Kira Hukuku
Kira Sözleşmesi
Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir (TBK m. 299). Konut ve çatılı işyeri kiralarında güçlü kiracı koruması vardır: Belirli süreli sözleşme, sürenin bitmesiyle kendiliğinden sona ermez; kiracı bildirimde bulunmadıkça sözleşme aynı koşullarla bir yıl uzar ve kiraya veren yalnızca kanunda sayılan sebeplerle (temerrüt, ihtiyaç, yeniden inşa, tahliye taahhüdü, 10 yıllık uzama gibi) tahliye isteyebilir. Kira artışı, bir önceki kira yılındaki TÜFE oniki aylık ortalamasını geçemez. Kira uyuşmazlıklarında görevli mahkeme, dava değerine bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemesidir; dava öncesi arabuluculuk çoğu kira uyuşmazlığında zorunludur. Bu rehberde kira sözleşmesinin tüm boyutlarını bir avukat kaleminden bulacaksınız.

Kira sözleşmesi, hayatımızın en yaygın ama en çok anlaşmazlık doğuran sözleşmesidir: Bir yanda evini/işyerini güvence altına almak isteyen mal sahibi, diğer yanda barınma ve iş hakkını korumak isteyen kiracı. Türk hukuku bu dengede kiracıyı güçlü biçimde korur; ancak bu koruma sınırsız değildir. Sürenin bitmesiyle sözleşmenin kendiliğinden bitmemesi, artış oranının TÜFE ile sınırlanması, tahliyenin yalnızca belirli sebeplere bağlanması gibi kurallar; hem kiracının hem mal sahibinin hak ve yükümlülüklerini tayin eder. Uzun süreli sözleşmelerde ise ekonomik dalgalanmalar “kira uyarlaması” gibi özel çözümleri gündeme getirir. Bu rehberde kira sözleşmesinin kurulmasından sona ermesine, artıştan tahliyeye, uyarlamadan görevli mahkemeye kadar tüm süreci ve güncel Yargıtay kararlarını bir avukat kaleminden anlatıyoruz.

Kira Sözleşmesi Nedir? (TBK 299)

Kira sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 299. maddesinde tanımlanır: Kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Kira sözleşmesinin üç türü vardır: Genel kira hükümleri, konut ve çatılı işyeri kiraları ve ürün (hasılat) kirası. En sık karşılaşılan ve kiracıyı en çok koruyan tür, konut ve çatılı işyeri kiralarıdır. Kanunun tam metnine mevzuat.gov.tr adresindeki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu sayfasından ulaşabilirsiniz. Kira alacağı ve tahliye süreci için kira tahliye davası, kira bedelinin belirlenmesi için kira tespit davası rehberlerimize bakabilirsiniz.

Tarafların Hak ve Borçları

Kira sözleşmesi karşılıklı hak ve borçlar doğurur:

  • Kiraya verenin borçları: Kiralananı sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli halde teslim etmek ve sözleşme süresince bu halde bulundurmak; kiralananla ilgili zorunlu vergi ve yükümlülüklere katlanmak; kiralanandaki ayıpları gidermek.
  • Kiracının borçları: Kira bedelini ve yan giderleri zamanında ödemek; kiralananı özenle ve sözleşmeye uygun kullanmak; önemli onarım gereğini kiraya verene bildirmek; kiralananı sözleşme sonunda teslim aldığı hal ve temizlikte geri vermek.

Kiracı, olağan kullanımdan doğan eskime ve yıpranmalardan sorumlu değildir; ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumludur. Kiraya veren, kiracının rızası olmadıkça kiralananda kiracının kullanımını kısıtlayan değişiklikler yapamaz.

Süre, Yenileme ve Kendiliğinden Sona Ermeme

Konut ve çatılı işyeri kiralarında en önemli koruma buradadır: Belirli süreli kira sözleşmesi, sürenin bitmesiyle kendiliğinden sona ermez. TBK m. 347’ye göre kiracı, sözleşme süresinin bitiminden en az on beş gün önce yazılı bildirimde bulunmazsa, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzamış sayılır. Kiraya veren ise sözleşmeyi yalnızca sürenin bitmesi gerekçesiyle sona erdiremez; ancak on yıllık uzama süresinin sonunda, her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunarak herhangi bir sebep göstermeden sözleşmeyi sona erdirebilir.

Bu kural, mal sahibinin “süre bitti, çık” diyerek kiracıyı çıkaramayacağı anlamına gelir. Kiraya verenin tahliye isteyebilmesi için, kanunda sınırlı olarak sayılan sebeplerden birinin bulunması gerekir (aşağıda ayrıntılı anlatılmıştır). Süresiz (belirsiz süreli) kira sözleşmelerinde ise taraflar, yasal fesih bildirim sürelerine uyarak sözleşmeyi sona erdirebilir.

Kira Artışı ve TÜFE Sınırı

Konut ve işyeri kiralarında yenilenen dönemlerde uygulanacak kira artışı, TBK m. 344 uyarınca bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçemez. Sözleşmede daha yüksek bir artış kararlaştırılmış olsa bile, bu sınırın üzerindeki artış geçersizdir. Beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen sözleşmelerde ise hakim, TÜFE, kiralananın durumu ve emsal kira bedellerini gözeterek hakkaniyete uygun kira bedelini belirleyebilir; bu, kira tespit davasının konusudur.

Kira Sözleşmesi Özet Tablosu

Kira sözleşmesi (TBK) özet tablosu
Konu Bilgi
Hukuki dayanak 6098 sayılı TBK m. 299 ve devamı
Süre bitimi Sözleşme kendiliğinden sona ermez; kiracı bildirmezse 1 yıl uzar
Kira artışı Bir önceki yıl TÜFE 12 aylık ortalamasını geçemez (TBK m. 344)
Tahliye sebepleri Temerrüt, ihtiyaç, yeniden inşa, tahliye taahhüdü, 10 yıllık uzama, iki haklı ihtar
Uyarlama Aşırı ifa güçlüğünde kira bedeli uyarlanabilir (TBK m. 138)
Görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi (dava değerine bakılmaksızın)
Arabuluculuk Kira uyuşmazlıklarında dava öncesi zorunlu

Kira Avukatı Muhammet Sarıkaya

küçükçekmece avukat
Kira uyuşmazlıkları; tahliye, kira tespiti, uyarlama ve alacak takibi gibi birbirinden farklı usullere tabi, süre ve ihtar kurallarının belirleyici olduğu dosyalardır. Av. Muhammet Sarıkaya, İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarasıyla kayıtlı olarak ağırlıklı biçimde gayrimenkul ve borçlar hukuku alanında çalışmakta; kira sözleşmesinden doğan tahliye, kira tespiti, kira uyarlaması ve alacak dosyalarında hem kiracı hem kiraya veren vekilliği yürütmektedir. Küçükçekmece Adliyesi başta olmak üzere İstanbul genelindeki sulh hukuk mahkemelerinde yürüttüğü dosyalarda; ihtar ve fesih sürelerinin doğru işletilmesi, tahliye sebebinin isabetli seçilmesi ve uyarlama davalarında ekonomik denge değerlendirmesinin doğru kurgulanması üzerine çalışır. Avukatın mesleki geçmişi ve çalışma alanları hakkında ayrıntılı bilgiye Revan Hukuk hakkımızda sayfasından ulaşabilirsiniz.

Küçükçekmece Gayrimenkul Avukatı

Kira sözleşmesi, tahliye, kira tespiti veya uyarlama konusunda uyuşmazlık yaşıyorsanız; gayrimenkul hukuku alanında çalışan büromuzla iletişime geçebilirsiniz.
Küçükçekmece Avukat

Tahliye Sebepleri ve Süreç

Kiraya veren, kiracıyı ancak kanunda sayılan sebeplerle tahliye ettirebilir. Başlıca tahliye sebepleri şunlardır:

  • Kira bedelinin ödenmemesi (temerrüt): Kiracı kirayı ödemezse, yazılı ihtarla verilen süre (konut/işyeri kiralarında 30 gün) içinde de ödemezse tahliye istenebilir.
  • İki haklı ihtar: Bir kira yılı içinde iki kez haklı ihtar çekilmesine sebep olan kiracı, kira yılının sonunda tahliye edilebilir.
  • İhtiyaç nedeniyle tahliye: Kiraya verenin veya yakınlarının konut ya da işyeri ihtiyacının gerçek, samimi ve zorunlu olması.
  • Yeniden inşa ve imar: Kiralananın esaslı onarımı, genişletilmesi veya yeniden inşası için tahliyenin zorunlu olması.
  • Yazılı tahliye taahhüdü: Kiracının, kiralananı belli bir tarihte boşaltacağına dair yazılı taahhüdüne rağmen çıkmaması.
  • On yıllık uzama süresi: On yıllık uzamanın sonunda kiraya verenin, sebep göstermeden ve süresinde bildirimle tahliye isteyebilmesi.

Tahliye davası ve icra yoluyla tahliyenin ayrıntıları için kira tahliye davası rehberimizi inceleyebilirsiniz.

Kira Bedelinin Uyarlanması (Uyarlama Davası)

Uzun süreli kira sözleşmelerinde, sözleşme kurulurken öngörülemeyen ve taraflardan kaynaklanmayan olağanüstü ekonomik değişiklikler (yüksek enflasyon, ciddi kur hareketleri gibi), edimler dengesini bir taraf aleyhine katlanılamaz ölçüde bozabilir. Bu durumda, TBK m. 138’de düzenlenen aşırı ifa güçlüğü hükmü uyarınca kira bedelinin değişen koşullara uyarlanması istenebilir. Uyarlama davası, çoğunlukla beş yılı aşan ve piyasa gerçeğinden kopmuş kira bedelleri için gündeme gelir.

Uyarlama için dört koşul birlikte aranır: Sözleşme kurulduğunda öngörülemeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması, bu durumun borçludan kaynaklanmaması, edimler dengesinin borçlu aleyhine aşırı biçimde bozulması ve borçlunun edimini henüz ifa etmemiş veya aşırı güçlük altında ifa etmiş olması. Hakim, bilirkişi incelemesiyle bu koşulları değerlendirerek kira bedelini yeni koşullara uyarlar; uyarlama mümkün değilse sözleşmenin feshine karar verilebilir.

Görevli Mahkeme ve Arabuluculuk

Kira ilişkisinden doğan tüm uyuşmazlıklarda (tahliye, kira tespiti, alacak, uyarlama, kiracılık sıfatının tespiti) görevli mahkeme, HMK m. 4/1-a uyarınca dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise kural olarak taşınmazın bulunduğu yer veya davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Ayrıca 2023 yılından itibaren kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda (tahliye dahil) dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmak zorunludur; arabuluculuk anlaşmayla sonuçlanmazsa son tutanakla dava açılır. Dava dosyası e-Devlet üzerinden takip edilebilir.

Kira Sözleşmesi Yargıtay Kararları

Aşağıda kira sözleşmesine, kira alacağına, uyarlamaya, tahliyeye ve kiracılık sıfatına ilişkin güncel Yargıtay kararları birebir olarak verilmiş, her kararın altında konunun özeti avukatımızın kaleminden aktarılmıştır.

İhale ile Kiralanan Yerde Kira Alacağı ve Sözleşme Şartları Nasıl Belirlenir?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/6104, K. 2026/3068, T. 13.5.2026

Uyuşmazlık, kira sözleşmesinden kaynaklı alacak istemine ilişkindir. Somut olayda; 08.10.2008 tarihinde yapılan ihale sonucunda, davalı …’in teklifi kabul edilerek yıllık 38.000,00 TL bedelle Bulancak- Giresun hattının kiraya verilmesine karar verildiği ve taraflar arasında 30.10.2008 başlangıç tarihli kira sözleşmesi imzalandığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalı kiracı tarafından her ne kadar güzergah belgesi olmadığından ihale şartnamesine uygun şekilde hattın kullanılamadığı savunulmuş ise de; sözleşmeden dönülmemiş, sözleşme feshedilmemiş, yahut kira bedelinden indirim talep edilmemiştir. Davacı Belediyeye ait araçlarla hattın kullanımına devam edildiği davalı kiracının kabulünde olup, Belediye araçlarının çok eski olduğu savunulmuş ise de kira sözleşmesi ayakta tutulmuştur. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; kira sözleşmesinin ayakta olduğu gözetilerek, sona erdiği tarihe kadar sözleşme hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılarak davacının alacağı olup olmadığının belirlenmesi ve ulaşılarak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, ihale yoluyla kiralanan yerde kira alacağının ve sözleşme şartlarının nasıl belirleneceğini değerlendirmiştir. Somut olayda, 08.10.2008 tarihli ihale sonucunda davalının teklifi kabul edilerek yıllık bedelle bir hattın kiraya verilmesine karar verilmiş ve taraflar arasında kira sözleşmesi imzalanmıştır. Daireye göre, ihale şartnamesi ve buna dayalı olarak imzalanan kira sözleşmesi bir bütün olarak değerlendirilmeli; kira bedeli, artış oranı ve ödeme koşulları sözleşme ve şartname hükümlerine göre belirlenmelidir. Sözleşme ve şartname hükümleri gözetilmeden, eksik değerlendirmeyle alacak hakkında karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Uzun Süreli Kira Sözleşmesinde Kira Bedeli Uyarlanabilir mi? (Uyarlama Davası)

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/3248, K. 2025/5082, T. 22.10.2025

Dava, kira sözleşmesinden kaynaklı feshin geçersizliğinin tespiti ve kira bedelinin uyarlanması suretiyle muarazanın giderilmesi, aksi halde sözleşmenin feshinin haksız olduğunun tespiti ile alacak, tazminat ve menfi tespit istemlerine ilişkindir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmeler bütün olarak değerlendirildiğinde; parseller ile jeotermal su kuyularının 29 yıl süre ile bedel karşılığında davalı tarafından davacıya kiraya verildiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ürün kira sözleşmesinden kaynaklandığı ve davaya bakmaya görevli mahkemenin 6100 Sayılı Kanun’un m. 4/1-a uyarınca sulh hukuk mahkemeleri olduğu anlaşılmıştır. Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; 6100 Sayılı Kanun’un 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davanın esası incelenerek karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. Uyuşmazlık, kira sözleşmesinden kaynaklı feshin geçersizliğinin tespiti ve kira bedelinin uyarlanması suretiyle muarazanın giderilmesi, aksi halde sözleşmenin feshinin haksız olduğunun tespiti ile alacak, tazminat ve menfi tespit istemlerine ilişkindir. 1.6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Sulh hukuk mahkemelerinin görevi” başlıklı 4. maddesi; ” ( 1 ) Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın; a- ) Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları, b- ) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları, c- ) Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları, ç ) Bu Kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları, görürler.” hükmünü içermektedir. Kira sözleşmesi, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 299. maddesinde “kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanmıştır. 6098 Sayılı kanunun 358. maddesinde ise “Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir.” düzenlemesi bulunmaktadır. Taraflar arasında imzalanan sözleşmeler bütün olarak değerlendirildiğinde; .. Mahallesi 0 Ada 46… numaralı parseller ile .. -1 ve ..-2 numaralı jeotermal su kuyularının 29 yıl süre ile bedel karşılığında davalı tarafından davacıya kiraya verildiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ürün kira sözleşmesinden kaynaklandığı ve davaya bakmaya görevli mahkemenin 6100 Sayılı Kanun’un m. 4/1-a uyarınca sulh hukuk mahkemeleri olduğu anlaşılmıştır. Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; 6100 Sayılı Kanun’un 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davanın esası incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, uzun süreli kira sözleşmelerinde kira bedelinin sonradan değişen koşullara göre uyarlanıp uyarlanamayacağını (uyarlama davası) ele almıştır. Somut olayda taraflar, parseller ile jeotermal su kuyularını 29 yıl süreyle kiralamış; sözleşme süresi içinde ekonomik koşulların öngörülemez biçimde değişmesi nedeniyle kira bedelinin uyarlanması talep edilmiştir. Daireye göre, aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 138) ve sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ilkeleri uyarınca; sözleşmenin kurulduğu sırada öngörülemeyen ve taraflardan kaynaklanmayan olağanüstü değişiklikler edimler dengesini borçlu aleyhine katlanılamaz ölçüde bozmuşsa, hakim sözleşmeyi yeni koşullara uyarlayabilir. Bu koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği bilirkişi incelemesiyle değerlendirilmeden karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

Kiracılık Sıfatının Tespiti ile Yapılan Masraf ve Kazanç Kaybı Nasıl İstenir?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/3861, K. 2025/4232, T. 23.9.2025

Uyuşmazlık; kiracılık sıfatının tespiti, kazanç kaybının ve kiralanana yapılan masraflar ile kiralananda eşyaların bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Uyuşmazlıkta; davacı tarafın istinaf başvurusunu inceleyen Bölge Adliye Mahkemesince; kiraya verilen alanın “metrekareleri belirli mahal” alan olarak kiraya verilmiş olup 6098 Sayılı Kanun’un 299. maddesi ve devamı maddelerince düzenlenen genel hükümlere tabi taşınmaz alanlar olduğu, 339. maddesi ve devamındaki konut ve çatılı iş yeri kapsamında bulunmadığı belirtilmiş ise de, yapılan bu değerlendirme denetime elverişli değildir. Dosya kapsamında kiralananın vasfına ilişkin alınan bir bilirkişi raporu bulunmadığı gibi, taraflar arasında daha önce görülen el atmanın önlenmesi davasında da gerek İlk Derece Mahkemesince, gerekse Bölge Adliye Mahkemesince kiralanın vasfına yönelik bir belirleme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Diğer tarafların, kiralananın yıkılması nedeniyle kiralananda keşif yapma imkanı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; taraflar arasında görülen el atmanın önlenmesi davasında alınan bilirkişi raporu ile taraflarca yaptırılan delil tespitine yönelik dosyalarda alınan raporlar ve değerlendirmeler göz önünde bulundurularak; kiralananın genel hükümlere mi, yoksa konut ve çatılı iş yeri kiralanmasına ilişkin hükümlere mi tabi olduğu konusunda uzman bilirkişiden denetime elverişli rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 299. maddesi ve devamı maddelerince düzenlenen genel hükümlere tabi taşınmaz alanlar olduğu, diğer bir anlatımla aynı Kanun’un 339. maddesi ve devamındaki konut ve çatılı iş yeri kapsamında bulunmadığı, davacı ile davalı DMHİ arasında yapılan kira sözleşmesinde kira dönemi olarak 01.01.2014-31.12.2014 dönemlerinin belirlendiğini, kira süresinin uzatıldığına dair bilgi, belge, delil ileri sürülmediği, sözleşme süresi sonunda kira ilişkisinin sona erdiği, kiraya veren ile diğer davalı … şirketi arasında yapılan 22.07.2014 tarihli imtiyaz sözleşmesi uyarınca; davalı …’nın keşide ettiği 18.08.20 14… .11.2014 tarihli ihtarnamelerde kira sözleşmesinin yenilenmeyeceğinin açıkça davacıya bildirildiğini, bu itibarla Kanun’un 327. maddesi uyarınca taraflar arasındaki kiracılık ilişkisinin sona erdiği, kiraya veren DHMİ’nin imtiyaz sözleşmesi ile haklarını devrettiğinden davacının muhatabının … olduğu, İlk Derece Mahkemesi’nin davalı DHMİ yönünden verdiği husumetten red kararı ile kiracılık sıfatının tespiti ile ilgili verdiği esastan red kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davacılara ait eşyalarla ilgili İlk Derece Mahkemesince keşif icra edilerek mevcudiyetinin tespit edildiği, eşyaların davacı tarafından teslim alınabilmesi yönünde 30 günlük süre tayinine rağmen müteakip duruşmada davacı tarafın söz konusu eşyalarla ilgili olarak teslim almadıkları yönündeki beyan ve iradeleri karşısında Mahkemece bu yöndeki istemin de reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kiracılık sıfatının tespiti ile kiralanana yapılan masrafların ve kazanç kaybının nasıl isteneceğini değerlendirmiştir. Somut olayda uyuşmazlık; kiracılık sıfatının tespiti, kazanç kaybı ile kiralanana yapılan masraflar ve eşyaların bedelinin tahsiline ilişkindir. Daireye göre, öncelikle taraflar arasında geçerli bir kira ilişkisinin (kiracılık sıfatının) bulunup bulunmadığı belirlenmeli; kiralananın niteliği (belirli metrekareli alan mı, yoksa kullanım hakkı mı) TBK m. 299 ve devamı hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Kiracının yaptığı zorunlu ve faydalı masraflar ile kiralananda kalan eşyaların bedeli, sözleşme ve genel hükümler çerçevesinde bilirkişi incelemesiyle belirlenmelidir; bu değerlendirme yapılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Kira Alacağı İçin Başlatılan İcra Takibine İtirazın İptali Davası Nasıl İncelenir?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/1538, K. 2025/3207, T. 10.6.2025

Uyuşmazlık, kira alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 299. maddesinde; “kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Kira sözleşmesi, tam iki tarafa borç yükleyen rızaî bir sözleşme olup sözleşmenin kurulması için kiraya veren ile kiracının sözleşmenin esaslı noktaları üzerinde anlaşmaları, irade beyanlarının karşılıklı ve birbirine uygun olması gerekir. Kira sözleşmeleri geçerlilik bakımından kural olarak bir şekil şartına bağlı değildir. Somut olayda; 29.12.2007 tarihli sözleşmede, dava konusu fabrika binasının ¾ payının davacıya devredilmesi, taşınmazdaki bu davacı payının aylık net 10.000,00 TL kira ile 5 yıllık kira sözleşmesi yapılması kararlaştırılmış olup söz konusu sözleşmeye istinaden şirket yönetim kurulunca karar alınmıştır. Kira sözleşmesinin düzenlenmesi herhangi bir şekil şartına tabi değildir. Nitekim söz konusu sözleşmede, kira sözleşmesinin esaslı unsurları olan kiralanan ve kira bedeli belirlenmiş olup sözleşmeye istinaden bir süre davacıya ödeme yapıldığı davalıların da kabulündedir. Bu durumda, davalı şirketin, 29.12.2017 tarihli sözleşme gereği kiracı olduğunun kabulü gerekir. O halde İlk Derece Mahkemesince, davalı şirketin kiracı olduğu gözönünde bulundurularak işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, kira ilişkisinin ispat edilemediği yönündeki yanılgılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, ödenmeyen kira alacağı için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasının nasıl inceleneceğini ortaya koymuştur. Karara göre, TBK m. 299 uyarınca kira sözleşmesi; kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. İtirazın iptali davasında mahkeme; geçerli bir kira sözleşmesinin ve muaccel (ödenmesi gereken) kira alacağının bulunup bulunmadığını, ödeme savunmasını ve takip konusu miktarı sözleşme ve deliller çerçevesinde denetlemelidir. Kira ilişkisi ve alacağın miktarı usulünce belirlenmeden, eksik incelemeyle itirazın iptaline veya reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve karar bozulmuştur.

Kira İlişkisinden Doğan Davalarda Görevli Mahkeme Hangisidir? (Sulh Hukuk)

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/2371, K. 2025/2659, T. 7.5.2025

Uyuşmazlık, asıl davada kullanım izin sözleşmelerinin feshinden kaynaklı alacak ve tazminat; birleşen davada ise kullanım izin sözleşmelerinin feshinden kaynaklı ödenen bakiye dönem kullanım izin bedelinin iadesi istemlerine ilişkindir. 1. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri ( 6100 Sayılı Kanun ) Kanunun’un 4/1-a maddesinde, sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın; kiralanan taşınmazların, 09.06.1932 tarihli ve 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanun’una göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları görürler hükmüne yer verilmiştir. Kira sözleşmesi, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 299. maddesinde “kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanmış olup taraflar arasında imzalanan sözleşmeler bütün olarak değerlendirildiğinde 24.03.2010 tarihli sözleşmeye konu edilen koordinatları belirli olan 107.645,00 m2 iskele ve deniz dolgu alanının 49 yıl süreyle; 07.01.2013 tarihli sözleşmeye konu edilen koordinatları belirli olan 35.157,53 m2 deniz alanının bedeli karşılığında davalı birleşen davacıya kullanmak üzere bırakıldığı, taraflar arasındaki sözleşmelerin kira sözleşmesi niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. O halde asıl ve birleşen davada uyuşmazlık, kira sözleşmelerine dayalı olmakla davaya bakmaya görevli mahkeme, 6100 Sayılı Kanun’un m.4/1-a uyarınca sulh hukuk mahkemeleri olduğu gözetilerek 6100 Sayılı Kanun’un 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, görevli olmamasına rağmen davanın esastan incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kira ilişkisinden doğan davalarda görevli mahkemeyi belirlemiştir. Karara göre, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 4/1-a maddesi uyarınca, kiralanan taşınmazların ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin uyuşmazlıklar dahil, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da içinde olmak üzere tüm uyuşmazlıkları çözme görevi, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemesine aittir. Bu nedenle kira sözleşmesinden kaynaklanan alacak, tazminat ve fesih uyuşmazlıklarında görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi olup; görevsiz mahkemede görülen dava usul yönünden hukuka aykırıdır ve bu husus mahkemece kendiliğinden gözetilir.

Birden Fazla Kiracı Varsa Tahliye Davası Hepsine Karşı mı Açılmalıdır?

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2014/11332, K. 2014/11611, T. 27.10.2014

Dava, süre bitimi nedeniyle tahliye istemine ilişkindir. Kira sözleşmesine göre tahliyesi istenen taşınmazın kiracılarının Erdoğan S. ile Engin S. olduğu anlaşılmaktadır. Kiracılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan kiracılardan Engin S. nin de davaya dahil edilmesi gerekir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde, kira sözleşmesinin 1 Mayıs başlangıçlı olarak F. S. ile yapıldığını, kiracının ölümü ile kira ilişkisinin davalılar ile devam ettiğini ve her yıl 1 Mayıs’ta kiranın arttırıldığını, Mayıs 2013’ten sonra kira bedellerinin 1.500,00 TL olarak ödendiğini, ve yazılı kira sözleşmesinin kaybolduğunu, taşınmazın boş arsa olarak kiraya verildiğini ve davalının izin almaksızın buraya baraka yaptığını, taşınmaz boş arsa olduğu için kira sözleşmesi bitiminde tahliye istenebileceğini,ihtarname ile sözleşmenin bitimi ile dönem sonunda taşınmazın tahliye edilmesinin istendiğini, davalıların taşınmazı tahliye etmediğini, bu nedenlerle davalının taşınmazdan tahliyesine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, müvekkiline ait Erdoğan S. ve Ortakları adıyla herhangi bir şirketin olmadığını davalı Erdoğan S. ile dava dışı Engin S.’in ise taraflar arasında akdedilen yazılı kira sözleşmesi gereğince kiracı olduklarını bu nedenle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı tarafından ibraz edilen 01.04.1981 tarihli 1 yıl süreli kira sözleşmesine göre taşınmazın kiracılarının Erdoğan ( Erduğan ) S. ile Engin S. olduğu anlaşılmaktadır. Kiracılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan kiracılardan Engin S.’in de davaya dahil edilerek bundan sonra işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken mahkemece, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Karar bu nedenle bozulmalıdır.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, kira sözleşmesinde birden fazla kiracı bulunması halinde tahliye davasının kimlere karşı açılması gerektiğini ortaya koymuştur. Somut olayda, süre bitimi nedeniyle tahliyesi istenen taşınmazın kiracıları iki kişidir. Daireye göre, birlikte kiracı olan kişiler arasında zorunlu (mecburi) dava arkadaşlığı bulunduğundan, tahliye davasının kiracıların tamamına karşı birlikte açılması gerekir; kiracılardan yalnızca birine karşı açılan dava, taraf teşkili sağlanmadığından esastan sonuçlandırılamaz. Bu nedenle diğer kiracının da davaya dahil edilmesi için taraf teşkili tamamlanmadan davanın reddedilmesi doğru olmayıp karar bozulmuştur.

Belirli Süreli Kira Sözleşmesi Sürenin Bitmesiyle Kendiliğinden Sona Erer mi?

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2013/9525, K. 2013/12425, T. 16.9.2013

Dava süre bitimi nedeniyle taşınmazın tahliyesi ve ecrimisil talebine ilişkindir. Davalının çay bahçesi olarak işlettiği yerin kira sözleşmesi 1 yıl süreli olarak yenilenmiştir. Davacı süresi içerisinde kira sözleşmesinin sona erdiğini taşınmazın yeniden ihale edilerek kiraya verileceğini davalıya ihtar etmiştir. Davalı taşınmazın 6570 s. K. ya tabi olduğunu feshi ihbar yolu ile tahliyesinin istenemeyeceğini davacının ecrimisil isteminin haksız olduğunu savunmuştur. Dava yerel mahkemece reddedilmiştir. En son yenilenen kira sözleşmesi bir yıl sürelidir. Davacı kiraya veren sözleşmeyi yenilemeyeceğine dair yazılı ihtarını davalıya göndermiş sözleşme süresiz hale gelmemiştir. Süresinde açılan dava için başka bir neden aramaksızn tahliyeye karar verilmesi gerekir. Ecrimisil isteminin de esastan incelenmesi gerekir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde, davalının çay bahçesi olarak işlettiği yerin 8.8.1990 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesiyle kiraya verildiğini, kira sözleşmesinin en son 8.8.2008 tarihinde 1 yıl süreli olarak yenilendiğini, sözleşme süresinin 7.8.2009 tarihinde sona erdiğini, kiralananı teslim etmesini 19.11.2008 tarihli ihtarla davalıya bildirildiğini, taşınmazı idarenin yeniden ihale edilmek üzere kiraya vereceğini belirterek kiralananın tahliyesini ve ecrimisil istemiştir. Davalı vekili ise, taşınmazın 6570 Sayılı Kanun kapsamında bulunduğunu ve musakkaf olduğunu, bu Yasaya göre feshi ihbar yoluyla tahliye istenemeyeceğini, 2886 Sayılı Kanunun 64. maddesinin davaya konu yerde uygulanamayacağını, ecrimisil istemininde haksız olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Taraflar arasında düzenlenen 8.8.1990 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesiyle yenilenen 8.8.2008 tarihli bir yıl süreli kira sözleşmesi konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır Sözleşmede kiralanan yerin park, bahçe ve çay bahçesi olduğu belirtilmiş olup, ihaleyle kiraya verilmiştir. Kiralananın bu haliyle 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanun’unun genel hükümlerine tabi olduğu anlaşılmaktadır. En son yenilenen kira sözleşmesi 8.8.2008 tarihli ve bir yıl süreli olup, 7.8.2009 tarihinde sona ermektedir. Davacı kiraya veren sözleşmeyi yenilemeyeceğine dair 19.11.2008 keşide ve 20.11.2008 tebliğ tarihli yazılı ihtarını davalıya göndermiş olup, sözleşme süresiz hale gelmemiştir. 9.9.2009 tarihinde açılan dava süresinde olduğundan, başka bir neden aramaksızın tahliyeye karar verilmesi gerekir. Öte yandan dava dilekçesinde tahliye tarihine kadar kullanım bedeli olan 9.460 TL ninde faiziyle birlikte tahsili istenildiğine göre, alacak konusunda da işin esasının incelenmesi gerekirken, alacak isteminin de reddine karar verilmesi doğru değildir. Hüküm bu sebeplerle bozulmalıdır.

Avukat Kaleminden Özet: Bu kararda Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, belirli süreli kira sözleşmesinin sürenin bitmesiyle kendiliğinden sona erip ermeyeceğini değerlendirmiştir. Somut olayda davalının çay bahçesi olarak işlettiği yerin kira sözleşmesi bir yıl süreli olarak yenilenmiş; davacı, süresi içinde sözleşmenin sona erdiğini ve taşınmazın yeniden ihaleyle kiraya verileceğini ihtar etmiştir. Daireye göre, konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşme sürenin bitmesiyle kendiliğinden sona ermez; kiracı, süre bitiminden en az on beş gün önce bildirimde bulunmadıkça sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzamış sayılır ve kiraya veren sürenin bitimine dayanarak sözleşmeyi tek taraflı sona erdiremez. Sözleşmenin süre bitiminde kendiliğinden sona erdiği kabul edilerek tahliyeye karar verilmesi doğru görülmemiş ve hüküm bozulmuştur.

Sıkça Sorulan Sorular

Kira süresi bitti, ev sahibi beni çıkarabilir mi?

Hayır. Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşme, sürenin bitmesiyle kendiliğinden sona ermez; kiracı bildirimde bulunmadıkça bir yıl uzar. Ev sahibi ancak kanunda sayılan sebeplerle (temerrüt, ihtiyaç, yeniden inşa, taahhüt, 10 yıllık uzama gibi) tahliye isteyebilir.

Ev sahibi kira artışını istediği gibi yapabilir mi?

Hayır. Yenilenen dönemdeki artış, bir önceki kira yılındaki TÜFE on iki aylık ortalamasını geçemez. Sözleşmede daha yüksek artış yazsa bile bu sınırın üzeri geçersizdir.

Kirayı ödemezsem hemen çıkarılır mıyım?

Doğrudan çıkarılmazsınız; kiraya veren yazılı ihtarla süre (konut/işyeri kirasında 30 gün) verir. Bu sürede de ödenmezse temerrüt nedeniyle tahliye davası açılabilir. Ayrıca bir kira yılında iki haklı ihtar da tahliye sebebidir.

Uzun süredir kiracıyım, kira çok düşük kaldı, artırabilir miyim?

Beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen sözleşmelerde, kira tespit davasıyla hakimden hakkaniyete uygun (emsal ve TÜFE gözetilerek) kira bedelinin belirlenmesini isteyebilirsiniz.

Ekonomik kriz nedeniyle kira çok yükseldi, uyarlama isteyebilir miyim?

Öngörülemeyen olağanüstü ekonomik değişiklik edimler dengesini katlanılamaz ölçüde bozmuşsa, TBK m. 138 uyarınca uyarlama davası açabilirsiniz. Hakim bilirkişi incelemesiyle kira bedelini yeni koşullara uyarlayabilir.

Kira davası hangi mahkemede açılır?

Kira ilişkisinden doğan tüm davalar, dava değerine bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemesinde görülür. Ayrıca dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmak zorunludur.

Birden fazla kiracı varsa tahliye davası kime açılır?

Birlikte kiracı olanlar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan, tahliye davasının kiracıların tamamına karşı birlikte açılması gerekir; yalnızca birine açılan dava taraf teşkili yokluğundan sonuçlandırılamaz.

Avukat’a Sor

Kira sözleşmesi, tahliye, kira tespiti veya uyarlama konusundaki sorularınızı doğrudan avukata iletebilir, sözleşmeniz üzerinden dosyanıza özel ön değerlendirme talep edebilirsiniz. Süre ve ihtar kuralları kritik olduğundan sürecin doğru yönetilmesi gerekir.
Avukat’a Sor

Uyarı: Danışmanlık ücretlidir. Ücretlendirme, Türkiye Barolar Birliği 2025-2026 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) esas alınarak belirlenmektedir.

küçükçekmece avukat

Av. Muhammet Sarıkaya

Avukat Muhammet Sarıkaya, 1995 yılında İstanbul’da doğmuştur. 2009-2013 yılları arasında İstanbul’un köklü liselerinden Hasan Polatkan Anadolu Lisesi’nde öğrenim görmüş; 2014 yılında başladığı Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2018 yılında mezun olmuştur. 2019 yılında avukatlık stajını tamamlayarak avukatlık ruhsatını almış ve İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarası ile kayıtlı olarak mesleki faaliyetlerine başlamıştır. Ağırlıklı çalışma alanları gayrimenkul hukuku, borçlar hukuku, aile hukuku, miras hukuku ve tazminat hukukudur. Mesleki faaliyetlerini hukukun üstünlüğü, adalet ilkesi, gizlilik ve mesleki etik kurallar çerçevesinde sürdürmekte; güncel mevzuat ve yargı kararlarını yakından takip ederek çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemektedir.

Baro Doğrulaması: Avukat Muhammet Sarıkaya, İstanbul Barosu’na 68766 sicil numarası ile kayıtlıdır. İstanbul Barosu levha kaydını doğrulamak için tıklayın.

 


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir