği tarihten itibaren başlar. Somut uyuşmazlıkta İlk Derece Mahkemesi’nce her ne kadar erkeğin, ortak çocuklarıyla birlikte gittiği tatilde telefonunda başka bir kadınla samimi mesajlaşmalarına büyük oğlunun şahit olması ile olayın bu şekilde 2021 yılı yaz tatili döneminde ortaya çıktığı ve otel kayıtları da dikkate alınmakla bu suretle zina eylemini gerçekleştirdiği gerekçesi ile kadının zina hukuki nedenine dayalı davasının kabulüne karar verilmiş ise de yapılan yargılama ve toplanan delillerden davacı-davalı erkeğin eyleminden 2021 yılının Temmuz ayında kadının haberdar olduğu, dosya arasına alınan otel kayıtlarından erkeğin en son başka bir kadınla aynı otel odasında 02.01.2021 tarihinde konakladığı, kadının davasını zina hukuki sebebine dayalı boşanma davası olarak ıslah ettiği tarih dikkate alındığında erkeğin devamlılık arzedecek şekilde başkası ile cinsel ilişkiye girdiğinin dosya kapsamından kanıtlanamadığı, bu durumda öğrenme tarihi dikkate alındığında dava sebebinin ıslah edildiği 05.05.2022 tarihi itibariyle zina davası açabilmek için Kanun’un öngördüğü hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmıştır. Bu halde Mahkemece kadının zina hukuki nedenine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup kadının terditli talebi olan evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı boşanma davası yönünden tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucu uyarınca bir hüküm kurulmak üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, otel kayıtları ve başka biriyle samimi mesajlaşmanın zinanın ispatı için yeterli olup olmadığını değerlendirmiştir. Somut olayda erkeğin, ortak çocuklarıyla gittiği tatilde telefonunda başka bir kadınla samimi mesajlaşmalarına oğlunun şahit olduğu, olayın 2021 yaz tatilinde ortaya çıktığı ve otel kayıtlarının da bulunduğu saptanmıştır. Daireye göre, otel kaydı, samimi mesajlaşma ve tanık beyanı gibi deliller bir bütün olarak, zinanın varlığına kesin gözüyle bakılmasını gerektirecek biçimde değerlendirilmelidir; bu deliller yeterince irdelenmeden verilen karar doğru olmayıp hükmün bozulması gerekmiştir.

Sadakatsizlik Kusuru Yüklenen Eylem Neden Zina Olarak da Değerlendirilmelidir?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/9853, K. 2025/6237, T. 23.6.2025

İlk Derece Mahkemesince her ne kadar erkeğin 4721 Sayılı Kanunu`nun 161. maddesine dayalı boşanma davasının ispat edilemediği gerekçesi ile reddine karar verilmiş, ancak kadına sadakatsizlik vakıası kusur olarak yüklenilerek erkeğin 4721 Sayılı Kanun’un 166. maddesinin birinci fıkrasına dayalı davasının kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de kadına sadakatsizlik vakıasının kusur olarak yüklenmesinin doğru olduğu belirtilmesine rağmen erkeğin zina sebebine dayalı boşanma davasının reddine ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de yapılan yargılama, toplanan deliller ve mesaj kayıtlarından; kayıtların bulunduğu cep telefonunun davacı-karşı davalı kadın eşe ait olduğu, bu hususun davacı-karşı davalı kadının, davalı-karşı davacı eş tarafından yakalanan mesaj içerikleri sonrasında aile içerisinde çıkan tartışma ortamında davalı-karşı davacı erkeğin tanıklarının yanında mesaj içeriklerinin kendisine ait olduğunu gösterir tavır ve davranışları ve erkek eşten bu yönde özür ve af dileyen sözleri ile anlaşıldığı, bu haliyle davalı-karşı davacı erkeğin tanıklarının beyanları da nazara alındığında işbu mesajların kadın eş tarafından gönderildiğinin ve alındığının ispatlandığı, kadın eş tarafından gönderildiği ve alındığı anlaşılan iş bu mesaj içeriklerine göre de zina eyleminin varlığının ispatlandığı anlaşılmaktadır. O halde, erkeğin zinaya dayalı boşanma davasının kabulü gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı gerekçe ile erkeğin zinaya dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bir eşe ‘sadakatsizlik’ kusuru yüklenip genel sebeple boşanmaya karar verilirken, aynı eylemin zina (TMK m. 161) olarak da değerlendirilmesi gerekip gerekmediğini ele almıştır. Somut olayda ilk derece mahkemesi erkeğin zinaya dayalı davasını ‘ispat edilemedi’ diyerek reddetmiş, ancak kadına sadakatsizlik vakıasını kusur olarak yükleyip genel sebeple (TMK m. 166) boşanmaya karar vermiştir. Daireye göre, mahkeme kadına sadakatsizliği kusur olarak yüklediğine göre, bu eylemin zina boyutuna ulaşıp ulaşmadığının da (aynı deliller ışığında) değerlendirilmesi gerekir; bir yandan sadakatsizlik kusuru yüklenip diğer yandan zinanın hiç irdelenmemesi çelişkili ve eksik inceleme olup karar bozulmuştur.

Yabancı Uyruklu Eşlerin Zinaya Dayalı Boşanmasında Hangi Hukuk Uygulanır?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/9656, K. 2025/5534, T. 29.5.2025

Dava, Zina mümkün olmadığı takdirde evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince tarafların uyruklarını gösterir nüfus kayıt örneğinin celbi için İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne yazı yazılmış, kurumun cevabi yazısında Müdürlükçe 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında iş ve işlemlerin yapılmakta olduğu, mevcut kimlik bilgilerine göre Göçnet veri tabanı üzerinde yapılan sorgulamada söz konusu yabancıların geçici koruma kapsamında kayıtlı olduğunun tespit edilerek kayıt bilgilerinin ekte sunulduğu belirtilmişse de, dava dosyasında davalı kadına ait nüfus kaydı bulunmamaktadır. Davacı erkek tarafından sunulan istinaf ve temyiz dilekçesi incelendiğinde, istinaf ve temyiz sebebi olarak delil olarak dayandığı davalının başa bir erkekten çocuğu olduğuna dair nüfus kayıtlarının celbedilmediği hususunda itirazda bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu konuda davalı kadının aile nüfus kaydının dosya arasına alınmaması hatalıdır. İlk Derece Mahkemesince davalı kadına ait nüfus kayıtları meşruhatlı olarak celbedilerek erkek tarafından sunulan bu delil ve dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre, kusur belirlemesi ve zina iddiası hakkında değerlendirme yapılması, erkeğin boşanma davası yönünden hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru bulunmamıştır. Davacı erkek tarafından ortak çocuğa ait olduğu iddia edilen çocuğa şiddet uygulandığına dair fotoğraflar dosyaya sunulmuş, davacı erkeğin davalı kadın ve dava dışı kişi hakkında yaptığı şikayet sonucunda, şüpheliler hakkında tehdit, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması, güveni kötüye kullanma suçlarından verilen takipsizlik kararı dosya arasına alınmıştır. Dosya arasında bulunan davacı baba ve baba yanında bulunan ortak çocuk ile yapılan görüşme sonucunda uzman psikolog tarafından düzenlenen sosyal inceleme raporundaki beyanında, annesinin kaldığı eve son gidişinde dava dışı kişinin kendisine cinsel istismarda bulunmaya çalıştığını, gerçekleşmeden kaçtığını, kardeşiyle en son 1 yıl önce telefonla konuştuklarını ve daha sonra hiç konuşmadıklarını beyan ettiği, anne ve anne yanında bulunan çocukla uzman tarafından görüşme yapılmadığı ve sosyal inceleme raporu alınmadığı, bunun sonucunda Mahkemece ortak çocuk hakkında gerekli önlemlerin alınmadığı anlaşılmaktadır. Velayet düzenlemesi yönünden çocukların üstün yararının belirlenmesi amacıyla psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlarca babanın iddiaları ve baba yanında kalan ortak çocuğun rapordaki beyanları da dikkate alınarak , taraflar ve ortak çocuklarla görüşülerek yeniden sosyal inceleme raporu düzenlenmesinin istenmesi, dosyadaki mevcut rapor ve alınacak rapor, tüm deliller birlikte değerlendirilerek çocukların üstün yararlarının tespit edilmesi ve sonucuna göre geçici velayet hususunda düzenlemesi yapılması gerekirken eksik inceleme ve araştırmayla hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. Somut olayda; dosyanın incelemesinde tarafların ortak iki çocuğu bulunmakta olup fiili ayrılık döneminde çocuklardan …’in baba yanında, …’nın anne yanında kaldığı anlaşılmaktadır. Davacı erkek tarafından ortak çocuğa ait olduğu iddia edilen çocuğa şiddet uygulandığına dair fotoğraflar dosyaya sunulmuş, davacı erkeğin davalı kadın ve dava dışı A.hakkında yaptığı şikayet sonucunda, şüpheliler hakkında tehdit, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması, güveni kötüye kullanma suçlarından verilen takipsizlik kararı dosya arasına alınmıştır. Dosya arasında bulunan davacı baba ve baba yanında bulunan ortak çocuk M. M. ile yapılan görüşme sonucunda uzman psikolog tarafından düzenlenen 16.08.2022 tarihli sosyal inceleme raporundaki beyanında, annesinin kaldığı eve son gidişinde dava dışı … .’nin kendisine cinsel istismarda bulunmaya çalıştığını, gerçekleşmeden kaçtığını, kardeşiyle en son 1 yıl önce telefonla konuştuklarını ve daha sonra hiç konuşmadıklarını beyan ettiği, anne ve anne yanında bulunan çocukla uzman tarafından görüşme yapılmadığı ve sosyal inceleme raporu alınmadığı, bunun sonucunda Mahkemece ortak çocuk hakkında gerekli önlemlerin alınmadığı anlaşılmaktadır. Velayet düzenlemesi yönünden çocukların üstün yararının belirlenmesi amacıyla psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlarca babanın iddiaları ve baba yanında kalan ortak çocuğun rapordaki beyanları da dikkate alınarak , taraflar ve ortak çocuklarla görüşülerek yeniden sosyal inceleme raporu düzenlenmesinin istenmesi, dosyadaki mevcut rapor ve alınacak rapor, tüm deliller birlikte değerlendirilerek çocukların üstün yararlarının tespit edilmesi ve sonucuna göre geçici velayet hususunda düzenlemesi yapılması gerekirken eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, yabancı uyruklu eşlerin zinaya (terditli olarak genel sebebe) dayalı boşanma davasında uygulanacak hukukun nasıl belirleneceğini ortaya koymuştur. Somut olayda tarafların uyrukları ve statüsü tam olarak belirlenmemiş; mahkeme İl Göç İdaresinden gelen cevapla yetinmiştir. Daireye göre, yabancılık unsuru bulunan boşanma davasında mahkeme, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca önce tarafların uyruğunu ve statüsünü kesin biçimde saptamalı; ardından boşanma sebeplerine ve hükümlerine uygulanacak hukuku (öncelikle eşlerin müşterek milli hukuku, yoksa müşterek mutad mesken hukuku, o da yoksa Türk hukuku) belirleyip içeriğini tespit ederek karar vermelidir. Bu araştırma yapılmadan karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sıkça Sorulan Sorular

Eşimin beni aldattığını nasıl ispatlayabilirim?

Fiili cinsel ilişkiyi bizzat kanıtlamanız gerekmez. Otel kaydı, birlikte konaklama, samimi mesaj ve görüntüler, tanık beyanları gibi deliller bir bütün olarak cinsel ilişkiye kesin gözüyle bakılmasını gerektiriyorsa zina ispatlanmış sayılır. Deliller hukuka uygun elde edilmelidir.

Eşimle sadece mesajlaşan biri zina yapmış sayılır mı?

Tek başına samimi mesajlaşma zina değil, güven sarsıcı davranış olarak genel sebep kapsamında kusur sayılır. Aynı davranış otel kaydı gibi delillerle cinsel ilişki boyutuna ulaşırsa zina olarak kabul edilebilir.

Zina davası açma süresi ne kadar?

Zinayı öğrenmenizden itibaren 6 ay, her halde zina eyleminden itibaren 5 yıldır. Bu süre hak düşürücüdür; ayrıca eşinizi affederseniz veya olaydan sonra evliliği normal sürdürürseniz dava hakkınız düşer.

Eşimi affettim ama yine boşanmak istiyorum, ne yapmalıyım?

Affettiğiniz zina olayına dayanarak TMK m. 161 davası açamazsınız. Ancak sonraki yeni bir zina veya diğer kusurlu davranışlar için ya da genel sebebe (TMK m. 166) dayanarak boşanma davası açabilirsiniz.

Zina eden eş mal paylaşımından pay alabilir mi?

Zina veya hayata kast nedeniyle boşanmada, kusurlu eşin edinilmiş mallara katılma alacağı hakkaniyete uygun olarak azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir (TMK m. 236/2). Bu, zinanın en güçlü mali sonucudur.

Zina ispatlanamazsa davam tümüyle reddedilir mi?

Terditli dava açıldıysa hayır. Zina ispatlanamazsa mahkeme, evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166) sebebini değerlendirir; bu nedenle davanın terditli açılması güvenli yoldur.

Zina davasında tazminat alabilir miyim?

Kural olarak evet. Zina eden eş ağır kusurlu sayıldığından, kusursuz eş yararına maddi ve manevi tazminat ile koşulları varsa yoksulluk nafakası gündeme gelir.

Avukat’a Sor

Zina, ispat, süre, af veya mal rejimine etkisi konusundaki sorularınızı doğrudan avukata iletebilir, dosyanıza özel ön değerlendirme talep edebilirsiniz. 6 aylık süre ve delilin hukuka uygunluğu kritik olduğundan vakit kaybetmeden hareket edilmelidir.
Avukat’a Sor

Uyarı: Danışmanlık ücretlidir. Ücretlendirme, Türkiye Barolar Birliği 2025-2026 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) esas alınarak belirlenmektedir.

küçükçekmece avukat

Av. Muhammet Sarıkaya

Avukat Muhammet Sarıkaya, 1995 yılında İstanbul’da doğmuştur. 2009-2013 yılları arasında İstanbul’un köklü liselerinden Hasan Polatkan Anadolu Lisesi’nde öğrenim görmüş; 2014 yılında başladığı Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2018 yılında mezun olmuştur. 2019 yılında avukatlık stajını tamamlayarak avukatlık ruhsatını almış ve İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarası ile kayıtlı olarak mesleki faaliyetlerine başlamıştır. Ağırlıklı çalışma alanları aile hukuku, ceza hukuku, miras hukuku, idare hukuku ve tazminat hukukudur. Mesleki faaliyetlerini hukukun üstünlüğü, adalet ilkesi, gizlilik ve mesleki etik kurallar çerçevesinde sürdürmekte; güncel mevzuat ve yargı kararlarını yakından takip ederek çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemektedir.

Baro Doğrulaması: Avukat Muhammet Sarıkaya, İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarası ile kayıtlıdır. İstanbul Barosu levha kaydını doğrulamak için tıklayın.

 


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir